ÖZGÜR MÜFTÜOĞLU: BERKİNLER, MEDENİLER ÖLMESİN DİYE’ (14. 03. 2014)

203

Polisin hedef gözeterek attığı gaz fişeğinin kafasına isabet etmesi sonucunda kafasından yararlanan, 269 gün süren yaşam mücadelesinin ardından yaşama veda eden 15 yaşındaki Berkin’in ölümü konusunda AKP çevrelerinden yapılan açıklamaların birçoğu için bizlerin yapabileceği bir yorum yoktur, onları psikoloji bilimine havale etmek gerekir. Ancak Başbakanla gerçekleştirdiği söyleşide Berkin’in ölümünü borsadaki dalgalanmalar ve döviz kurundaki oynamalarla ilişkilendiren Mustafa Karaalioğlu’nun ve onun bu sorusuna “Türkiye o işleri aştı. Bunlar ani rüzgar gibidir gelip geçer. Mayısta haziranda da aynı şeyleri yaptılar. Kendi kendini piyasa topladı. Bugün sabah olumsuz şeyler oldu. Borsa akşama doğru yükselmeye başladı. Faiz yine kendi rayına oturmaya başladı. ” sözleriyle yanıt veren Başbakanın ruh halini açıklamakta tek başına psikoloji biliminin de yetersiz kalacağını düşünüyorum.

Türkiye, Berkin’e ağlarken ve onu katleden devleti sorgularken vicdandan yoksun, insanlığa yabancılaşmış bu soru ve yanıtı insana rağmen piyasayı ve onun çıkarlarını savunan liberal devlet anlayışının kaba bir tezahürü olarak görmek gerekir. Zira piyasanın çıkarlarını insandan, toplumdan, doğadan daha değerli gören anlayış, kapitalizmin esasını oluşturur ve liberal ideoloji de bunu savunur. Dolayısıyla söz konusu soru da buna verilen yanıt da AKP’nin savunduğu ve 12 yıllık iktidarında uyguladığı anlayışla herhangi bir biçimde çelişmemektedir. Burada garip olan Başbakanın ve ona soru yönelten gazetecinin bunu toplumun gözünün içine sokarcasına aleni biçimde yapmasıdır. Bu durum gariptir, çünkü burjuvazi ve onu temsil eden siyasetler, egemenliklerini borçlu oldukları bu ideolojinin toplum tarafından sorgulanmasını istemedikleri için liberalizmin piyasanın, insana, topluma, doğaya rağmen sermayenin çıkarlarını sahiplenme anlayışını açık biçimde savunmazlar. Onlar emeği, toplumu, doğayı sömürürken bunu meşrulaştırmanın çabası içindedirler. Sermayenin sosyal sorumluluğu gibi girişimlerin de amacı budur. Gezi direnişinde Koç’un, Berkin’in ölümü sonrasında Boyner’in takındığı “insani” tavrın ardında da toplumu karşısına almayıp, emek ve doğa sömürüsüne dayanan birikimlerini meşrulaştırma çabası vardır.
AKP’nin ama özellikle de Başbakanın burjuvazinin bu kaygılarını gözetmeden sahiplendiği ideolojinin tüm vahşiliğini açıkça gözler önüne sermesinin ardında iki nedenden söz edebiliriz. Birincisi, iktidar Başbakanın gözünü öylesine karartmıştır ki sermayenin çıkarlarını temsil etmek için o koltukta oturduğunu unutup, kendisini temsilcisi olduğu sınıfın yani burjuvazinin üzerinde görmeye başlamıştır. Kimileri tarafından padişahlık sevdası olarak da resmedilen bu anlayışla Başbakan, burjuvazinin egemenliğini sürdürmesi için gerekli olan bu temel kuralı bile ihlal etmektedir. İkincisi ise Başbakan, iktidarın verdiği kibirle, toplumu öylesine aşağı görmektedir ki onları ne kadar yok sayarsa, onlara ne kadar zulüm ederse etsin kendisinin el üzerinde tutulacağını, karşı çıkanların da şiddetle baskılanabileceğini düşünmektedir.

Her iki neden de Başbakanı ve dolayısıyla AKP iktidarını daha da otoriterleşmeye götürmektedir. Bu durumda burjuvazinin de emekçi ve diğer toplum kesimlerinin de demokrasi taleplerini daha yüksek bir diller seslendirmesi son derece olağandır. Ancak burjuvazinin demokrasi talepleriyle emekçi, yoksul, ötekileştirilmiş geniş halk kesimlerinin ihtiyacı olan demokrasi aynı değildir. Burjuva demokrasisi belki mevcut otoriterleşmeyi bir ölçüde de olsa frenleyebilir ama burjuva demokrasi anlayışının emekçilerin sömürüsünü, yoksullaşmasını, halkların birbirine düşmanlaştırılmasını meşrulaştırmaktan öte bir şey olmadığını da unutmamak gerekir. özgürlüğün, barışın egemen olduğu bir demokrasi için tüm ezilen, sömürülen, ötekileştirilen halk kesimlerinin burjuva demokrasisinin sınırlarına mahkum olmadan güçlerini bir araya getirerek mücadele etmesi gerekir. Berkinlerin, Medenilerin ve daha nice çocukların, gençlerin, canların artık katledilmemesi, barış içinde kardeşçe yaşamın yolu bu mücadeleden geçer.
Not: Bu yazıyı bitirmiş, gazeteye göndermek üzereyken Burak Can Karamanoğlu isimli bir gencin ölüm haberini duydum. Burak Can’ın görüşü ne olursa olsun, olay yerinde ne için bulunuyorsa bulunsun gençlere ölüm yakışmıyor; yakınlarının başı sağ olsun.
14. 03. 2014 – EVRENSEL