CEM KİRAZOĞLU: MESLEK LİSESİ: ETİ SENİN, KEMİĞİ BENİM (13. 08. 2014)

173

Meslek
lisesi öğrencisi iş kazasında öldü. Gazetemizde çıkan habere göre, Oğuzhan çalışkan adlı meslek lisesi son sınıf öğrencisi bir genç stajını yaptığı dönemde 15 Temmuz tarihinde elektrik akımına kapılarak ağır yaralanmış ve 7 Ağustos tarihinde yaşamını yitirmiş. Habere göre, kaza sonrası işveren, Oğuzhan’ın ailesi ile görüşerek, “Vicdanen rahatım, bizim hiçbir sorumluluğumuz yok” demiş.
Staj, stajın emek sömürüsü olarak kullanılması, mevcut hükümetin çıkardığı kanunlarla desteklenerek bir öğrenme ortamı gibi sunulması gibi konularda geçmişte birçok yazı yazmıştım. Son dönemde mesleki ve teknik liseler ile mesleki ve teknik eğitim merkezlerine alınacak öğrencilerin sayısının daha da arttırılmasıyla stajın artık daha fazla sayıda çocuk için ölüm tehlikesi içerdiğini düşünebilirsiniz bu olayla birlikte.
“Eti senin, kemiği benim” deyişi bir çocuğun velisinin, çocuğunu bir öğretmene ya da ustaya bir şeyler öğrenmesi için teslim ettiğinde, ona tam yetki verdiğini anlatmak için kullanılır. Eleştirel sözlüklerden biri olan Uludağ Sözlüğü şöyle bir taradım. Pek de hoş deneyimlerle karşılaşmadım. çocuğa yönelik şiddet, anne babanın umursamazlığı kaynaklı hayal kırıklığı, nefret ve güvensizlik gibi temalarla karşılaştım. Bu temalara kaynaklık eden deneyimler, bir zamanlar, anne babaları tarafından ya öğretmenine ya da bir iş öğrensin diye bir ustaya, patrona, ya okulunda başarısız olduğu için ya yaz tatilinde ya da başka herhangi bir sebeple teslim edilen çocuklara ait. Geleneksel olarak anne babalar, çocuklarını teslim ettikleri öğretmenin ya da ustanın tam yetki kullanmasını ve bu yetkiyi kullanırken sert davranmasını meşru görürler. çocuk dediğin, doğal ortamda aile dışında çocuğa yabancı birilerinin sert davranmasıyla öğrenir ancak. Bu sertlik zaten hayatın içinde olduğu için ve çocuk da bir gün gelip sert ve katı yetişkin dünyasında hayatta kalma mücadelesi vermek zorunda kalacağı için çocukluktan böyle bir yetiştirme tarzına alışmasında fayda vardır, diye düşünülür.
Şu anda mevcut devlet anlayışı da budur. Şaşıracak bir şey yok aslında. Sosyokültürel bir yansıma. . . Yani aslında toplumun derinliklerinde, ilişkiler ağında, kültüründe bu anlayış yerleşmiş. Buna dayanarak hükümet de, eğitimi öyle bir tasarlayıp yapılandırdı ki, özel sektör sanayi ve ticaret kuruluşlarının ara eleman ihtiyacı masalını da kullanarak ortaöğretim düzeyinde meslek eğitimi veren kurumların kontenjanını da arttırdı. Üstelik staj görüntüsü altında çocuklar ağır işlerde çalıştırılıyorlar, güya çocuklara iş öğretiliyor. öğrenmenin yolu ölmekten geçiyorsa, yeni bir öğrenme yöntemi bulundu demektir, bu coğrafyada. Bu çalışmanın, affedersiniz öğrenmenin, bir de bedeli var. İş yerinin büyüklüğüne göre asgari ücretin yüzde 15’i ila yüzde 30’u arasında bir ücret alıyor çocuk işçiler, pardon stajyerler. Sanmayın ki, bu ücret karşılığında daha az çalışıyor çocuklar. Hayır. . . Neredeyse normal bir işçi gibi çalıştırılıyorlar. Bir işletme, okulundan yeni mezun olan yetişkin bir işçi çalıştırarak en az asgari ücret vermek yerine stajyer veya çırak çalıştırarak daha ucuza mal edebiliyor bu işçileri. “Eti senin kemiği benim” anlayışıyla çalıştırıyor tabii ki bu çocuk işçileri.
İşte maalesef Oğuzhan böyle bir anlayışın sonucunda hayatını yitirdi. İşverenin de vicdanı rahatmış. Hiçbir sorumluluğu yokmuş. Nasıl olsa, eti senin kemiği benim, denilerek toplumumuz Oğuzhan’ı ona teslim etti ya… Niye sorumluluğu olsun ki…
13. 08. 2014 – EVRENSEL