ADNAN BOSTANCIOĞLU: CEMAAT ?BEŞİNCİ KOL? MU? (23.12.2013)

198

Rüşvet ve yolsuzluk operasyonunun gerisinde kim(ler) var? Hükümetin resmi ve yarı resmi yayın organlarına bakılacak olursa, muazzam genişlikte bir cephe söz konusu. Her bir “analiz” farklı bir odağa işaret ediyor. Tahmin edileceği gibi listenin başında İsrail var. Sonra ABD… İngiltere konusunda ısrarlı iddialar da dile getiriliyor. Daha genel ifadelerle tanımlanan odakları da ekleyelim: “Baronlar”, “Global koalisyon”, “Şer odakları”, “Karanlık güçler” ve benzeri… Adetim değildir ama hafta boyunca televizyondaki tartışma programlarını seyrettim; geniş bir yelpaze içinde köşe yazılarını okudum. Akıllara seza komplo teorileri havada uçuşuyor. Kimi uluslararası güçlerin AKP hükümetine şu veya bu düzeyde karşı çıktığını ve ellerindeki imkanlarla altını oymaya çalışabileceğini kategorik olarak reddetmiyorum ama yapılan “analiz”lerin bazıları moronik düzeyde. İnsan, ekrandaki budalaya üzülmeden edemiyor. İşin korkunç tarafı, bazı profesyonel yalancılar bir kenara, saçma sapan teorilerine hakikaten inananlar da var. Yani o derece samimi ve can hıraş anlatıyorlar. Acınacak hâldeler. * * * Başbakan, Cumartesi düzenlediği Karadeniz mitinglerinde benzer argümanlar kullandı; yolsuzluk operasyonunun arkasında “uluslararası karanlık güçler ve yerli taşeronları” varmış. Bu millet onları 27 Mayıs’tan, 12 Eylül’den, 28 Şubat’tan tanıyormuş. Yahu ortada kutulara doldurulmuş milyonlarca dolar var, euro var, kasalar var, telefon görüşmeleri var, fotoğraflar var… Var Allah var… Başbakan hâlâ 27 Mayıs falan diyor. İnsanlara bu kadar geri zekalı muamelesi yapılabilir mi? Tayyip Erdoğan dağılmış vaziyette. Çünkü bu defa fena kıstırıldığının farkında. Allah bilir ya, ortaya çıkan kepazeliğin buzdağının görünen ucu olduğunu biliyor. Boşuna harıl harıl Emniyet Müdürlerini değiştirmiyor. Hepsi AKP belediyelerinin işbaşında olduğu 30 vilayet. Yeni Şafak yazarı Abdülkadir Selvi, bir televizyon kanalında söylemiş; “23 ilde daha operasyon yapacaklardı” diye… Telaş o yüzden. Apar topar Adli Kolluk Yönetmeliğini de değiştirdiler. Polis artık yürüttüğü her soruşturmayı Başsavcılığa ve Mülki Amirliğe bildirmek zorunda. Türkçesi şu: Bana karşı yolsuzluk/hırsızlık operasyonu yapacaksan, bunu önceden bana haber vereceksin! Ne güzel değil mi? * * * Başbakan, Gezi’de yediği meydan dayağından sonra ne yaptıysa şimdi de aynısını yapmaya çalışıyor: Cepheden taarruz. Ortalığa saçılan pisliği hiç bir şekilde üstüne alınmıyor. Külliyen reddediyor. Ona kalırsa, bütün bakanları, bürokratları pirüpak. Şayet şu ana kadar kamuoyuna yansıyan suçlamaların onda biri bile doğruysa, Başbakan’ın bu tavrı, aynı zamanda suça ortaklık olacaktır. Muhtemelen o da farkında. Ama panik içinde. Öyle ki, ağzından çıkanı kulağı duymuyor. Yargıya diyor ki; “Aranızda pislikler var, temizleyin. Bizim de bildiğimiz şeyler var.” Ne demek bu? Yargıda yolsuzluk var, rüşvet var ve sen bunu biliyorsun da sesini mi çıkarmıyorsun? Öyleyse suç işliyorsun. Bildiğin her neyse çık delikanlı gibi söyle, memleket de öğrensin. Ya da… ABD büyükelçisine sesleniyor; mealen, “çevirdiğin fırıldakların farkındayız, gerekirse ülkene postalarız.” Ama ya devamı? Madem ortada büyük bir komplo var ve arkasındaki güçlerden biri de Ricciardone, (Yeni Şafak, Akşam ve Star’ın arzuları doğrultusunda) “persona non grata” ilân et, olsun bitsin. O biraz zor işte! Dışişleri Bakanlığı’na bile çağıramadılar. Ünye’de, Fatsa’da kürsüye çıkıp rüzgar yapmak kolay. Bu arada dikkat ettiniz mi, hükümet sözcüleri hâlâ açık seçik “bu işin arkasında Cemaat var” diyemiyor. Yok efendim, paralel devlet varmış, çete varmış, ama bütünüyle Cemaat’e mâl edilemezmiş falan… Diyemezler. Çünkü, sen olayı “uluslararası karanlık güçlerin komplosu” diye açıklayıp “içerde de işbirlikçileri var” dersen, Cemaat’i “beşinci kol” ilan etmen gerekir; savcı ve polisi de Mossad ajanı… Gerçi, sanırım onun da eli kulağında… Hadi şöyle bağlayalım. Bu süreçte “uluslararası güçlerin” dahli asla yoktur diyebilir miyiz? Burası Türkiye; yani diyemeyiz. Ama şunun ya da bunun dahlinin olması, iktidardaki yozlaşmanın ve kokuşmuşluğun artık saklanamaz hale geldiği gerçeğini de değiştirmez. 23.12.2013 – BİRGÜN