ERKAN AYDOĞANOĞLU: YENİ KUŞATMA (16. 10. 2014)

178

Bir toplumda yaşayan bireylerin sistemle barışık olması ve sistemin uygulamalarını “itiraz etmeden” kabul edebilmesi için, o an için geçerli olan ekonomik-toplumsal sistemin, o bireylerin en temel ihtiyaçları ve beklentilerini asgari düzeyde de olsa karşılaması gerekir. Bunun sağlanmadığı koşullarda insanların çalışma ve yaşam koşullarını sorgulaması, eleştirmesi hatta somut olarak harekete geçmeye hazır hale gelmesi ihtimali ortaya çıkar.

Türkiye’de ve dünyanın değişik bölgelerinde yaşanan gelişmelerin büyük bölümü, açıkça sermayenin çıkarlarının gerektirdiği politikalar üzerinden sürerken, işçi ve emekçilerin en temel ekonomik, demokratik talepleri görmezden gelinmeye devam ediliyor.

Türkiye’de işsizlik ve enflasyon rakamları, bugüne kadar olduğu gibi, sürekli beklentilerin üzerinde artarken, elektrik ve doğal gaza yapılan son zamlar ile birlikte emekçilerin uzun süredir yaşadığı ekonomik sorunlar daha da ağırlaştı. Hükümetin 25 milyonluk çalışan nüfusun yüzde 65’ini oluşturan işçi ve emekçilerin taleplerini karşılamak, işsizler için yeni istihdam alanları yaratılması ya da enflasyondan kaynaklı kayıpların en azından enflasyon farkı kadarının karşılanması gibi bir gündemi yok. Neredeyse bütün ekonomi toplumun yüzde 10’luk kaymak tabakasının çıkarları için seferber olmuş durumda.

Geçtiğimiz hafta açıklanan ve önümüzdeki üç yılın hedeflerinin yer aldığı Orta Vadeli Program (OVP), emekçi sınıfların içine itildiği koşulları düzeltmekten çok, yerli ve yabancı sermayeye yeni sömürü alanlarının açılmasını, çalışma yaşamının daha da esnekleşmesi ve güvencesiz hale getirilmesini hedefliyor. OVP’de esnek çalışmanın yaygınlaştırılması, kiralık işçilik ve kıdem tazminatı fonu gibi konular yeniden gündeme getirilmesini, emekçilere ve emek örgütlerine yönelik yeni bir meydan okuma olarak değerlendirmek mümkün.

Diğer taraftan kapitalist sistem, pek çok noktada içine düştüğü çıkmazlara ve giderek derinleşen çelişkilerine rağmen hâlâ elinin yetişmediği, gücünün yetmediği tek bir alan kalmasın istiyor. Eğitim ve sağlıkta yaşanan dönüşümün olumsuz sonuçları son yıllarda daha somut ve halkın günlük yaşamını doğrudan etkileyen bir şekilde kendisini göstermeye başladı.
Suriyeli sığınmacıların içine itildiği çaresizlik kullanılarak hem ucuz iş gücü kaynakları arttırılıyor hem de bu durum halihazırda çalışma şansına sahip olan işçiler için ciddi bir tehdit olarak kullanılmaya devam ediyor. Kobanê’de yaşanan insanlık dramına ve IŞİD barbarlarının canice işlediği cinayetlere tepki göstermeyen kimi işçi ve memur konfederasyonları ise, bir kez daha hükümetin arkasında saf tutarak yeni “milliyetçi cephe” oluşmasına katkı sağladılar.
Türkiye’de mevcut ekonomik-toplumsal sistemin özellikle ekonomik ve toplumsal yönden yıkıcı etkilerinin giderek ağırlaşmasına ek olarak, en temel ekonomik demokratik talepler için yapılan eylemleri bile “terör” kapsamında değerlendiren yasal düzenleme üzerinden toplumun mücadeleci kesimleri yeni bir kuşatma ile karşı karşıyalar.

Türkiye’nin içinden geçmekte olduğu ekonomik, toplumsal ve siyasal atmosfer, Kobanê eylemlerinde görüldüğü gibi, toplumda en temel insani değerlerin bile büyük bir aşınma yaşadığını, toplumun iktidar öncülüğünde yeniden şiddet ve kutuplaşma içine itilmeye çalışıldığını gösteriyor. Böylesine olumsuz bir atmosferde insanları yalnızlaştırmak, kafası karışık, birbirine karşı güvensiz ve özellikle gelecek karamsarlık içine itilmesini engellemek ve yaratılan kuşatmayı dağıtmak için az çok mücadele kaygısı duyan sendikalara, emek ve demokrasi güçlerine büyük sorumluluk düşüyor.
16. 10. 2014 – EVRENSEL