MEHMET Y. YILMAZ: DÜZEN, GERÇEK SENDİKAYA İZİN VERMİYOR (23. 05. 2014)

189

SOMA’daki kaza nedeniyle suçlananlar arasında “sendika” da var. Yerinde bir suçlama.
Sendika, işçilerin haklarını aramak, korumak, geliştirmek için var olmalı.
Ama burada görüyoruz ki sendika bu görevlerini yerine getirmemiş. Taşeron sistemiyle mücadele edememiş, işçilerin güvensiz bir ortamda çalışmalarını ilk fark edecek ve itiraz edecek bir kurum olması gerekirken, bunu yapamamış.
Oysa bu işleri takip etmek, yetkilileri uyarmak, uyarılarına kulak asılmıyorsa eylemler, direnişlerle kamuoyunun dikkatini bu konuya çekmek sendikanın işi olmalıydı.
Ama Türkiye’de yaşadığımızı da unutmayalım.
Bizim gibi memleketlerde, kötü sendika, iyi sendikayı kovar!
Bunu işçiler öylesini tercih ettikleri için değil, devlet otoritesi ve kanunlar “kötü sendikayı” koruduğu için yapabilir.
Bir an için tersini düşünelim
ve Soma’daki sendikanın gerçek bir sınıf bilinciyle hareket ettiğini, işçilerin haklarını korumak için çabaladığını, gerektiğinde grevler ve eylemlerle direnerek işçilerin hakkını aradığını varsayalım.
O sendika yöneticilerinin başına gelmeyen şey kalmazdı. İlk darbe işverenden gelirdi. Böyle bir sendikanın o bölgede örgütlenmesini önlemek için her türlü yolu denerdi.
Sendika yöneticileri, sendikaya üye olmaya kalkışanlar işlerini kaybederlerdi.
Haklarını aramak için mahkemeye gitseler, bu haklarını yeniden elde edebilmeleri için yıllar geçerdi.
“Güvenlik sağlanana kadar çalışmıyoruz” deseler, yaptıkları eylem “yasadışı grev” ilan edilir, madene inmeyi reddedenler işlerinden atılırlardı.
Bunu protesto etmek için gösteri yapsalar,
jandarma dipçiği
ile dağıtılırlardı.
Böyle bir gösteriyle kamuoyunun dikkatini çekebilmeleri için protestolarını kimsenin uğramadığı maden ocağında değil, Soma kent merkezinde yapmaları gerekirdi.
O vakit ne olacağını da kolayca tahmin edebiliyoruz, önümüzde binlerce örneği var.
Polis önce copla, olmadı biber gazı ve TOMA’lar ile hücuma geçer, ortalık savaş alanına dönerdi.
“İzinsiz gösteri yaptılar, gösteriye katıldılar” diye insanlar tutuklanır, savcılar haklarında hapis cezası istemiyle davalar açardı.
Bugün “Sendika işini yapmadı” diye yandaş medyada kalem oynatanların o durumda neler yazabileceklerini, daha önceki yazılarına bakarak tahmin de edebilirsiniz:
“Huzursuzluk çıkarıyorlar, üretimi engelliyorlar, hükümeti devirmek istiyorlar, paralel yapı, Gezici, petrol lobisi vs…”
Evet, Soma’da sendika görevini yapmadı, üyelerinin sağlıksız koşullarda çalıştırılmasını engelleyemedi, “dayı” sisteminin önüne geçemedi.
Bunun için sendikayı eleştirelim ama bu eleştiriyi yaparken, ormanın bütününü görmeyi de ihmal etmemeliyiz.
Ormanın bütününde, işçilere örgütlenme, grev ve direnme hakkını yasaklayan devlet var.
Her demokratik hak arayışının altında “komplo” arayan zihniyet var.
Hayatın normal akışında tokat olayı!BAŞBAKAN Yardımcısı Bülent Arınç, “Başbakan yumruk attı, hayır tokat attı, hayır başını okşadı”
tartışmasıyla ilgili olarak gazetecilere şunu söyledi:
“Ben biraz geride kaldım. Benim görebildiğim ve duyabildiğim kadarıyla Başbakanımız kimseye yumruk atmadı. Kendisine yumruk atıldığını söyleyen o kişide 4. kez ifadesini değiştirdi. Ne kadar itibar edilebilir?”
Doğrusunu isterseniz ilk günden beri Arınç’ın bu konuda ne diyeceğini merak ediyordum.
Düşünüyordum ki Allah’tan korkar, tanık olduğu olay gerçekten bir tokat atma hadisesi ise ya bu konuda hiç konuşmaz ya da doğruyu, dokuzuncu köyden kovulacak olsa da söyler.
Nitekim açıkça söylüyor, geride kalmış, olayı görememiş,
“Bir Başbakan zaten tokat atar mı” diye düşündüğü için de “Görebildiğim kadarıyla kimseye tokat atmadı”
diyor. Ama zaten en başında da geride kaldığını söylediği için bu konuda şahitlik yapabilecek durumda değil.
Belli ki olay ile ilgili olarak daha sonra internette yayınlanan videoları izlememiş, Başbakan’ın ırkçı sözlerini duyamamış.
Arınç, dört kez ifade değiştiren bir kişiye nasıl güvenebileceğini de soruyor.
Başbakan’ın bu tür olaylardaki davranış sistematiğinden çıkarıyorum ki aslında tokat atılmış.
çünkü söz konusu olan Başbakan olduğuna göre, eğer tokat atılmamış olsaydı,
“hayatın normal akışı”
şöyle cereyan ederdi:
Başbakan bu iddia üzerine kürsüye çıkar, o vatandaşın ne CHP’liliğini, ne Geziciliğini, ne paralelliğini bırakırdı. Paralelcilerle küsmemiş olsa onun yerine Ergenekon’u koyardı.
Başbakan böyle davranınca, durumdan vazife çıkaran savcılar harekete geçerler, hatta polis, savcıyı bile beklemeden gecenin bir yarısı vatandaşın evini basıp adamcağızı gözaltına alırdı.
Ama
“hayat hep olduğu gibi akmadı”!
Belli ki olay gerçek, vatandaşın ifadesi değiştirtilerek, örtbas edilmeye çalışılıyor.

23. 05. 2014 – HÜRRİYET