BÜLENT FALAKOĞLU: KÖŞEYE SIKIŞAN KEDİ KİMİ TIRMALAYACAK’ (29. 09. 2014)

167

AKP Hükümeti bir çok açıdan sıkışmış durumda.
Hükümet ne kadar aksini iddia ederse etsin. . . Hükümetin Ortadoğu politikası hem bölgesinde hem Batı’da kabul görmedi. Türkiye’yi ‘değersiz’ bir yalnızlığa itti.
Türkiye’nin, ABD planlarına dahil olmasıyla birlikte. . . İŞID, hükümetin elinde patlayan bir bomba gibi. . .
Diğer destek iddiaları bir yana. . . Lojistik açıdan hayati derecede destek verdiği İŞID’in saldırılarına (Kentlerde, kurumlarda, bombaların patlaması gibi) maruz kalma ihtimali hiç de az değil.
Henüz bir müzakereye bile dönüşmemiş olsa da. . . Hükümetin elinde bir
koz olarak tuttuğu, ‘barış süreci’ kayıp gidiyor.
Rojava devrimini, IŞİD’le boğma taktiği, Kürt cephesinden, “Kobane saldırısıyla süreç bitmiştir” şeklinde karşılık buldu.
Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) seçimlerine yönelik de hükümete hiç iyi haberler gelmiyor.
Oysa hükümet için HSYK, bütün bir adalet sistemini kontrol altına alabilmek için önemli bir kale!
Yargıtay üyelerinin, Adalet Bakanlığı’na çağırılıp ‘sigaya çekildikleri’. . .
Bakan, müsteşar, müsteşar yardımcıları il il gezip, hâkim ve savcılarla yaptıkları toplantılarda ‘telkinde’ bulundukları. . .
Hâkim ve savcılara sicil afları, yurtdışı eğitimi, maaş artışı gibi vaatlerin havada uçuştuğu. . .
Ve daha pek çok müdahale iddialarına rağmen. . .
HSYK’yı hükümetin tercih ettiği üyelerle doldurmak için yapılan faaliyetler de sonuç
vermiyor gibi. . .
Hükümet kanadından, “Milli irade yok sayılarak yargı yapılandırılamaz” sesleri yükseliyor.
BİR DE EKONOMİ SIKIŞTIRIYOR
Ekonominin büyüme hızı iyice düştü ve artmıyor.
Yatırımlar, ucuz ve bol döviz üzerinden yapılıyor. Üretim ucuz emek üzerinden gerçekleştiriliyor. Ülkede tasarruf yok! Elin parasına muhtaçlık hali dışa bağımlılığı kronik hale getirmiş durumda.
ülkenin yoksulluğunun da kronik hale geldiği resmen ilan edilmiş durumda. Türkiye İstatistik Kurumu geçen hafta, “Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırmasını” açıkladı.
Buna göre. . .
Nüfusun yüzde 40’ı, sızdıran çatılı, nemli duvarlı, çürümüş pencere çerçeveli evlerde oturuyor.
Nüfusun yüzde 75. 5’i “yıpranmış ve eskimiş mobilyalarını yenileyemiyor.
Niye elde yok avuçta yok çünkü.
Ailelerin yarısının hiçbir birikimi yok.
İki kişiden biri; “Beklenmedik bir harcama çıkarsa karşılayacak durumda değiliz” demiş devletin istatistik kurumuna.
Her 5 aileden dördü demiş ki; “Evden uzakta bir haftalık tatil” yapmamız imkansız!
Elde ettikleri gelirle tasarruf etme şansları mı var da, tatile gidebilsinler, ekstra bir masrafı karşılayabilsinler?
Bu yüzden borçlular. Türkiye’de üç aileden ikisi borçlu.
Ucuz emek üzerinde yükselen ekonominin büyümesi, dış kaynak girişlerine bağlı. Bu sıralar büyüme temposunun düşmesi, Amerikan Merkez Bankası (FED) bol parayı biraz kesmesindendir.
Şimdi FED diyor ki, faizleri de artıracağım. Bu demektir ki; sadece bol para azalmayacak, aynı zamanda gelen para da geri gidecek! Yani bolluğu kademeli olarak düşürülürken ülkeye girişi azalan döviz, artık ülkeden de çıkmaya başlayacak.
400 milyar dolara yaklaşan dış borcu bulunan Türkiye için kara haber!
üstelik Türkiye’nin ihracat yaptığı pazarlardan (AB, Ortadoğu) da iyi haber yok. Anlayacağınız bir de ekonomi sıkıştırıyor hükümeti.

UZUN UZUN ANLATMAYA GEREK VAR MI?Dış bağımlılık, düşen büyüme hızları, yüksek kırılganlık gibi etkenler iktidarı sıkıntıya sokacak ekonomik etkenler.
Bunlara bir de jeopolitik riskler eklendi. Türkiye’nin komşu olduğu Ortadoğu yanıyor.
Gazetemizin ekonomi yazarlarından Murat Birdal geçen hafta Perşembe günkü yazısını şöyle bitirmişti: “Ne var ki, ABD ekonomisinde yaşanan gelişmeler AKP’nin siyasi başarısını borçlu olduğu sıcak paraya dayalı büyüme modelinin ömrünü daha da kısaltacak gibi gözüküyor. “
Hükümetin köşeye sıkışmışlığının içinde sorulması gereken soru şu: “Köşeye sıkışan kedi kimi tırmalayacak?”
Dolar yükselişe devam ederse elektriğe ve doğalgaza zam kaçınılmaz gibi. Enerji Bakanı Taner Yıldız, zam olup olmayacağının pazartesi (bugün) karara bağlanacağını duyurmuştu.
Bugün olmazsa yarın mutlaka.
Döviz yükselirken, enerji fiyatları artarken enflasyon düşer mi?
Anlayacağınız, ‘Hoş geldin zamlı günler!’
Dolardaki yükseliş sadece zammın habercisi değil! Haziran ayından bugüne şirketlerin borçlarını 25 milyar dolar artırdı. Şirketlerin, işçi sömürüsü üzerinden elde ettikleri gelirden borca ayırdıkları rakam büyüdü.
Şimdi patronlar işçiye dönüp diyecekler ki; “Kazanamıyorum seni daha çok sömürmem lazım. “
Adım adım hayatın zamlı ücretlerin sabit olduğu günlere doğru. . .
Zamlar. . . Daha çok sömürü. . . Ve daha sıralanabilecek çokça örnek! Kimin tırmalanacağını uzun uzun anlatmayı gereksiz kılıyor öyle değil mi?

öTELENEMEZ GöREVLERİşçi ve emekçiler kara günü bekler gibi beklememelidir, kendilerine daha ağır faturaların çıkarılacağı günleri.
Sınıftan, emekten yana olan siyasi parti ve yapılar da, iktidarın ekonomi politikalarıyla mücadeleyi krize havale etmemeli, kriz beklentisinin sınıfsal tepkileri arttıracağı rehaveti içine girmemelidir.
Püskürtebilmek için bugünden o güne hazır olmak lazım. Aksi halde tırmalanmak kaçınılmaz olur!
İstedikleri sonucun çıkmaması halinde, “HSYK seçimini meşru saymayız” diyebilecek kadar ileri giden. . .
“Durursak düşeriz” anlayışı çerçevesinde faşizan-otoriter bir yapı kurarak muhalefeti susturmaya çalışan. . .
Bu iktidara karşı demokratik mücadele de ötelenemez!

29. 09. 2014 – EVRENSEL