AZİZ ÇELİK: 19. FASLI NE YAPSAK’ (08. 05. 2014)

184

Bilindiği gibi Türkiye-AB müzakere süreci uzun zamandır tıkalı. 2006 yılında başlayan tarama sürecinden sonra kayda değer bir ilerleme sağlanamadı. Fasılların önemli bir bölümü müzakereye dahi açılmadı. Uzun zamandır bu tıkanıklığı umursamayan Hükümet’in son zamanlarda bazı başlıkları müzakereye açmak için yoğun çaba harcadığı gözleniyor.
Hükümet’in müzakerelerin başlatılması için çaba harcadığı fasılların başında çalışma hayatıyla ilgili 19. fasıl geliyor. Sosyal politika ve istihdam konularını içeren bu faslın müzakereye açılması için Hükümet yoğun kulis yürütüyor. Geçtiğimiz aylarda işveren örgütleri ve bazı sendika temsilcileri ile Brüksel çıkarması yapan Hükümet; AB, ILO ve sendikal örgütler nezdinde girişimlerini sürdürüyor. Bu temaslar Mayıs ayında da sürecek.
Hükümet AB’yi faslın açılması için yeterli ilerleme sağlandığına ikna etmeye çalışıyor. 6356 sayılı yasa ile yapılan değişiklikler ve memurlara tanınan (sözde) toplusözleşme hakkı bu ikna sürecinin en önemli araçları. İşveren örgütleri 19. faslın açılması konusunda Hükümet’e tam destek veriyor. Türk-İş, Hak-İş ve Memur-Sen de faslın açılması için yapılan kulis çalışmalarına katılıyor. DİSK ve KESK bu sürece katılmıyor ve soğuk bakıyor.
Faslın açılması noktasında ILO’nun Türkiye’ye yönelik eleştirileri de önemli bir yer tutuyor. AB raporlarında çalışma hayatı ve sendikal haklar konusunda ILO normlarının uygulanması gereğine işaret ediliyor. Bu çerçevede bu yıl Türkiye’nin ILO Aplikasyon Komitesi gündemine alınmaması için dolaylı girişimler sürüyor.
Geçtiğimiz günlerde ILO’da Çalışma ve Sosyal GüvenlikBakanlığı temsilcileri ile işçi ve işveren ve kamu çalışanlarının sendikal örgütleri bir araya geldi. Bakanlığın muradı 19. faslın açılmasını kolaylaştıracak ortak bir tutum açıklanması idi. Ancak itirazlar nedeniyle bu gerçekleşmedi.
Hükümet 19. faslın açılışına sendikaları ikna etmek için havuç-sopa politikası izliyor. Sendikal yasalarda köklü bir değişikliğe yanaşmayan Hükümet sadece işkolu barajında bir değişiklik yapmayı kabul etmiş durumda. Halen Türk-İş, Hak-İş ve DİSK üyesi sendikalar için yüzde 1 olan ve kademeli olarak 2018’de yüzde 3’e yükselecek olan işkolu barajının yüzde 1 olarak sabitlenmesi ve halen yüzde 1 barajını aşamayan sendikalar için bir geçiş süreci uygulanması konusunda neredeyse mutabakata varılmış durumda. Hükümet bu tavizi vererek 19. faslın açılması konusunda sendikaların desteğini istiyor. Pazarlık bu minvalde yürüyor.
19. faslın açılma tartışmasından bağımsız olarak, yüzde 1’lik baraj uygulamasının da yeterli olmadığının altını çizmek gerek. Bu değişiklik pek çok sendikanın derdine derman olmaz. İşkolları arasında büyük farklar olduğu için yüzde 1 her işkolunda farklı sonuç doğurur. örneğin büro, tekstil ve metal işkollarında yüzde 1’lik baraj büyük sayılara karşılık gelir ve sendika özgürlüğünü zedeler. Barajın kalkması en doğrusu ancak ille de sembolik oranlar olacaksa. Bunun işkolu büyüklüğüne göre farklılaştırılmasında yarar var. Yüz bin kişilik bir işkolunda yüzde 1 olan bir baraj, 500 bin ve 1 milyonluk bir işkolunda kademeli olarak azaltılmalı (binde 1, binde 2 gibi).
Gelelim faslın müzakereye açılması konusuna. 19. faslın açılması isteyen Hükümet ILO normlarına uygun bir sendikal mevzuatı kabul etmek durumunda. 6356 ve 4688 sayılı yasalarda ILO normlarına uygun köklü değişiklikler yapılmadan 19. faslın açılması Hükümet’in bu yönde adım atmasını geciktirecektir.
Hükümet ILO Aplikasyon Komitesi gündemine girmemeyi ve 19. faslın açılmasını çok önemsiyorsa, sendikal hakları da çok önemsediğini göstermeli ve ILO normlarına uygun köklü sendikal mevzuat değişikliklerini gerçekleştirmelidir. Yoksa bir adım ileri iki adım geri maveralarıyla ve sade suya tirit tavizlerle bu iş zor. Bu tavizlerle sendikal hareketin sorunlarının çözüleceğini düşünmek ise ham hayal.
08. 05. 2014 – BİRGÜN