SERKAN ÖNGEL: 1 MAYIS VE ZAMANA ESARETİMİZ (23. 04. 2014)

181

Yıl 1830’dur. Paris sokaklarında devrim rüzgarları esmektedir. Ve saat kuleleri hedeftedir. Pek çok mahallede saat kuleleri kurşunlanır. çünkü zaman, modern dönemlerde esareti temsil etmektedir.
Yıl 1886’dır. Günlerden cumartesidir. Tarih 1 Mayıs’tır. ABD’de 340 bin işçi 8 saatlik iş günü talebiyle grevdedir. Zamanın esaretine karşı silah artık grevdir. Kurşunlanan saat kuleleri yoktur ama işçiler makine çarklarının arasında “zamanın hurdasına” dönmüş bedenlerini dişlilerin arasından çekip çıkartmak istemektedir.
Ne devlet ne patronlar hoşnuttur bu durumdan. Neredeyse ağızlarından “ayaklar baş olursa, kıyamet kopar” sözcükleri dökülecektir.
Duran makineler ve meydanlar en büyük korkularıdır.
Bir fabrikada grev gözcüsü öldürülür. Sonra insanlar dalga dalga meydanlara akar. Ve ölümün karası işçinin insanca yaşam iradesinin üzerine düşer. Bir bomba patlar.
Ama işçi sınıfı unutmaz. 8 saat işgünü mücadelesinin başlangıcı olarak 1 Mayıs tarihe not olarak düşülür. İşçi sınıfının Uluslararası Birlik, Mücadele ve Dayanışma Günü olarak ilan edilir.

Türkiye’de ise 1 Mayıs’lar “imtiyazsız ve sınıfsız ve kaynaşmış bir millet” olma iddiasının baskısı ile karşılaşır. Haktan bahseden işçiler ve işçi sınıfının ideolojisinin savunucuları bu baskıyı ağır bir biçimde hisseder. 1 Mayıs beyaz bir gömleğin yakasına takılan bir karanfille sokaklarda, zulme karşı göğsünü gere gere itiraz etmektir uzun bir süre.
1 Mayıs Türkiye’de işçi sınıfının varlığını ispat çabasıdır aynı zamanda. Ünlü solcular tek tek toplanır her 1 Mayıs öncesi. O yüzden inattır, dirençtir; insan olmakta, itaat etmemekte ısrardır.

70’li yıllarda sınıf mücadelesi yükseldikçe, sokaklarda, meydanlarda sınıfın varlığı bir tokat gibi patlar imtiyaz sahibi olmuş, semirmiş egemenlerin yüzüne.
1 Mayıs 1976 bir milattır. Yüzbinlerce işçi Taksim meydanında buluşur. Soğuk Savaş dönemidir. Emperyalizm tetiktedir. Korku yüzlerine yerleşmiştir.
1977’de ise Taksim Meydanı devlet içindeki malum çevrelerin, istihbarat örgütlerinin eli ile kana bulanır. 1 Mayıs’ın karanfiline rengini kaybedilen 41 can verir.
Bir yıl sonra yine yüzbinler Taksim’dedir. Taksim işçi sınıfının simgesidir. Direncin simgesidir.

Sonra egemenler ve temsilcileri “yasak” der. 12 Eylülcü paşalar “yasak” der. Nerede miting yapılacağını, mitingin yapılıp yapılmayacağını onlar belirleyecektir. İşçi sınıfına kapanır meydan.

30 yıl geçer 1977 yılının üzerinden. İşçilerin kaybettiklerini anmasına izin verilmez. İstanbul’da fiili bir sıkıyönetim ilan edilir. Yüzbinler sokak sokak, meydan meydan Taksim’de yitirdiklerini anmak için Taksim’e yürür. Yasak, yasaktır. Paşalardan mirastır.
3 yıl üst üste sürer bu kararlılık. Ve Taksim Meydanı 2010 yılında işçinin direnci ve mücadelesi ile açılır. Başbakan dediklerinin hepsini bir bir yutar. Yüzbinler şenliklerle kutlar 1 Mayıs’ı. 2011-2012 kutlamalarının çoşkusu artarak devam eder. Canı yanan alır dövizini karışır kalabalıkların arasına.
2013 yılında fiziksel koşullar bahane edilerek yasaklanır meydan. En sert biçimde bastırılır insanların direnci. 1 ay sonra geri alınır meydan. Günlerce sürer.
2014 yılına yine yasakla giriyoruz.
İnsanların nerede toplanacağına devlet olarak “ben karar veririm” söylemini benimsemek, yarın toplantı ve gösterilerin tümden yasaklanmasına önden onay vermek demektir.
Bugün “Benim dediğim yerde miting yapılır” diyen, yarın “Hiçbir yerde miting yaptırmam” da der. O yüzden 1 Mayıs’ta Taksim meselesi Osmanlı’dan gelen otoriter, baskıcı devlet geleneğine karşı, demokrasi meselesidir.
1 Mayıs tatil ilan edilsin dendiğinde, 1 günlük tatilin patronlara maliyetinin hesabını yapanların 1 Mayıs korkusu tarihseldir.
Türkiye, en uzun çalışma sürelerine sahip olan ülkeler arasında dünya genelinde de ön sıralarda yer almaktadır. 48 ülke arasında yapılan değerlendirmeye göre Türkiye 45 saatlik resmi haftalık çalışma süresi ile ilk 14 ülke içerisinde yer almaktadır. Türkiye’de ortalama bir işçi Avrupa Birliği ülkelerindekine göre haftalık 12 saat fazla çalışmaktadır. Her dört çalışandan biri haftalık 60 saatin üzerinde çalışmaktadır. O yüzden 1 Mayıs vardiya başlarken zaman ölçer makinelere basılan kartlara öfkedir. Zamansız ve zorunlu fazla mesailere yanıttır. Taksim hayatımızdan çalınanlara öfkenin de simgesidir.
23. 04. 2014 – BİRGÜN