ENFLASYON, FAİZ VE KUR KISKACINDA EMEKÇİLERİN EKONOMİK DURUMU

214


style=ctborder- 0px; border-style: solid; : 141px; 250px; float: ; margin: 2px;ct /bykDolar kuru 2,40’ları gördü
Faizler rekor seviyede arttırıldı
Enflasyon yükseliyor. 
Resmi enflasyon: %7,40;  
Gerçek enflasyon: Mutfakta % 19; Konutta %14;  Giyimde %10!
 
Kamu emekçilerinin, kendilerine dayatılan 123TL maaş zammıyla yaşadıkları kayıplar ve bekleyen riskler neler? 
 
Kamu emekçilerinin sadece 2013 yılından bugüne dek ücretlerinde yaşadıkları kayıp yüzde 7ye ulaşmıştır. Bugün yükselen enflasyon ortamında bu kayıp gün geçtikçe büyümektedir. 
 
* Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu Araştırma Birimi KESK-AR tarafından yapılan hesaplamalara göre 2013 yılı Aralık ayına ait yoksulluk sınırı 3750 TL ve açlık sınırı 1186 TLdir.  
 
* Emekçilerin tüketim sepetleri ağırlıklı olarak gıda, konut gibi zorunlu harcamaların oluşturduğu mal ve hizmetlerden oluşmaktadır. Türkiye’de en zengin yüzde 20’lik kesim bütçesinde ulaşım, giyim ve ayakkabı, eğlence ve kültür, eğitim, ev aletleri ve mobilya gibi ihtiyaçlara daha fazla yer verirken, emekçilerin, emeklilerin ve işsizlerin oluşturduğu en yoksul yüzde 20’lik kesimin bütçesi neredeyse tamamıyla gıda ve yakıt giderlerinden oluşmaktadır. 
 
* 2013 yılı enflasyon oranı yüzde 7,40 olarak açıklanmıştır. Emekçilerin tüketim sepetleri incelendiğinde açıklanan oran yaşanan hayat pahalılığını temsil etmemektedir. KESK-AR tarafından yapılan araştırmada emekçilerin en yoğun olarak kullandıkları gıda ürünlerinden oluşturulan sepetin geçtiğimiz yılın aynı dönemine göre ortalama yüzde 19’a yakın artış gösterdiği tespit edilmiştir. 
 
* En düşük yüzde 20’lik gelir grubunu oluşturan hane halkı segmentinin konut ve kira harcamalarına ayırdıkları pay toplam harcamaları içerisinde yüzde 33,4 iken, en yüksek yüzde 20’lik gelir grubunda bu oran yüzde 21,7′e iniyor. 2013 yılı Aralık ayında konut harcamaları geçtiğimiz yılın aynı dönemine göre yüzde 14 artış gösterdi. 
 
* Emekçilerin giyim harcamalarından yoğun tüketilen ürünlerin seçilmesi ile oluşturulan giyim sepeti, bir yılda yüzde 10,13 artmıştır. 
 
* Bilindiği gibi 2014-2015 yılları Toplu Sözleşme (TİS) sürecinde AKP ve Memur Sen, milyonlarca kamu emekçisi ve ailesinin taleplerine kulaklarını tıkayarak bir gecede uzlaşmaya varmış ve 2014 yılı için taban aylığa 175 TL artış yapmıştır. Siz konusu 175 TL brüt artış olup Ocak 2014 itibariyle 123 TL olarak maaşlara yansıyacaktır. En düşük maaş alan kamu emekçisi Eylül 2014te vergi dilimine girdiğinde bu miktar 116TLye kadar düşecektir. 175 TLlik brüt artış, emekçilerin ücretlerine 123-116 TL aralığında farklı derecelerde yansımaktadır. Oransal olarak en düşük maaş alan kamu emekçisi için yaklaşık 6.5lik bir artışa denk gelmektedir. Doktor, mühendis gibi bazı kamu emekçilerine ortalama % 3.2 ile %3.8 arasında yansırken, ortalama olarak %5.2lik bir artış ortaya çıkmaktadır. 
 
Enflasyon Farkı, Maaş Katsayısına Bağlı Ödemelerde Artış Yok!
Üstelik kamu emekçileri 2014 yılı için hem enflasyon farkı alamayacak hem de maaş katsayısına bağlı ödemelerde hiçbir artış yapılmayacaktır. Yani 2014 yılında   kamu emekçilerinin eş yardımı, çocuk yardımı, doğum yardımı, ölüm yardımı,  özel hizmet tazminatı, ek ders ücretleri, harcırahlar, ikramiyeler, fazla mesailer gibi maaş katsayısına bağlı ödemelerinde hiçbir artış olmayacaktır.
 


style=ctborder- 0px; border-style: solid; : 193px; 450px;ct /byk
 
Yükselen enflasyon, faiz, döviz kuru ekseninde emekçiler daha da yoksullaşmaktadır
* Döviz kurundaki yükselmeyle birlikte ülkedeki yüksek ithalat bağımlılığı üretici fiyatlarında artışa neden olmakta, enflasyonu tetiklemektedir. Merkez Bankası 2014 yılı sonuna ilişkin, orta noktası yüzde 5 olmak üzere yüzde 3,3 ile yüzde 6,7 aralığında koyduğu enflasyon hedefini 28 Ocak 2014 tarihli yaptığı açıklamayla orta noktası yüzde 6,6 olmak üzere yüzde 5,2 ile 8 aralığına yükseltmiştir. 
 
2013 yılsonu için dolar kuru hedefini 1,92, enflasyon hedefini ise yüzde 5 olarak belirleyen Merkez Bankasının yılsonunda elde ettiği sonuçlar, dış kaynak bağımlılığı ile kaderini spekülatif küresel sermayeye teslim etmiş bir ekonominin kaçınılmaz sonuçları olmuştur. Enflasyonda yüzde 7,4 ve döviz kurunda 2,13 gerçekleşme ile dışarıda esen rüzgarların ülke ekonomisinde fırtınaya dönüştüğü bir ekonomik yapıda hedef ve beklenti ortaya koymanın ne kadar ‘gerçekçi’ olduğunu kanıtlamıştır. 
 
* Hedefler gerçekleşmelerin yakınına bile uğramasa da, hükümet tarafından gerçekleşmiş gibi varsayılarak ücretlerin belirlenmesinde kullanılmaktadır. 2014-2015 yılları Toplu Sözleşme sürecinde milyonlarca kamu emekçisinin ücretleri belirlenirken AKP hükümeti Memur-Seni de yanına alarak MBnın yüzde 5 enflasyon hedefini ölçüt almış, o andaki enflasyonun yüzde 8in üzerinde olduğuna bile aldırış etmeden “kendi enflasyonuna” göre dilediği gibi ücretleri belirlemişti. 
 
* Bugün yükseleceği artık hükümet raporlarına girmiş olan enflasyonun bu dönem kaynağında her gün yeni rekorlara koşan dolar kurundaki artış yatmaktadır. Ülke ekonomisinde derinleşen kur artışı, dış ticaret ve cari açığa üzerinde büyük bir risk meydana getirirken, ithalat bağımlılığının yüksek boyutları maliyet enflasyonunu ortaya çıkarmaktadır. Bu da tüketici fiyatlarını tetikleyerek hayat pahalılığını durmadan kamçılamaktadır. 
 
Merkez Bankası’nın Faiz Artışı Kararı Emekçileri Nasıl Etkiler? 
Faizlerin artması, toplam gelirde emeğin payından faiz gelirlerine doğru bir transferi meydana getireceği için, toplumun emekçi kesimleri açısından olumlu sonuçlar yaratmaz.
 
AKP iktidara geldiğinden bu yana Türkiye ekonomisi çarkını döndüren dış kaynağa yüksek reel faizle sahip oldu. Üretimsiz ve istihdamsız ekonominin; yani gerileyen sanayici üretimin ve üretken sermayenin rant alanlarına kaymasının en önemli nedenlerinden birisi yüksek reel faiz politikasıdır. Bu politika AKP’nin 11 yıldır yürüttüğü politikadır ve Başbakanın diline doladığı “faiz lobisinin” ta kendisidir. 
 
AKP, ekonomiyi öylesine çarpık bir hale getirmiştir ki bugün artık faiz artışından kaçması imkansız hale gelmiştir. Yüksek dış borç ve bu borcun üçte ikisini elinde bulunduran özel kesimin elindeki döviz borçları kur artışıyla adeta patlayacak bir dinamit görüntüsündeydi. İthalata bağımlı, ranta dayalı ekonomide dolardaki artışın önü kesilmeseydi, iflasların başlaması ve işten çıkarımların başlaması söz konusuydu. MB, küresel sermayeye verdiği “rüşveti” artırarak şişen ekonomik balonu bir müddet rölantiye almış oldu. 
 
Diğer bir taraftan bugüne kadar emekçilerin ürettikleri değerleri faiz adı altında küresel sermayeye “rüşvet” olarak sunan siyasi iktidar, şimdi bu artış kararıyla rüşvetini arttırmış oldu. Faiz, rant, finansal kar üçgeninde üretken alanların dışında rant alanlarına sıkışan sermayenin bu alanda rahat nefes alması sağlanırken, buraya akıtılan faizin kaynağı yine emekçilerin birikimleri ve ödedikleri vergiler oldu. 
 
Rejimin içinde bulunduğu krizin ekonomik sonuçlarının üstesinden ‘faiz’ gelemez
İktidar bloğu içindeki çatışma bugün kızıştıkça yeni yolsuzluk ve hırsızlıklar ortaya saçılıyor.  Gezi direnişi ile birlikte geniş kitleler nezdinde meşruluğunu kaybeden AKP iktidarı, 17 Aralık sonrası iktidar koalisyonu cemaat ile yaşadığı operasyon süreci sonucunda dış dünyanın desteğini büyük oranda yitirmiş bir siyasi parti konumuna geldi. 
 
Dolayısıyla bugün yaşanan siyasi krizin ekonomideki yansımalarının sonuçları, faiz artırımı gibi kısa vadeli çözümlerle aşılamayacak boyuttadır. 11 yıldır AKP’nin koalisyon ortağı cemaatle birlikte kurdukları ekonomik düzenin dış destek geriledikçe girdiği çıkmaz ortadadır. 
 
AKP-cemaat ittifakının ekonomisi adı konmamış bir kriz yaşamaktadır, bu da rejimlerinin ekonomik dinamiklerinin çöktüğünü açıkça ortaya koymaktadır. 
 
Faiz artışı, bugüne kadar yüksel reel faiz ve düşük kur ikliminde kurulmuş avanta ekonomisinin doğal bir sonucudur. Bugün faizle emekçilerin daha da yoksullaşmasının sorumlusu AKP ve iktidar ortaklarıdır.