İBRAHİM Ö. KABOĞLU: CUMHURBAŞ(BA)KANLIK’ (28. 08. 2014)

169

önceki iki yazım, “CB seçilen” kişinin konumuna ilişkindi: Bugün göreve başlayacak olan Sn. Erdoğan’ın
fiili işlem ve eylemle yarattığı “ara dönem”. “CB seçilme işlemi tamamlanmadı” yollu gerekçeleri de, aslında kendi eylem ve işlemleri ortadan kaldırdı.
21 Ağustos’ta, Genel Başkan adayı ve Başbakan adayını belirledi. çifte aday Davutoğlu’nun, “Cumhurbaşkanım” hitabıyla da, CB seçim işleminin tamamlandığı, AKP cenahında da en üst düzeyde tescil edilmiş oldu.
Belirleme yönünde attığı adım, CB yetkisini kullanmaya başlama işareti. Parti başkanını kooptasyon yoluyla belirleyerek, partili delegelerin yapacağı işlemi de kendisi yaptı. Parti Başkanlığı’nı fiilen dünkü Olağanüstü Kongre konuşmasında sürdürdü… Orada, “insan haklarına dayalı demokratik ve laik Cumhuriyet” yerine, din referanslı ve tehdit söylemi ağır basan siyaset vardı…
GEçİŞ DöNEMİNİN ANLAMI
Başbakanlık, Parti Genel Başkanlığı ve Cumhurbaşkanlığı’nın bir kişide toplandığı 10 Ağustos-28 Ağustos “ara dönemi”,
“Türkiye’nin anayasal düzeni” açısından, “fiili bir dönem” olarak tarihe geçmiş bulunuyor. Bu dönemde Erdoğan’ın eylem ve işlemleri,
Partisinin kendisi için tasarladığı ve Kasım 2012’de Anayasa uzlaşma Komisyonu’na sunduğu “başkancı” modelin fiilen uygulanmaya konması anlamına gelmekte.
Şimdi asıl sorun şu:
bugünden itibaren CB ne ölçüde anayasal sınırlar içinde kalacak?
Anayasayı askıya alması, geçiş dönemi kadar kolay olmayacak. Neden? çünkü, 1982 Anayasası, Başbakan’a önemli yetkiler tanıyor. Yetkileri, klasik parlamenter rejim öngören 1961 Anayasası’nın tanıdığı yetkilere göre çok ileri olduğu gibi, yarı-parlamenter/yarı-başkanlık karakterli 1958 Fransa Anayasası’nın tanıdığı yetkilerin de çok ilerisinde. Başlıcaları:
– Başbakan, Bakanlar Kurulu’nun başkanı olarak, bakanlıklar arasında işbirliğini sağlar ve hükümetin genel siyasetinin yürütülmesini gözetir.
– Her bakan, başbakana karşı sorumludur.
– Başbakan, bakanların görevlerinin Anayasa ve kanunlara uygun olarak yerine getirilmesini gözetmek ve düzeltici önlemleri almakla yükümlüdür.
– üstelik, Başbakan, tek başına ve Bakanlarla birlikte TBMM’ye karşı sorumlu.
çİFTE İHLAL/SORUMLULUK/YANILGI
çifte ihlal:
Bu düzenleme karşısında, eğer CB Anayasa’ya uygun davranmaz ise, sadece kendisi değil, Başbakan da Anayasa ihlâlinde bulunmuş olacak.
çifte sorumluluk: bu nedenle, Anayasayı ihlâl suçunun cezası her ikisi için gündeme geleceği gibi, Bakanlar da bu halkanın dışında kalamayacak…
çifte yanılgı ise, şu şekilde ifade edilebilir:
1. CB seçimle geldiğine göre, Anayasa’yı zorlasa da olur. Hatta, bazıları, “kurucu seçim” gibi kendinden menkul deyimler icat etmekte.
Bu, yanıltıcı bir söylem.
çünkü,
CB’nin seçimle belirlenmiş olması, onu anayasa-üstü veya anayasa-dışı bir konuma geçirmez. Tam tersine, Anayasa’nın üstünlüğü, öncelikle kendisi için geçerli.
2. Nasılsa, hedef Anayasa değişikliği yoluyla rejim değişikliği yapılacağına göre, yürürlükteki anayasal hükümlere uyulmasa da olur…
çok tehlikeli bir yaklaşım bu.
Neden? çünkü, askerler bile, darbe sonucu
Anayasa’yı askıya alınca hemen “anayasal düzen kanunu” yürürlüğe koyar, yenisi yapılıncaya dek geçerli olması için. Varsayalım ki, Anayasa değişikliği veya yeni anayasa beklentisi gerçekleşti; o durumda, yeni Anayasa’nın bağlayıcılığı nasıl sağlanacak? “Ben kendi yaptığıma uyarım” mı denecek? (Cumhurbaşkanlığı Seçimi Kanunu kimin tarafından yapılmıştı?)
AMAN DİKKAT! ‘YENİ’ OLAN NE DEĞİL?
Yakın geçmişe kadar dillere pelesenk edilen “vesayet”, yerini “yeni”ye bıraktı. “Yeni” olan ne? Geçmişe göre bugünü mü, yoksa bugüne göre yarını mı? Vesayet nakaratçıları için yeni olan AKP’nin 12 yılıdır. Davutoğlu ise, geleceğe gönderme yapıyor: “restorasyon” ve “kutlu yürüyüş”.
Her iki “yeni”ci, şu ortak paydada buluşuyor: insan hakları, demokrasi ve hukuk devletinin hedef olmadığı bir yeni Türkiye.
Bu kavramlar bakımından, bir belirsizlik hatta kaos ortamının sürdüğü söylenebilir: 61. Hükümet’ten 62. Hükümet’e geçiş şekli. Gerçi 15 Ağustos’ta dağılmıştı. Ama bunun adı konmaz ise, 61’den 62’ye geçiş de “Anayasa dışı” yolla kotarılıyor demektir.
Her ne olursa olsun, “yeni” dönem, çok yakından izlenmeli. “Yeni” diye diye, bugünü arar hale gelebilir Türkiye halkı, eğer uyanık olmaz ise.
özetle, geçiş sürecinde Anayasa değil, “Cumhurbaş(ba)kanlık” öne çıktı. Evet bugün “oyun” başlıyor; hayli tehlikeli. Buna karşı mücadele yolunda anayasal temel belli: “insan haklarına dayanan demokratik ve laik Cumhuriyet”.
28. 08. 2014 – BİRGÜN