MUSTAFA SÖNMEZ: AKP?YE BİR DARBE DE EKONOMİDEN… (03.01.2014)

221

Yeni yılla birlikte seçim düzlemine girdikçe, yolsuzlukların sandıktaki etkisi de daha çok konuşulmaya başladı. Tüm hukuksuzluklara, engellemelere ve örtbas etme çabalarına karşın, ayakkabı kutuları ve evdeki çelik kasalarla ortaya saçılan yolsuzluk – rüşvet gerçeğini, AKP’ye bunca yıldır oy vermiş seçmen nasıl karşılayacak? 

EKONOMİ

Türkiye’de seçim düzleminde, seçmenin yolsuzlukları kulak arkası etmediğine dair 30 yıllık bir bulgu birikimi var. Yapılmış uluslararası araştırmalar, 100 küsur ülke içinde, ülkelerin yolsuzluğa duyarlılık katsayısı sıralamasında, Türkiye’nin ortalarda bir yerde olduğunu  gösteriyor. Sandığa giderken bu duyarlılığı yükselten ya da alçaltan bir etken de; ekonomik gidişat. Seçmen, ekonomik politikaların sonuçlarından olumsuz etkilenmeye başlamışsa, o zaman ortaya saçılan yolsuzlukları algılama da canlanıyor ve sarı kart yerine, cebinden kırmızı kartını çıkarabiliyor.

Seçmen bugün için ekonomik gidişattan şikayetçi mi, öfkeli mi? ‘AKP Rejimi’nde, dış kaynak (ağırlıkla: borç, kredi) girişiyle gerçekleşen ve yıllık ortalaması yüzde 5’e yaklaşan ekonomik büyümeden seçmene yansıyan ne kadar ve neler?

Seçmen için büyümenin ileri dönük kırılganlıklar, borç kamburları yaratmış olması, çok anladığı ve bugün için dert edeceği şeyler değil. Biz istediğimiz kadar sanayi, hele ki ihracatçı sanayi ihmal edildi; iç pazara, iç tüketime dönük büyümeyle, betonlaşmayla kaynaklar çarçur edildi, kentler yağmalandı diyelim; apolitik ya da az politik seçmen bunu anlamaya çok meyilli olmayabiliyor. İstihdam artışı olmuş mu, iyi kötü eve bir kişi daha ekmek getirmiş mi; sağlık, ulaşım, eğitim gibi hizmetlere erişmesi kolaylaşmış mı; ortalama seçmen bunlara bakar.

Büyümeyle birlikte artan tüketim vergileri, özelleştirme gelirleri, düşük seyreden faizle borçlanma, ‘AKP Rejimi’ne kamu harcamalarını artırma, ‘sosyal harcamaları’ biraz daha arttırma imkanı da verdi. Seçmen bu ‘sonuçlara’ bakar. Sendikasızlık, toplu sözleşmesizlik vb dert değil onun için; iş bulmak ve düşük de olsa, geliri olmak önemli. Bunları son 10 yılda öncekilere göre bulabildiği için, AKP’ye oy vermeye devam etti.

RİSK ARTIYOR

Peki bundan sonra? Bundan sonra bunlar mümkün olacak mı? Büyüme sürecek mi? Büyümeden gelen vergi akışı, oradan kamu harcamaları devam edecek mi? Bankaların bol kepçe tüketici kredileri, kredi kartı kolaylıkları sürecek mi? Bunlar artık kolay olmayacak. Türkiye’nin bu son RTE – Cemaat kapışmasıyla risk primi yükseldi, hem öyle yükseldi ki; duracağa da benzemiyor.
 


style=ctborder- 0px; border-style: solid; : 272px; 400px;ct /byk
 
FED Başkanı Bernanke’nin mayıs başında para politikalarıyla ilgili demeçlerinin ardından, sıcak para yüzünü ABD’ye çevirdi ve tüm Türkiye benzeri ülkelerde CDS’ler arttı. Bu durum, tahvil alım programının açıklanmasının beklendiği eylüle kadar sürdü ama programın ertelenmesiyle risk primleri de düştü. Bir süreliğine rahatlama sağlandı. Ne var ki, aralık ortalarında programın ABD’de uygulamaya geçirilmesi, Türkiye ile birlikte her yerde primleri tırmandırdı. 2014’ün ilk işgününde, yani 2 Ocak’ta Türkiye’nin risk primi 251’e kadar çıktı. Oysa, 26 Aralık’ta 218’di. Ne var ki, siyasi gerilim arttıkça risk primi de artıyor. Yabancılar uzaklaşıyor ve döviz politik riskle birlikte tırmanıyor.

BORÇLAR

Yıla 2,20 TL’yi zorlayarak giriş yapan doların aşağı değil, yukarı doğru hareketlendiği görülüyor. Merkez Bankası, politik riskte bir azalma görmedikçe müdahalede bulunmuyor. Politik gerilim ise azalmıyor, artıyor. Bu durumun döviz fiyatını yukarı itmesi anlaşılır. Bundan da en çok döviz yükümlülüğü olanların canı fena yanıyor ilk elde. Türkiye’nin dış borç yükümlüğü 375 milyar dolar.  Ekim 2013 – Ekim 2104 dönemindeki 12 ayda vadesi gelip ödenecek borçların tutarı ise 165 milyar dolar. 12 ayda ödenmesi gereken bu borç toplamının dörtte üçü özel sektörün. Bankacılık kesimi 80 milyar dolar, firmalar, yani reel sektör ise 53 milyar dolar ödeyecek.

Bu döviz borcunu ödemek için ellerinde stok dövizi olmayanlar, doları şimdiden 2,20 TL gibi öngörülmedik fiyatlardan alıp taksit ödeyecekler. Bu, büyük kambiyo zararı demektir firmalar için ve birçok banka ve firmayı zora sokar. Buradan başlayıp, dolardaki her yükseliş; iğneden ipliğe her ithal malın fiyatına yansıyarak içerideki tüketici fiyatlarını tırmandırır. Bu, Türkiye için 2 haneli enflasyon, iki haneli işsizlik demektir ki; yolsuzluk algısı, bununla yükselir ve sandığı fena etkiler.

30 Mart’a kadar da çok var ve bu pilav daha çok su kaldırır. 
 03.01.2014 – YURT