ERKAN AYDOĞANOĞLU: DİBE DOĞRU (05. 06. 2014)

188

AKP iktidarının bugüne kadar attığı her adımda, geçmiş iktidarlar ile karşılaştırıldığında, sermayenin çıkarları ve yaşamsal gereksinimlerine uygun davrandığını açıkça görmek mümkün. Bu anlamda emekçilerin haklarını, kazanımlarını, hatta son olarak yaşanan işçi cinayetlerinde görüldüğü gibi, doğrudan can güvenliğini hedef alan düzenlemeler, uzun bir süredir “dibe doğru” acımasız bir yarışın yaşandığını ve bu durumun önümüzdeki dönemde daha da sertleşerek devam edeceğini gösteriyor.

Emekçilerin önce can güvenliği, sonra iş ve ücret güvencesini doğrudan tehdit eden acımasız rekabet ortamında gündeme getirilen bütün yasal düzenlemeler, son olarak taşeron çalışmayı da içeren torba yasa tasarısında olduğu gibi “bir verip üç alma” politikası üzerine kurulmuş durumda.

Meclisin gündeminde olan torba yasada yer alan ve madenlerde çalışmaya ilişkin olumlu sayılabilecek değişiklikler ile, taşeron çalışmayı yaygınlaştıracak ve kölece çalışma koşullarını kalıcı hale getirecek düzenlemelerin bir arada sunulması, Hükümetin geçmişte tüm “torba yasa” düzenlemelerinde yaptığı, “kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez” politikasının tipik bir örneği.

Bugüne kadar işçiler ile ilgili yapılan bütün yasal düzenlemeler özünde esas olarak işçilerin lehine olan en küçük hakları bile önce zayıflatıp sonra tamamen ortadan kaldırmayı hedefledi. Taşeron çalışmanın bütün itirazlara rağmen daha fazla alanda uygulanmasının önünü açan düzenlemeler yapılmak istenmesi bu nedenle hiç şaşırtıcı değil.

Taşeron çalışmanın yaygınlaştırılmasındaki temel amaç, düzenli ve güvenceli istihdam ilişkileri altında kısmen de olsa sınırlanan sömürü ilişkilerinin patronların kazançları ve karları üzerinde maliyet baskısı yaratması ve en temel iş gücü maliyetlerinin bile patronlar tarafından işçi sınıfına çok görülmeye başlandığı bir döneme girilmiş olması.

Tüm emekçilere güvencesiz, kuralsız ve denetimden uzak çalışma koşullarının dayatıldığı koşullarda her açıdan parçalanmış, örgütsüz hale getirilmiş, devletin ve taşeron şirketlerin sınırsız sömürüsüne terk edilmiş despotik bir emek rejimi inşa etmek için en temel gerçekleri bile ters yüz ederek yalan bombardımanı eşliğinde Meclis gündemine gelen son torba yasadan en fazla zarar görecek olanlar yine işsizler ve taşeron işçileri olacak.

Yıllar önce yaptığı bir konuşmada “özel sektörümüzün ayağına takılan her türlü prangayı çözeceğiz” sözünü veren Başbakan bugüne kadar attığı her adımda sözünün arkasında durdu. Patronların ayaklarındaki “prangalar” çözüldükçe taşeron sistemi çığ gibi büyüdü ve iş cinayetlerinde ölen işçilerin sayısı belirgin bir şekilde artmaya başladı. Yıllardır işçilerin canı, patronların kârına kurban edilirken, sınırları belli olmayan sömürü çarkı en acımasız şekilde dönerken, işçilerin iş cinayetlerine kurban gitme ihtimali her geçen gün artıyor.
İş güvencesinin, kadrolu çalışma ve güvenli gelecek tartışmalarının yapıldığı bir dönemde peş peşe yaşanan iş cinayetleri işçi sınıfı için resmen bir karabasana dönüşürken, son olarak Soma’da yaşanan kitlesel işçi katliamı ve inşaatlarda peş peşe yaşanan ölümler, sağlıklı ve güvenli koşullarda çalışma hakkının bir gereği olan işçi sağlığı ve iş güvenliği ile taşeron çalışmanın yasaklanması taleplerini işçi sınıfı açısından günümüzün en önemli ve en acil bir talepleri haline getirdi.

Taşeronlaşmanın, güvencesiz istihdam biçimlerinin, kayıt dışılığın, kadın, genç, çocuk emeği ve etnik ayrımcılık üzerinden artırılan güvencesiz çalışma biçimleri ve buna paralel olarak derinleştirilen sömürü ilişkilerinin sınırlandırılması mücadelesi konusunda başta toplum örgütlü güçleri, sendikalar, emek ve meslek örgütleri olmak üzere emek güçlerinin gündemdeki saldırılar karşısındaki tutumları ve önümüzdeki dönemde izleyecekleri mücadele çizgisi, dibe doğru gidişin tersine döndürülebilmesi açısından büyük önem taşıyor.
05. 06. 2014 – EVRENSEL