ASLI AYDIN: ENFLASYON BAŞTAN SONA ŞAİBELİ (05.12.2013)

201

Enflasyon hedeflemesiyle küresel sermayeye “enflasyon rahatlığı” sağlayan AKP, aynı zamanda fazla iyimser olarak belirlediği bu hedefi üzerinden ücretleri dilediği gibi belirliyor. Gerçekte epeyce büyük bir enflasyon,  “hedefleme” ile kağıt üzerinde düşük kalıyor. İşleyiş kabaca şöyle gerçekleşiyor: gelecek yıl için merkez bankası enflasyon hedefini koyuyor, bu da memur maaşları ve yeni asgari ücretin belirlenmesinde resmi veri olarak kullanılıyor.
Sözün kısası aslında hedeftekinin her daim üzerinde seyreden enflasyonu AKP yönetimi “hedefleme”  yöntemiyle bertaraf ediyor, kendi öngördüğü enflasyona göre hem küresel sermayeye albeni sunuyor, hem de dilediği gibi ücretleri sınırlandırmış oluyor, ki bu da aynı çevrelere sunulan albeniyi katlıyor.
Ücretler şaibeli bir enflasyon ölçüt alınarak belirleniyor da, peki açıklanan resmi enflasyon rakamları ücretlerin karşısında buharlaştığı hayat pahalılığını açıklamada ne kadar yeterli kalıyor’

ŞEYTAN AYRINTIDA GİZLİ

Öncelikle enflasyon, Türkiye’de farklı gelir gruplarına göre hesaplanmamakta. Bu durum enflasyonun farklı gelir grupları tarafından farklı şiddetlerde hissedildiği gerçeğini örtüyor. Oysa zenginin ayrı, yoksulun ayrı tüketim bileşenleri var. Gelir düzeyi düştükçe tüketim harcamalarının içinde gıda ve yakacağın ağırlığı artıyor. Yoksullar gelirinin çoğunu gıda ve konut harcamalarına ayırırken, bu zorunlu harcamaların payı, gelir düzeyi arttıkça ağırlığını kaybediyor. Bugün TÜİK, bu keskin ayrımı göz ardı ederek karşımıza resmi veri diyerek bir enflasyon oranı çıkarıyor.  Kasım ayı itibarıyla yıllık enflasyonu (TÜFE) yüzde 7,32 çıkaran TÜİK’in enflasyonuna alternatif birkaç rakam verelim…
Yoksul ailelerin temel harcamalarında oldukça büyük bir paya karşılık gelen sebze-meyve, et, süt ürünleri gibi kalemlerdeki artış geçtiğimiz yılın Kasım ayına göre ortalama yüzde 15 civarında. Peki yoksulluk sınırının 3741 lira olduğu bir yerde, bu seviyenin altında kalan nüfusu göz önüne alırsak, yüzde 7,32’lik bir enflasyon gerçekten yaşadığımız hayat pahalılığını yansıtıyor mu’
Bir de başka bir yönden bakalım, et ve balık ürünlerinde 1 yılda meydana gelen fiyat artışı ortadayken, tavuk, hindi, ördek, kaz gibi canlı kümes hayvanlarının KDV’sini yüzde 1 oranından yüzde 8’e çıkaran AKP, gerçekten umut ettiği KDV gelirine ulaşabileceğine inanıyor mu’ Burada halk RTE’ye seslenmez mi, “kredi kartı kullanmayın diyorsun, hayatta kalabilmek için başka seçenek bırakmıyorsun”

KDV ve ÖTV

Ekonomik büyümenin kaynağını dış kaynak ve iç talep oluşturuyor. AKP, ekonomik başarısını sürdürmek için bu iki dinamiğe bağımlı. Dış kaynağın vaziyeti ve iplerinin kimlerin elinde olduğu malum. İç talep ise bugün keza daha kontrol edilebilir bir konumda. AKP’nin bugün kartlar üzerinden gündemi işgal ettiği söylem bir yana, inşa edilen kurgu ücretlerin baskılanması ve halkın borçlandırılması üzerine kurulu. Keza, iç talepten devletin bütçesine sağlanan gelir de değirmenin suyu. 2013 yılının ilk 9 ayında devlet KDV’den 75 milyar dolar, ÖTV’den 63 milyar dolar kazandı. Gelir vergisinden kazancı ise 46 milyar dolar. Geçtiğimiz yılın aynı dönem aralığına göre KDV+ÖTV’den elde edilen gelirdeki artış 28 milyar dolar. KDV ve ÖTV üzerinden soyup soyma AKP’ye yetmemiş olacak ki bu kalemlerde yeni düzenlemelere gidildi. Pırlanta ve elmas gibi ürünlerde ÖTV kaldırılırken, 2011 yılında  KDV’si yüzde 1’e düşürülen tavuk vb. kümes hayvanlarının ÖTV’si yeniden yüzde 8’e çıkarıldı. Bu, servet vergisi almazken asgari ücreti bile vergiye bağlayan zihniyetin attığı adımlardan bir tanesidir. Bugün vergi gelirlerinin üçte ikisini dolaylı vergilerden oluşturarak bütçe gelirlerinin yükünü emekçilere yıkan akıl, güncel kaynak ihtiyaçlarını da bu yükü ağırlaştırarak karşılamanın peşine düşmüştür. Bu kadar basit.

05.12.2013 – BİRGÜN