BÜLENT FALAKAOĞLU: EY KAPİTALİZM YÜKSELENİN NE’ (21. 04. 2014)

180

“Amerika’da ekonomik göstergeler iyiye gidiyor.
“Kapitalist sistem krizini yavaş yavaş aşıyor. “

Son dönem bir yandan küresel ekonominin gidişatına dair yukarıdaki iyimser sözleri duyarken… öte yandan da kapitalizmin krizinin derinliğine dair yeni kitapların gündem olmasına tanık oluyoruz.
örneğin Fransız ekonomist Thomas Piketty… Solcu değil, Marksist değil. Sosyalizm ile hiç işi yok. “21. Yüzyılda Kapital” adlı bir kitaba imza attı.

Son aylarda hem Avrupa’da hem de ABD’de geniş yankılar bulan kitabında işlerin hiç de iyiye gitmediğini söylüyor.

700 sayfalık kitabında 200 yıllık servet birikimi verileri ortaya koyan Piketty özetle şöyle diyor: “21. yüzyılda gelinen noktada, gelir ve servet dağılımındaki eşitsizlik hem kapitalizmin hem de demokrasinin geleceğini tehdit edecek boyutlara tırmandı. “
Söz konusu tehdidin savaşa kadar varabilecek büyük çatışmalara yol açmadan halledilmesi konusunda… Thomas Piketty kapitalistleri uyarıyor!
Mimar Sinan üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi Bomonti Yerleşkesi’nde özgür
üniversite tarafından düzenlenen…

“Alternatif Bir ekonomik Model Mümkün” sempozyumunda da Piketty’nin kitabı gündeme geldi. Kitaba atıfta bulanan İktisatçı Ahmet Tonak… Borsalardaki ve finans piyasalarındaki iniş çıkışlara bakarak analiz yapmak yerine kapitalist sistemin krize neden olan yapısal sorunlarına dikkat çekti.

Tonak… üretken alanda yaşadığı sıkıntıyı, üretken olmayan finansallaşmayla aşmaya çalışması sonucu krize giren sistemi üretken alana geçmediğini… Sabit sermaye yatırımlarının düşüklüğüyle ortaya koydu.

Kriz aynen sürüyor.
Peki ya Yükselen Piyasalar, Gelişmekten Olan ülkeler denilen… çin’den Türkiye’ye uzanan, ekonomileri büyüyen ülkeler üretken değil mi?
Küresel kapitalist ekonomiyi bu ‘yükselenler’ kurtaramaz mı?
Bu soruya yanıtı Sempozyumun, “Dünya Ekonomisinde Genel Durum, Sorunlar ve Eğilimler” başlığını taşıyan oturumunda Kurtar Tanyılmaz aradı!
GELİNEN NOKTADA GöRüLDü Kİ…
Kim bu yükselenler?

Gelişmiş 7 ekonominin hemen ardından gelen… Türkiye’nin de aralarında bulunduğu 15-20 ülke.
Bu ülkeler için BRICS denilen 5 ülke öne çıkıyor: Brezilya, Rusya, Hindistan, çin ve Güney Afrika.
öne çıkmaları doğal! Zira dünya genelindeki doğrudan yabancı yatırımların yüzde 70’ini bu ülkeler alıyor.

Bunların içinde de çin’in ayrı bir yeri var. Sıra dışı bir gelişme gösteriyor. Bu yüzden de “Acaba tam bir emperyalist niteliğe bürünür mü?” sorularına mazhar oluyor.
Yüzde 10’luk büyüme performansı gösterdikleri dönemler olmasına rağmen Kurtar Tanyılmaz… Bu ülkelerin ekonomik krizi aşmanın motor gücü olması bir yana…
2000’li yılların başına damgasını vuran Asya krizine benzer bir eğilim içinde olduklarını vurguluyor.
Devlet kapitalizminin zaferi! Müdahaleciliğe yeni model! Neo-liberalizme alternatif bir potansiyel! Yeni kalkınmacılık vb. tüm iddiaların geçersizleştiğini söylüyor.

Bu ülkeler, yeni bir küresel güç olarak ortalaya çıkmak için ortak hareket ediyorlar. Ama örtüşen yanları kadar ayrışan yanları da var. Kimi silah sanayinde gelişmiş, kimi nükleerde! Kimi nüfus yoğunluğundan iç pazara dayanıyor kimi ihracatçı…

İçlerinde motor güç çin… Tek başına çin dünya ekonomisinin büyümesine katkısı yüzde 35!
çin yavaşladı mı, dünya ekonomisinin de, BRICS’in de ekonomisi yavaşlıyor.
çin’in motor olma işlevi yavaş yavaş geriliyor. çin’de durgunluk ve aşırı birikim var. Dünya kapitalizmi krizden çıkış için BRICS’ten medet umuyor ama… Gelinen noktada görüldü ki, bu ülkeler gelişmiş ülkelerden bağımsız hareket edemiyor.
ALTLARI OYULUYOR!
Emperyalist sermayenin üretimini bu ülkelere kaydırması bu ülkeleri ihracat üssü haline getirdi.

Dünya kapitalizmi ucuz işçilik ve ihracat üzerinden tam bir sömürü düzeni kurdu. Dünya ekonomisinden akan sermayeye ve pazara bağımlılık şimdi ihracat azaldıkça bu ülkelerin altını oyuyor!
Tanyılmaz bu ülkelerin neo-liberalizme alternatif olabilmelerinin imkansızlığını şöyle sıralıyor.
Bir. çin sermayesi çok gelişti. 251 tane dolar milyarderi, 1,5 milyon milyoneri var. Durumlarından taviz verip, iç pazara yönelik daha eşitlikçi bir modele geçişe destek vermezler.

İki. Üretimlerini dış pazara yönelik bir zincir olarak kurdular geriye dönüş çok zor!
üç. Bu ülkeler bölgesel pazarlar, ortak bankalar kursalar da aralarındaki rekabet giderek yükseliyor. Ekonomik gerilimleri politik gerilimlerinin izlemesi çok yakın. Ortak hareketlerinin maddi zemini giderek ortadan kalkıyor.
“Ey kapitalizm öyleyse yükselenin ne?” sorusu hepinizi aklına gelebilir.
Tanyılmaz, kapitalizmin yükselenini değil kapitalizmin üzerinden yükselmesi gereken alternatifin niteliklerini söylüyor: Antiemperyalist, antikapitalist hareket!
21 YüZYIL SOSYALİZMİ YOK!
Kuşkusuz günümüz dünyasına alternatif bir arayış içerisinde olanlar için… önemli sorulardan biri de Latin Amerika’daki hareketlerin kapitalizmden bir kopuş olup olmadığı sorusudur. özellikle de Chávez’in Venezüellası…
Bölgedeki gelişmeleri, “Bolívarcı halkçılık mı, sosyalizm mi?” ikilemi içerisinde değerlendiren Temel Demirer sunuşunda…

Chávez’in antiemperyalizmini Bolivarizme dayandırmasını anlaşılır bulduğunu vurgulayarak şu soruları yöneltiyor: İş bununla sınırlı mıdır? Banka, Pazar yapılanması yeterli midir? Chávez’in yaklaşımı popülizmin sınırlarını aşmış mıdır?
Popülizmin mülkiyet ve üretim ilişkilerinde kör olduğunu söyleyen Demirer, Venezüela Komünist Partsi’nin şu tespitine katıldığını vurguluyor: Chávez’in yaklaşımı asla Marksist değil!
Paris komününden bu yana asıl olanın kamulaştırma değil el koyma olduğunu belirtti. özel sermayenin Venezüela’da güçlü olmasını eleştiren Demirer, Chávez devriminin ekonomik, sosyal, kültürel önemli işleri asla küçümsemediğini vurgulamayı ihmal etmedi.
Tabi, “Buradan bir model çıkmaz” demeyi de.

Ve elbet de şunları eklemeyi de: Ortada 21. Yüzyıl Sosyalizmi yok. Petrol olması asla yürümeyecek popülist bir halkçılık var.
Ya Latinlerin popülist halkçılığı abartılacak ya da sosyalizme yürünecek!

KOPUKLUK GİDERİLMEDEN…
Sempozyumda da atıf yapılan… Kapitalizmin kendi sonunu hazırlayacak derecede bir eşitsizlik biriktirdiği tespiti yapan… “21. Yüzyılda Kapital” kitabının yazarı Thomas Piketty’nin çözüm önerisi radikal bir servet vergisi.

5-10 milyon avro arasındaki servetlerden yüzde 2 oranında… Bunların çok üzerindeki servetlerden ise yüzde 5 ile yüzde 10 arasında yıllık servet vergisi alınmasını öneriyor.
Bu çözüm olabilir mi?
Sorunun cevabı Fikret Başkaya’nın sempozyumun açılış sunuşundaki şu tespitte saklı: Egemenler açısından 2 yaklaşım söz konusu. Birincisi krize neden olanları cezalandırmak! İkincisi ise kapitalizmin kurumlarını yeniden düzenlemek (BM Güvenlik Konseyi’ne paralel Ekonomik bir koordinasyon oluşturmak, IMF, DB gibi küresel mali kurumları yeniden yapılandırmak, derecelendirme kuruluşlarını daha güçlü şekillendirmek vb. ). Bunların hiçbiri asıl soruna dokunmuyor. Üretim yönünü değiştirmeksizin, üretim ile ihtiyaçlar arasındaki kopukluğu kaldırmaksızın, toplum doğa metabolizmasını yeniden kurmaksızın çözüm üretmek mümkün değil. “

Sorunun kaynağına dokunmaksızın çözümün imkânsızlığı vurgusunun üzerine, “servet vergisi çözüm olabilir mi” sorusunun anlamsızlığına katılırsınız sanırım”

21. 04. 2014 – EVRENSEL