BÜLENT FALAKAOĞLU: AK SARAY’A PADİŞAH! (07. 04. 2014)

200

Başbakan emri vermişti: Bir buçuk yılda bitsin!Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün görev süresinin dolduğu tarihe… Yani 2014’e yetiştirilmesini istemişti.
İşte o emirle birlikte gece gündüz çalışıldı.
Atatürk Orman çiftliği bölgesindeki kocaman bir yeşil alana kocaman bir bina dikildi.
Bina, Selçuklu Mimarisi… Mantığı ise ABD’deki Beyaz Saray!
Herkes girip çıkamayacak. İçeri gireni bina gözünden tanıyacak.
Alt katında harekat merkezi olacak.
İşte bu muhteşem binanın dış cephesinin yüzde 95’i bitmiş durumda. “İnce işçiliği” için çalışmalar hızla sürüyor. Tamamlanmasına da iki aydan az bir süre kaldı.
ABD’de Beyaz Saray varsa Türkiye’de de bir Ak Saray var artık.
ABD’de olup da Ak Saray’da olmayan tek şey (Bizde Başkanlık sistemi olmadığı için) başkandı.
Başbakanın en büyük hayallerinden biriydi…
önce başkanlık sistemine geçilmesi ardından da kendisinin başkan olması!
Başkanlık sistemi, ‘ileri demokrasi’ mi yoksa diktatörlük müydü?
Tartışmalar sürüp gidiyordu ki işler sarpa sardı. Süreç, “Başkanlık da olur, yarı başkanlık da…” diyen Başbakan Erdoğan’ın aleyhine işledi.
Gezi gibi güçlü bir halk muhalefeti çıktı. Uluslararası destek azaldı, etkili ortak cemaatle kavga çıktı vs.

KİM TAKAR HUKUKU
Ha bu arada hukuki engel de çıktı.
önce Ankara 11. İdare Mahkemesi iptal kararı verdi.
Nafile!
Hükümetten, “Kimse bizi bu inşaatı bitirmekten alı koyamaz” açıklaması geldi.
Nitekim inşaat çalışmaları mahkeme kararına rağmen tüm hızıyla sürüyor.
Anayasa Mahkemesinin özgürlüklerle ilgili kararına… “Uyarız ama saygı duymuyorum” tepkisi veren bir Başbakanın olduğu bir ülkede ‘normal’ tabi inşaatın sürmesi…
İnşaatla birlikte başkanlık hayalleri de sürüyor. Türkiye yine, cumhurbaşkanlığı tartışmaları gölgesinde, başkanlık sistemini tartışıyor.
Seçimlerin hemen ardından AKP Milletvekili Mehmet Metiner gündeme getirdi önce.
Dedi ki… “Göreceksiniz Başbakanımız inşallah ilk turda bariz bir farkla çankaya’ya çıkacak. Devlet başkanı olacak. Herkes Tayyip Erdoğan’ın gücünü de görecek. “
Ardından parti içinden gelen her açıklama… AKP’nin, Başbakan Erdoğan’ı şimdiden cumhurbaşkanı görmeye başladığını gösterdi.
Başkanlık sistemi rafa kaldırıldığı için. Köşk’te “yarı başkan” yetkileriyle donatılmış bir Erdoğan hayal ediliyor.
Erdoğan seçilirse ilk işin “partili cumhurbaşkanı” önündeki yasal engelin kaldırılması olacağı konuşuluyor.
Tabi seçilirse…
Biz seçilir mi seçilmez mi tartışmasına hiç girmeyelim. Ama belirtelim ki sadece sandıktan güç alarak Türkiye’nin dün yönetildiği gibi yönetileceğini sanmak ham hayal!

BU KEYFİLİK SüRMEZ!

Evet! Ankara’nın nefes aldığı ender alanlardan birine tecavüz edilerek bir bina dikildi.
O binaya 1 milyar TL’lik harcama yapıldı.
10 bine yakın ağaç kesildi.
Mahkeme kararları hiçe sayıldı.
Ama bu keyfilik sanılmasın ki o binaya, yönetmek için geçildiğinde de her türlü sürer.
Evet! Birilerinin feci halde, Ak Saray’a başkan değil padişah olası var ama….
Eğer yönetilenler, Ankara’da da, Bitlis Ahlat’da da hiç olmadığı kadar, oylarına sahip çıkıyorsa…
Sokak demokrasisinin, sandık demokrasinin zaaflarını aşabilecek bir güce sahip olduğunu Gezi sürecinde bilince çıkarmışsa…
Zor dostum zor!
Seçim barajını azaltmak… Seçim yardımı adaletsizliğine son vermek… Parti içi demokrasi yoksunluğu kaldırmak vb. Parlamenter sistemi daha demokratik hale getirmek için ciddi hiçbir bir çabası olmayan hükümetin başının başkanlık sistemiyle demokratik olacağına dün hiç ama hiç inanmayanların…
Bugün ikna olmasını beklemiyorsunuz her halde!
Hele de her şeye razı olmasını…
EMEĞİMİZ üç KURUŞ, CANIMIZ ONDAN DA UCUZ!
Her gün yaşanan… Günde ortalama 4 işçinin hayatına mal olan olaylara ‘kaza’ denmez her halde.
Birileri ‘iş kazası’ dese de… Düpedüz cinayet.
Dur durak bilmeden iş cinayetlerine kurban gidiyoruz.
Son cinayet haberi üçüncü köprü inşaatından geldi.
Köprü inşaatı için milyarlarca dolar harcayanlar işçilerinin güvenliğini sağlayamadı(!)
Ve üç işçi hayatını kaybetti.
Firmadan beklenen açıklama geldi: “Her türlü önlemi almıştık ama nedeni bilinmeyen bir sebepten göçük oluştu. Araştırıyoruz. “
Geçiniz!
Nedeni bilinmeyen sebepler hep 21. yüzyıla mı denk geliyor.
Küçükleri bir yana…
Avrupa’nın en büyük AVM’sini yaparken 11 işçi yanarak can veriyorsa…
Futbol kulüpleri için inşa ettiğiniz, adına ‘arena’ demeyi tercih ettiğiniz görkemli stadyum inşaatlarında bile işçiler ölüyorsa…
Orada neden biliniyordur.
Tıpkı faili meçhul cinayetleri devletin işlediğinin bilinmesi gibi!
Bütün ekonomi hikayesi rant ve ucuz işçilik üzerine inşa edilmiş bir ülkenin inşaatlarında işçi ölümleri sıradandır.
Başkanlık hevesiyle Atatürk Orman çiftliği’ne inşa edilen görkemli Ak Saray’ı bile taşeron işçiler inşa ediyor. Hem de üç kuruşa.
Bir ara o üç kuruşluk yevmiyeler bile ödenmedi. İşçiler işi bıraktı.
Bütçesi 1 milyar TL olan Ak Saray’ı inşa eden işçilerine yevmiyelerini ödemeyen taşeron firmayla işçiler ancak polis eşliğinde görüşebildiler.
Vaziyet budur!
Emeğimiz üç kuruş, canımız ondan da ucuz!
PADİŞAHIM SEN çOK YAŞA, BİZ öLELİM!

Bir seferinde uçaktan indiği sırada, ‘Padişahım çok yaşa’ diye karşılayanları mağrur bir şekilde selamlıyordu Başbakan. Bağıranlar işçiydi.
O padişahın anlayışı hakim oldukça işçiler ölüyor. Birileri çok yaşasın işçiler ölsün. Nereye kadar? ‘Berkin Elvan’ın cenazesine katılan yüz binlerce kişi sorulunca
Başbakanın cevabı şöyle olmuştu: “çok şükür borsalar etkilenmedi. “
Başbakanın ‘Twitter tespit’lerinden biri de bu minvaldeydi:
“özgürlük meselesi değil, bu ticari bir kuruluş meselesi…”
Başbakan çok haklı! Şu küresel ve ulusal ekonomik sistemde
hak ve özgürlükler de, işçinin canı da ticaret konusu.
İnsanlık tarihi de bu ekonomik boyunduruk
kırıldığı zaman yeniden
yazılacak şüphesiz. 07. 04. 2014 – EVRENSEL