ERKAN AYDOĞANOĞLU: SARI SENDİKA (12.12.2013)

187

Türkiye’de özellikle son birkaç yıl içinde işçi ve emekçilerin hak ve çıkarları için mücadele eden, en temel örgütlenme faaliyetleri çeşitli yollarla engellenmeye çalışılan, üyeleri sık sık baskı ve tehditlerle karşılaşan, basın açıklaması yapmaları hatta yasal grevleri bile fiilen engellenen ve sürekli itibarsızlaştırılmaya çalışılan az sayıda mücadeleci sendika kaldı.
  Siyasi iktidarın ve onun siyasal uzantılarının yıllardır yıpratamadığı, devletten ve sermayeden az çok bağımsız hareket edebilen kimi sendika merkezleri, ya içeriden müdahale edilerek ya da seçimler üzerinden “ele geçirilmeye” çalışılıyor. Son olarak Hava-İş’te yaşananlar, bütün baskı ve tehditlere rağmen yandaş hale getirilememiş bir sendika merkezinin iktidar güçleri ve sendika içindeki uzantıları tarafından nasıl kuşatılıp ele geçirilebildiğini gösterdi.
 İşçi ve emekçilerin çıkarlarını ve haklarını mücadele ederek kazanmak ve korumak yerine, hükümet ya da patronlarla uzlaşıp, üyelerinin çıkarını geri plana iten, hükümetle ya da patronlarla en kötü koşullarda uzlaşan, “karşı taraf”ın taleplerini daha çok önemseyen sendikalara dünyanın her yerinde “sarı sendika” deniyor. Türkiye’de sayıları hiç de az olmayan sarı sendikalar, siyasi iktidar ile siyasal-ideolojik yakınlıkları, hatta “organik” bağları nedeniyle “yandaş sendika” olarak da adlandırılıyor.
Sarı sendika adını, ilk olarak 1900’lerin başında Fransa’da ortaya çıkan ve kendilerine “sarılar” denen bir hareketten alıyor. Sarılar hareketinin en önemli özelliği, işçi haklarının patronlara karşı mücadele ederek savunulmasına karşı çıkması ve sendikal mücadelenin olmazsa olmazı olan grev hakkını kullanmayı reddetmesi.
  Sermaye güçlerinin saldırılarına karşı takındığı tutumlarla işçi sınıfını savunmasız bırakan, bir anlamda “dalga kıran” rolü oynayan sarı sendikalar, başta sınıfın örgütlü kesimleri olmak üzere, bir bütün olarak emek hareketi üzerinde etkisi kolay geçmeyecek kadar ciddi tahribatlar yaratmayı sürdürüyor. Ancak gerek içeriden, gerekse dışarından yapılan tüm müdahalelere rağmen, yaşadığı sorunların kalıcı olarak çözülmesini isteyen işçileri hiçbir zaman tamamen teslim alamıyorlar.
  Türkiye’de emek hareketinin ve sendikal mücadelenin gelişme olanaklarının artmasına paralel olarak, hükümet ya da patron destekli sarı sendikaların sayısının ve etkisinin giderek artması bir çelişki olarak görülebilir. Ancak durumun, yıllardır sendikaların tepesine çöreklenen bürokratik sendikal anlayışın kaçınılmaz bir sonucu olduğunu unutmamak gerekiyor.
 Sendikal bürokrasinin etkisini hâlâ sürdürmesi, az çok mücadeleci yönleri ile öne çıkan sendikaları ve sendikacıları tasfiye edilmesi gereken birer hedef haline getiriyor. Bu durum, sendikaları sadece güç bakımından değil, yarattığı etki ve itibar bakımından da köşeye sıkıştırırken, “diyalogcu” ve “iş birlikçi” özellikleri ile öne çıkan sarı sendikaların gerçek sahipleri tarafından gerçek birer sınıf örgütü haline getirilmedikçe, ileriye doğru somut adımlar atmanın hiç kolay olmayacağını çok açık.
  Sendikal mücadelenin ağırlıklı olarak sendika bürolarında ve “profesyonel” kadrolarla yürütülen bir faaliyet olmaktan çıkarılması, işçi ve emekçilerin mücadele içinde sendikalarına daha fazla sahip çıkması ve sendikaların bir avuç bürokrat değil, gerçek sahipleri tarafından yönetilmesi için eldeki olanaklar hâlâ tüketilmiş değil.
  İşçi sınıfının bütün mücadele araç ve yöntemlerini, karşılarına çıkan bütün engellere rağmen ısrarla kullanmaktan geri durmamaları gerekiyor. Sendikaları gerçek birer mücadele örgütü haline getirmek inancı ve iddiasında olanlar, bu temel ihtiyaca göre hareket etmek ve sendikalar içindeki her türlü sınıf dışı tutum ve eğilimlere karşı sürekli uyanık olmak zorundalar.

‘12.12.2013 – EVRENSEL