ÖZGÜR MÜFTÜOĞLU: KOBANÊ DİRENİŞİ DEMOKRASİ DİRENİŞİDİR (10. 10. 2014)

226

Halkları birbirine düşman etmeyi kendisine ilke edinmiş devlet aklı hiç değişmiyor. Daha önce birçok kez olduğu gibi Türk ve Kürt halkları arasında duygusal ortaklık yoğunlaşmaya başladığı anda karanlık (ama herkes tarafından bilinen) bir el devreye giriveriyor. Daha geçen hafta Kobanê’de kafa kesen, kadınlara tecavüz edip, pazarlarda satan IŞİD çetelerine karşı evlerini, yurtlarını, onurlarını savunan Kürt kadınların, gençlerin, yaşlıların direnişi milliyetçisinden muhafazakârına birazcık vicdan sahibi olan tüm Türklerin de saygısını kazanmaya başlamıştı. IŞİD tehdidi nedeniyle her şeyini geride bırakarak Kobanê’den gelenler için düzenlenen yardım kampanyalarına bugüne kadar Kürtleri düşman, terörist olarak gören kesimler de katılmışlardı. Böylece 90 yıldır halkları düşmanlaştırmaya yönelik politikaların yaratmaya çalıştığı, Kürtlerin “bölücü teröristler” olduğu algısı artık yıkılmaya yüz tutmuş; yüzyıllardır bir arada yaşadığımız Kürt halkının duyguları diğer halklar tarafından da paylaşılır olmuştu.

Kürtlere, onların mücadelesine yönelik olarak yaratılmış olan düşmanca algıların yerini, duygusal birlikteliğin almaya başlaması barışın toplumsallaşması için de büyük bir adımdı. Elbette bu adımın atılabilmesinde 2013 baharında başlayan çözüm süreciyle birlikte silahların susmuş olmasının katkısı son derece önemliydi. çözüm sürecinin ardından sınıf çelişkilerini gizleyen milliyetçilik örtüsü kalkmaya; sadece Kürdistan’da değil, Türkiye’nin batısında da demokrasi talepleri yükselmeye başlamıştı. Gezi direnişi bunun en güzel ve en önemli örneğidir. öte yandan Ağustos ayında yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde bir Kürt adayın, Selahattin Demirtaş’ın, bugüne kadar ulusalcı refleksleriyle bilinen bölgelerden de oy alması yine düşmanlık duygularının zayıflayıp barış, kardeşlik duygularının yükseldiğini göstermiştir.
İşte, çözüm sürecinin ortaya çıkarttığı koşullarla birlikte Kobanê’de IŞİD çetelerine karşı canını ortaya koyarak direnen Kürtlere karşı da Türkiye’de düşmanca algılar yıkılmaya başlamış 90 yıldır hiç değişmeyen devlet aklını yine devreye sokulmuştur. AKP Hükümeti, birçok kez söz vermiş olmasına rağmen Kobanê’de direnen Kürtlere yardım koridoru talebini yerine getirmediği gibi IŞİD çetelerini desteklediği yönündeki iddialara inandırıcı bir cevap verememiştir. öte yandan Cumhurbaşkanı ve hükümet temsilcilerinin topraklarını, onurlarını savunan Kürtlerle kafa kesen, tecavüzcü IŞİD’ı bir tutan söylemleri, çözüm sürecinin, barışın sürdürülmesi konusunda devlete olan “güveni” önemli ölçüde sarsmıştır. Bunun üzerine Kürtler ve Türkiye’deki demokratik kamuoyu, her şeyden önce Kobanê’de bir katliamın önlenebilmesi için hükümeti verdiği sözü tutmaya çağıran; Ortadoğu ve Kürtlere yönelik politikalara tepkisini ortaya koyan eylemlere başlamıştır.

IŞİD vahşetini lanetleyen ve hükümeti göreve çağırmayı amaçlayan bu eylemlere karşı aynen 1980,
1993, 2011 yıllarında olduğu gibi karanlık el devreye girmiş ve bir anda milliyetçilik üzerinden, karşılıklı çatışmaya dönüşen bir kutuplaşma yaratılmak istenmiştir. AKP hükümeti, kendisinden önceki birçok hükümet gibi Kürt düşmanlığı üzerinden kutuplaşma yaratırken, demokrasi taleplerini susturmayı ve işsizliğin, yoksulluğun, iş cinayetlerinin, kadın katliamlarının nedeni olan politikalarının üzeri örtmeyi amaçlamaktadır
AKP’nin Kürt düşmanlığı üzerinden milliyetçiliği yükseltirken diğer hükümetlerden farklı olarak bir başka niyeti de Kürtlerin Rojava’da gerçekleştirdiği devrimi ortadan kaldırmaktır. Zira halkların bir arada kardeşçe yaşamasını sağlayan, kadın özgürlüğüne dayanan, özerk, demokratik bir yönetim olan Rojava devrimi ırk, din, mezhep, cinsiyet ayrımcılığı yaratarak toplum üzerinde tahakküm kurmaya alışmış rejimler tarafından tehdit olarak görülmektedir. Bu nedenle gerek AKP gerekse halkları birbirine düşürerek Ortadoğu’da egemenlik kurmak isteyen diğer ülkeler Kobanê direnişini kırarak Rojava devriminin kazanımlarını ortadan kaldırmaya çalışmaktadır.

Sözün özü: Türkiye halklarının, emekçilerinin onurlu bir yaşam için mücadele veren Kürt halkıyla hiçbir çıkar çatışması yoktur. Tam tersine Türkiye’de emekçilerin, ezilenlerin, kadınların daha iyi bir yaşam mücadelesi ile Kürt halkının onurlu bir yaşam mücadelesi ancak demokrasi mücadelesi çerçevesinde ortaklaştırılabilirse başarıya ulaşacaktır. Dolayısıyla demokrasiyi daha da geriletecek ve mücadeleye zarar verecek karanlık müdahaleler sadece Kürtlere değil tüm Türkiye halklarının, ezilenlerinin mücadelesine zarar verecek ve hakları geri götürecektir.
10. 10. 2014 – EVRENSEL