ADNAN BOSTANCIOĞLU: TAŞLAR YER DEĞİŞTİRİRKEN (06.01.2014)

184

Geçen Cumartesi Başbakan Erdoğan Dolmabahçe Çalışma Ofisi’nde iki önemli toplantı yaptı. İlki –belki iki üç tanesi istisna- kendisine topyekûn biat etmiş medya yazarları-yorumcularıylaydı. Bugüne kadar az çok kestirebildiğimiz ama somut olarak bilmediğimiz bir kaç husus günyüzüne çıktı. Başbakan’ın tepesine yerleştirildiği bir “örgüt şeması”ndan, Pennsylvania’dan gönderilen ve uzlaşma çağrısı yapılan bir mektubun varlığından bahis açılmış… Sanırım bu iki hususu ilk kez resmî ağızlardan duymuş olduk.
“Örgüt şeması”, yolsuzluk operasyonunun nihayetinde Başbakan’a uzanacağının işareti. En azından planlar bu yönde… Şaşırılacak bir şey yok. İki sebeple… Birincisi, süregelmekte olan iktidar savaşında nihai hedefin bütün bir iktidarı artık tek başına temsil eden Erdoğan olduğu aşikâr. İkincisi, istifa eden (ettirilen’) Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın “her şey Başbakan’ın onayıyla gerçekleşti” beyanı… Dolayısıyla, ortada bir “komplo” varsa gideceği yer Erdoğan; yolsuzluk varsa da gideceği yer yine Erdoğan. İkisi de varsa, ki en akla yakını bu, yolların kesişeceği nokta elbette Başbakan Erdoğan.
Diğer mesele, şu mektup olayı… Pennsylvania cephesinin açıklamasına bakılırsa, mektup Başbakan’a değil Cumhurbaşkanı’na gönderilmiş. Bu bir şeyi değiştirmez. Cumhurbaşkanı Gül’e gönderilen mektubun, yaşanmakta olan hadise dikkate alındığında Başbakan’ın ilgi alanına girmemesi mümkün değil. Mektup bir tür uzlaşma çağrısıymış. Anlaşılan, Cemaat kalkıştığı işin sonuçlarının –en azından bu aşamada- ağır hasarla neticeleneceği endişesinde. Maruz kaldığı topyekûn saldırıyı şimdilik durdurup güçlerini yeniden tahkim edeceği bir zaman kazanma gayretinde… Lakin, Başbakan da bunun farkında… O, fırsat eline geçmişken hadiseyi nihai bir hesaplaşmaya dönüştürmek niyetinde; aksi takdirde benzer badirelerle beklemediği zamanlarda yeniden ve yeniden karşılaşacağını biliyor. Ve tabii başta yakın çevresi olmak üzere, merkezden il ve ilçe belediyelerine, oralardan -11 yıldır bizzat inşa ettiği- kendine bağlı sermaye gruplarına uzanan malum ilişkiler ağını da… O yüzden şimdiden baraj kuruyor: “Bana yönelecek her türden yolsuzluk iddiası bir uluslararası komplodur!”İşte söz konusu toplantının maksadı da buydu. Kendi “ideoloji üretme aygıtlarına” son bir ayar vermek; savunmanın ve karşı saldırının ana çerçevesini bir kez daha dikte etmek!
* * *
Gelelim ikinci toplantıya… Bu, hiç kuşkusuz ilkinden daha önemli. Başbakan Erdoğan ve Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu ile yaptığı toplantıdan söz ediyorum. Ergenekon ve Balyoz davalarından halen tutuklu olan ya da hüküm giymiş sanık ve mahkumları kurtarma formulü üzerine Feyzioğlu’nun yaptığı öneriye Başbakan “sıcak bakmış”. Öyle ki, Feyzioğlu “Son derece yapıcı ve samimi bir ortamdaydık. Çalışma toplantısı oldu” diyor.
Başbakan’ın bu teklife sıcak bakması gayet anlaşılabilir. Çünkü birden çok kuş vuracağının farkında… İlk akla gelenler: Biliyoruz ki, bu davaların müsebbibi olarak poliste ve yargıda örgütlenmiş Cemaat gösterildi. (Fiilen öyle olabilir ama arkasındaki siyasi irade kendisiydi.) Davalar kadük hale getirilirse, Cemaat “bütün günahları yüklenen ve uçuruma yuvarlanan domuz” (İncil) olacak; AKP ise yaşanmış “kanunsuzlukları” telafi eden iktidar…
Ayrıca, bu davalar temelinde örgütlenmiş geniş bir ulusalcı muhalefet koalisyonunu büyük ölçüde zayıflatacak. Daha önemlisi CHP’yi “açık düşürecek”. CHP’nin (ve tabii MHP’nin) gerek Ergenekon gerek Balyoz davalarında muhtemel salıverilmelere itirazı olamayacağından, bu gelişme karşısında deyim yerindeyse “argümansız” ve hatta “siyasetsiz” kalacaklar. Dahası da var; son yolsuzluk operasyonlarıyla birlikte CHP’nin Cemaat’ten gelecek bir himmete gönül indirdiği biliniyor. Erdoğan’ın büyük ihtimalle bunu da fırsata dönüştüreceğini tahmin edebiliriz. CHP ile Cemaat’i aynı torbaya sokmak için her türlü siyasi manevraya girecektir.Tabii bir de meselenin KCK boyutu var. Bu süreçten onların da istifade etmesi gayet mümkün görünüyor. Böylece Erdoğan’ın hamlesi Kürt cephesinde de muhtemelen olumlu bir karşılık bulacak.
Hasılı, enteresan günlerin eşiğindeyiz… 12 Eylül Anayasa Referandumundan beri bir o yana bir bu yana dönmekten tepe sersemi olmuş zevatı zor günler bekliyor. Düne kadar bağırlarına bastıkları Cemaat artık “baş çelişki”; bunu hazmetmeye çalıştıkları şu günlerde ise dünün “temel çelişkisi” olan Ergenekon ve Balyoz tayfası “dolaylı müttefik” olacak. Neyse, bunlar işin soytarılık boyutu…
* * *
Ama ihmal edilmemesi gereken bir değişken daha var. Zaten fazlaca uzattığımız bu yazıya sığmayacak olan işin uluslararası boyutu… Yukarda yazdıklarımız, muhtemel bir “Erdoğan planı”. Bu planın pürüzsüz bir düzlemde yürütülmesi zor. Çünkü, daha bir kaç gün önce El Kaide uzantılarına silah taşırken enselenen bir iktidardan söz ediyoruz. Yani, Batı dünyası nezdinde kredisini tüketmiş bir iktidar… Hani Başbakan’ın bu aralar sık sık okuduğu bir şiir var, Sezai Karakoç’un… “Sakın kader deme, kaderin üstünde bir kader vardır / Ne yapsalar boş, göklerden gelen bir karar vardır.” Biliyoruz ki, bazı kararlar göklerden değil Batı’dan gelir… Sonuçlarıyla başa çıkılması kolay olmayan, daha dünyevî kararlar…
İnsanın aklına ister istemez aynı şiirin bir başka bölümü geliyor. Hatırlatalım, Başbakan’ın bir yerlerde okumak zorunda kalmayacağını umarak…
“Ölüm düşüncesinin beni sardığı şu anda / Verilmemiş hesapların korkusuyla / Sana geldim, ayaklarına kapanmaya geldim / Af dilemeye geldim affa layık olmasam da…”

06.01.2014 – BİRGÜN