AKIN OLGUN: KAHKAHA İLE GELİYORLAR (08. 08. 2014)

233

Günlerden kadının kahkahasının ne menem bir tehlike olduğuna dair Başbakan yardımcısının açıklamalarının memleketi sıvadığı dönem.
Kadın üzerinden kurdukları her cümlenin içinde “yasak, ahlak, namus, iffet” var. İçinden kadın geçen her şeyi mutlaka namuslarına iliştiriyorlar. Namus ve ahlakı sadece kadın üzerine inşa ettikçe hırsızlıklarına, soygunlarına, talanlarına kimse namussuzluk demeyecek eminler. Duydukları kahkahalar rahatsız ediyor onları. Kahkaha rezilliklerini ve yakalanmış oldukları hissini veriyor muhakkak ve namus, ahlak, iffet diye bu kadar bağırıp durdukça biz de anlıyoruz kendilerinde olmayanı.
Ve elbette görüyorlar, hak ve özgürlükler mücadelesinin en önünde kadınların olduğunu. Korkmadan yürüyorlar TOMA’ların, panzerlerin, gazların, mermilerin üstüne. Asla sinmiyorlar, herkes kenara çekildiğinde bile onlar varlar. (Sebahat’ın tokadı bu yüzden korkunç bir rahatsızlık verdi. Tokat, sistemin canını acıttı) Kadınların yazdığı, oynadığı, sahip çıktığı, tartıştığı her şey onların gözüne batıyor. Evet, tam anlamıyla korkuyorlar kadınların öne çıkmasından.
Latin Amerika’da, “önce kadınları vurun” diyerek kontraları yönlendirenlerin derdi de bunu yok etmekti. önce kadınları vurdular. Gittikleri her yerde önce onları infaz ettiler. Başaramadılar… Kadın sevdiğinde, kadın inandığında, kadın tutunduğunda vazgeçmiyordu. Bu mücadele deneyimi onları hep rahatsız etti.
Muhalif olan kadın korkutuyor onları. İtiraz eden, sesini yükselten ve hesap soran kadın korkutuyor… İktidarın yanında olan ise önce kadınlığından yani itirazlarından soyunuyor, erk(ek) bilincini kuşanıp ezenle bütünleşiyor. Kadın olarak değil, ondan arınıp, erkek olarak.
İktidara sırtını dayadığı güçle “çok şükür İŞID” diyenler gibi.
Bir mahallede yaşanan çatışmanın ardından “Şükür İŞID ve yaralı yok” diyerek sempati tazelediler. Ne kesilen başları, ne ırzına geçilen kadınları, ne de elleri arkadan bağlı öldürülen sivilleri görmüyorlar belli ki. İŞID’in kurbanları arasındaki kadınların “iffetsiz” olduklarından emin inançla, abdest tazeleyerek “şükür”leniyorlar. Değerler, inançlar çürüdüğünde mutlaka yerine koyabilecek “kahramanlar” ararsınız. Dinde açtıkları deliği kesilen başlarla kapatmaya çalışıyorlar ve en çok korkuyu seviyorlar. Mevlana güzellemesinden İŞID güzellemesine varılan nokta, içine düştükleri çukurun kokusunu veriyor hepimize.
Sınırın öteki tarafında kadınlar ağlıyor, ırzına geçiliyor, fetvalar veriliyor tecavüzün helalliğine, taşlıyorlar iffetsizliğinden emin, kadınların sünneti için biliyorlar bıçaklarını. Başlar, uzuvlar kesiliyor, çarmığa geriliyorlar. Küçücük kız çocuklarının körpe bedenlerini, eş pazarında parçalıyorlar. Olsun “İŞID’e şükür”
Kadınlar öldürülüyor Türkiye’de. Tecavüze uğruyorlar, çocuk yaşta gelin edilip erkeklerin odalarına sürükleniyorlar. İntihar ediyor kadınlar. Şiddet evlerden sokaklara, mahallelere taşıyor. Saçlarından sürükleniyor, bıçaklanıyor, kurşunlanıyor. . . Birer istatistik, kayıt içine düşüyor ölümleri. On, yüz, bin, binler olarak ekleniyor ölü bedenleri kayıtlara.
Milli Edep gurmesi (!) M. Ş. Eygi’nin “Terbiyeli ve medeni bir İslam hanımı yaz günlerinde elindeki bir külah dondurmayı, sokakta, meydanda inek gibi yalayarak dolaşmaz” sözleri, Arınç’a destek pışpışı çekiyor. Alkışlıyorlar.
Kadının yediği dondurma batıyor gözlerine, iktidarı yalayanlar değil. Kadının kahkahası, itirazı, karşı koyuşu batıyor gözlerine. Kendilerine benzettiklerinden istiyorlar sadece. Kadının dondurma yemesi bozuyor(muş) meğer erkek ahlaklarını. Onlar konuşuyor, aşağıda birileri silaha bir mermi sürüyor sıkıyor kurşunu, diğeri bıçağı çekip sokuyor, sopayı kırıyor belinde ötekisi.
Binlerce kadın ise, namus cinayetlerine ve kadına uygulanan şiddete karşı bir duyarlılık yaratabilmek için yılmadan yükseltiyor sesini. Ellerinde öldürülen kadınların resimleri ve isimleri ile yürüyorlar, yürüyorlar, yürüyorlar. . .
Kadınlar kadınları taşıyor ellerinde. Yani yaşama şansı olanlar, artık yaşamayanları taşıyor.
Yani;Başaramayacaksınız. Kadınlar kahkahaları ile geliyorlar.

08. 08. 2014 – BİRGÜN