Dr. MURAT ÖZVERİ: İŞÇİSİN, KUSUR SENDE (03. 08. 2014)

181

1999 depremi sonrasında yıkılan binaların beton analizlerinin yapılması başlı başına bir iş haline gelmişti. Birçok hazır beton şirketinde kurulan laboratuarlara; yıkılan binalardan alınan beton örnekleri getiriliyor, burada çalışan işçiler bir dizi işlem yaparak örneklerde sağlıklı beton kullanılıp kullanılmadığını belirliyordu. İş yoğun ve belli sürelerde bitirilmesi gerekiyordu.

Bu işi yapan firmalar, her zaman olduğu gibi en az işçiyle en fazla işi yapma telaşına düşmüştü. İşçiler günde 14 saat çalışmak zorunda kalıyordu. Firmalardan bir tanesi az işçi çalıştırmayı abartmış, bir tek teknisyene, Kocaeli, Gölcük, Sakarya’dan gelen tüm numuneleri analiz işini yaptırıyordu. Bir süre sonra çalışma koşulları fiziki sınırları zorlayan işçi, eleman alınması talebini şirkete iletti. Şirketin bölge müdürü işçiye, durumun vahametini anlatan bir dilekçe yazmasını önerdi. Bölge müdürünün “dikte ettirdiği” dilekçede işçi, işlerin yoğunluğuna örnek olarak; bazı numuneleri işlemden geçirmeden rapor yazmak zorunda kaldığını, işleri yetiştiremediğini belirtiyordu. Şirket, işçinin bu dilekçesini ihbar kabul edip işçiyi tazminatsız işten çıkardı. Bölge müdürü bu işçinin yerine birisi Kocaeli, birisi Sakarya, birisi Yalova’dan gelen numunelere bakacak üç işçi aldı.

İşçi ise açtığı davayı kaybetti. Bilirkişiler işlerin yoğunluğuna, uzun çalışma sürelerine, işverenin sırf maliyeti düşürmek için üç işçinin işini bir tek işçiye yaptırmasına bakmaksızın işçinin beyanından hareketle işçiyi yüzde yüz kusurlu buldu.
Bir başka işçi, forklift şoförü olarak çalışıyordu. Şefi, forklifti kompresör aracılığıyla tazyikli suyla yıkamasını istedi. İşçi, motor kapaklarını tutan kilitlerin ikisinin kırık olduğunu, kapağın tazyike dayanmayacağını, suyun içeri kaçıp conta yanmasına neden olacağını söyledi. Şefi ısrar etti. Yıkama sonrası işçinin uyarıları birebir gerçekleşti, forklift contası yandı. İşçi savunmasında yaptığı uyarıları tek tek sıraladı ama işveren sonucu öngörmesine karşın forkliftin contasının yanmasına neden olduğu için işçiyi işten attı. Mahkeme ne işçinin yaptığı uyarıyı dikkate aldı ne de bir işçinin şefinin söylediğini yapmamasının fiilen olanaksız olduğunu. Bilirkişi “Zarar, işçinin otuz günlük ücretini aştığından tazminatsız fesih yerindedir” dedi, işçi davayı kaybetti.
…Bir de ağır yaralanmalara, hatta ölümlere neden olan olaylar var. Bu olayların tamamında iş koşullarına, işverenin işçiyi hangi yoğunlukta, nasıl bir baskı altında çalışmaya zorladığına bakılmaksızın sadece sonuca göre kusur belirleniyor. İşçi “Bir haftadır akşam 10, sabah 8 çalışıyorum. Aşırı yorgunum ve stres altındayım” diye feryat ediyor ama işveren iş yetişecek diyor.
İşçinin işini yaparken kusurlu bulunmasının tek sonucu, işten tazminatsız olarak atılması, işverenin zararını karşılamak zorunda kalması da değil. Son günlerde sıkça karşımıza çıkan bir sonuç daha var. Kaza geçirip sakat kalmış işçiye Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) dava açıyor, kazada yaralanan ya da ölen diğer işçilere yapmış olduğu ödemelerin bir kısmını kazada kusurlu bulunan işçiden geri istiyor.
Uygulama yasal, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu 21/4 maddesine dayanıyor. Maddede “İş kazası, meslek hastalığı ve hastalık, üçüncü bir kişinin kusuru nedeniyle meydana gelmişse, sigortalıya ve hak sahiplerine yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değerinin yarısı, zarara sebep olan üçüncü kişilere ve şayet kusuru varsa bunları çalıştıranlara rücu edilir” deniliyor.
SGK, iş kazasında kusurlu bulunan işçiyi üçüncü kişi olarak nitelendirip, açtığı davada diğer kaza geçirenlere yapmış olduğu ödemlerin bir kısmını, kusuru oranında işçiden geri istiyor.
İşçinin işini yaparken dikkatli ve özenli davranması, işi aksatmaması, kullandığı iş araçlarına ve ürüne zarar vermemesi, işverenle yapmış olduğu iş sözleşmesinden doğan bir yükümlülük ancak işçinin bu yükümlülüğün karşısında işverenin de işçinin fiziksel, ruhsal, sosyal iyilik haline zarar vermeyecek bir iş ortamı yaratma yükümlülüğü bulunuyor. Kısaca işverenin yönetim hakkını, işverenin işçiyi gözetme borcu sınırlandırıyor. Dolayısıyla işçinin kusurlu olup olmadığı değerlendirilirken öncelikle işverenin üzerine düşen yükümlülüğün gereklerini yerine getirip getirmediğine bakılmalı ancak bunun tam aksi yapılıp, işçi mutlaka kusurlu ilan ediliyor.
İş süreçlerini özel güvenceyle korunmuş işçi temsilcilerinin denetlemediği her iş organizasyonunda sistem üç aşağı beş yukarı işçiyi kusurlu çıkarıyor. İşçinin üretim süreçlerinin denetiminde güvenceli bir şekilde yer almasını sağlayacak düzenlemelerin ise daha esamisi okunmuyor

03. 08. 2014 – EVRENSEL