ERKAN AYDOĞANOĞLU: BIÇAK KEMİKTE (21. 08. 2014)

179

Patronlar ve onların siyasal temsilcisi olan siyasi iktidar, işçi ve emekçileri ihtiyaç duyduğunda istediği gibi kullanıp, ihtiyacı kalmadığında kolaylıkla kapı önüne koyabileceği bir düzen yaratmak için yıllardır çırpınıyorlar. çünkü onlar için işçiler, işin en kolay elden çıkarılabilen unsurları olarak görülüyor. Üretim sürecinin, artı değer üreten biricik öğesi canlı emek olmasına rağmen, işçilerin patronlar tarafından kullanılıp atılabilmesi ya da kolayca yerine başkasının bulunabilmesi onların örgütlü mücadeleye bakışlarını ve dirençlerini zayıflatan bir etki yaratıyor.

İşçilerin, karşı karşıya olduğu sorunlardan kaynaklanan zayıflıklar, özellikle yoksulluk ve işsizlik baskısı, patronların sonu gelmeyen isteklerinin hükümet tarafından her fırsatta gündeme getirilmesine neden oluyor. Ne kadar çok kâr ya da kazanç elde edilirse edilsin, sürekli artan “daha fazla kâr” hırsı karşısında hiçbir kural, sınır ya da engel fayda etmiyor.

İşsizler, hali hazırda çalışan işçileri daha hızlı ve yoğun çalıştırmanın, onları denetim altında tutmanın en önemli, en etkili araçlarından birisi olma özelliğini sürdürüyor. Patronlar için hali hazırda işçilerin yerini almaya hazır işsizler kitlesini yedekte tutmak, işçiler için başta ücretler olmak üzere, çalışma koşulları ve sosyal haklarla ilgili talepleri daha baştan engelleyen, toplu iş sözleşmelerini baskı altına alan, dolayısıyla işgücü maliyetini düşüren bir işlev görüyor.

İşgücü maliyetini düşürmek adına işin bazı bölümleri fason üretime kaydırılıyor. Fason iş yaptırmak için ülke içinde sigorta maliyetlerinin ve örgütlenmenin olmadığı ucuz işgücü mekanları (örneğin kapitalizmin ilk yıllarında olduğu gibi atölyelere, evlere vb) ya da üretim bölgeleri (sanayi siteleri, organize sanayi bölgeleri vb) öne çıkıyor.

İşçilerin, işlerini kolayca kaybedip, her an kapı önüne konabilecekleri korkusunu her an hissetmeleri, en ağır çalışma koşullarında bile daha uyumlu, daha uysal, daha itaatkar olmalarına neden oluyor. İşsizlerin sayısı arttıkça, hali hazırda çalışan işçilerin üzerindeki psikolojik baskı daha da artıyor. Söz konusu baskı Suriye’deki iç savaştan kaçan ve neredeyse karın tokluğuna çalışmaya hazır olan Suriyeli işçiler ile birlikte dayanılmaz noktaya gelmiş durumda. Hatta bazı bölge ve illerde işsizliği besleyen asıl nedenleri sorgulamak yerine, tek derdi yaşamını sürdürmek olan Suriyeli işçilerin hedef olarak gösterilmeye çalışılması düşündürücü.

Patronların, istedikleri zaman tüm işgücünün yerini almaya hazır işgücü fazlası bulabildiği durumlarda sendika kurmak, örgütlenmek, sendikal faaliyet yürütmek elbette hiç kolay değil. çünkü sistem sadece sınırlarını kendisinin belirlediği çalışma ilişkileri ile değil, günlük tüketim ilişkilerini kullanarak da bireyleri tek tek kendisine bağlıyor. Bugün aldığı ücret ile ay sonunu getiremediği için kredi kartına yüklenmeyen, bankaya kredi borcu olmayan birisini bulmak neredeyse imkansız.

Birçok işyerinde, işçiler ücret artışı isteklerinde ya da patronların isteklerine karşı direnmekte daha cesur davrandıklarında, patronun fabrikayı kapatabileceğini/taşıyabileceğini çok iyi biliyorlar. Bu nedenle, işinden olma korkusu işçilerin örgütlenme girişimlerini zayıflatsa da tamamen ortadan kaldıramıyor.

Yaşanan tüm olumsuzluklara, tehditlere ve zorluklara rağmen patronlara yönelik tepkilerin artması, sendikal örgütlenme girişimlerinin artarak sürmesi, işçilerin çalışma ve yaşam koşullarının ne kadar ağırlaştığını, tabiri caizse “bıçağın kemiğe dayandığı” noktayı gösteriyor aslında. Patronların çalışan işçilerin yerine koyabilecekleri koca bir yedek işgücü ordusu var. İşçilerin ise birleşmek, mücadele etmek ve örgütlenmekte ısrarcı olmaktan başka çareleri yok.
21. 08. 2014 – EVRENSEL