İ. SABRİ DURMAZ: KIDEM TAZMİNATI İÇİN MÜCADELE-3 (15.11.2013)

207

İŞÇİLERİN, SERMAYE SALDIRISINI PÜSKÜRTECEK GÜÇLERİ VARDIR

Hafta başında Çalışma Bakanı Faruk Çelik başkanlığında toplanan Üçlü Danışma Kurulu, 10 gün sonra yeniden toplanarak, içinde “Kıdem tazminatının fona devredilmesi, taşeron çalışmasının yeniden düzenlenmesi ve Özel İstihdam Bürolarının kurulmasının yasallaştırılması” olan paket düzenlemeyi ele alacak.
Hükümet cenahı, patronlarla iş birliği içinde “Üstünde tam bir anlaşma olmadan bir düzenleme yapmayacağını” söyleyip sendikalar cephesinde “Biz istemeden düzenleme yapılmayacak” rehaveti oluştururken öte yandan da süreci, “Madem aranızda anlaşamıyorsunuz, o zaman ben de bildiğim gibi yaparım” diyeceği bir aşamaya doğru götürmektedir.
İŞÇİ-SENDİKA CEPHESİNDE KAFA KARIŞIKLIĞI

Nitekim, patronların ve Hükümetin bu taktiği hayli “tutmuş” görünüyor.
Öyle ya bugün sendikal cepheden her kafadan bir ses bile çıkmamakta, DİSK ve kimi Türk-İş’e bağlı sendikalar “Kıdem tazminatının fona aktarılmasına” karşı çıkarken, taşeron düzenlemesi ve Özel İstihdam Büroları konusunda da ne dedikleri bilinmemektedir.Türk-İş ve Hak-İş’in konfederasyon olarak ne dedikleri bile belli değildir. Öyle ki Hükümete karşı neyi savundukları işçiler arasında bilinmemektedir. Pek çok sendikanın ise konu gündeminde bile değil. Ancak sendika ve konfederasyon yetkilileri, “Ne yapacaksınız'” sorusuna, “Kıdem tazminatına dokunmak genel grev nedenidir!” demekte, DİSK’in, kimi Türk-İş sendikaların yaptığı ve yapmaya hazırlanıyoruz dedikleri protesto eylemleri bir yana bırakılırsa, işyerlerinde geniş işçi kesimlerini mücadeleye çekecek hiçbir girişimin, hiçbir çalışmanın olmadığı biliniyor. Bu da elbette, “Bir genel grev olursa bu genel grevi kim yapacak'” sorusunu bile gündeme getirmektedir.
Sendikal cephedeki bu karmaşa, eylemsizlik ve sorunu kapalı kapılar arkasında patronlar ve hükümetle tartışma, el altından hükümet ve patronlarla iş birliği tutumu, işçiler arasında, “Biz ne dersek diyelim Hükümet istediği yasayı çıkarır!” karamsarlığının zeminini genişletmekte ve güçlendirmektedir.
HER ŞEYDEN ÖNCE İŞÇİ CEPHESİNE BİR STRATEJİ LAZIM

Bu kafa karışıklığını gidermenin mantıklı yolu elbette sendikaların ortak talepler etrafında birleşip, ortak bir mücadele çizgisi izlemeleridir. Çünkü hükümet ve patronlar işçilerin en temel kazanımlarına saldırmaktadır.
Ancak gazetemizi izleyen okurlarımızın bildiği gibi sendikal bürokrasi işçi sendikaların başındadır ama sermayeye hizmet etmektedir. Bu nedenle de sendikaların ve konfederasyonların bir araya gelip ortak bir mücadele hattına girmemesi için her melanete başvurmaktadırlar.
Bu yüzden de mücadele, kimi sendikacılara rağmen oluşturulacak ve bir yanıyla da sermayenin sendikalardaki uzantılarına karşı bir mücadele olarak gelişmek zorundadır.
Bu da konfederasyonların ve sendikaların yönetimini gasbetmiş bu sermaye uzantılarına, hükümet iş birlikçisi sendikacılara rağmen işçilerin ortak mücadelesini örgütlemenin belirleyici önemde olduğu anlamına gelmektedir.
Bunun için de;
1- Mücadeleden yana tutum alan sendikacıların ve sendikaların, (Merkez ve şube yönetim ve yöneticilerinin, işyerlerindeki temsilcilerin) sadece sendikalarının üyesi işçilerin değil tüm sınıfı mücadeleye çeken çağrılar yapması ve geniş işçi kesimlerinin örgütlenip mücadeleye atılmaları için sınıfın sözcüsü olarak öne çıkan bir perspektifle hareket etmeleri gerekir.
2- Herhangi bir sendikaya üye olmayan işçi kesimlerinin mücadeleye çekilmesi için bu işyerlerindeki ileri işçilerin sendikaların çağrısını beklemeden inisiyatif alarak mücadeleyi örgütlemeleri gerekir. Burada olduğu yerlerde Kurultay Komitelerinin, sendikal platformların, mücadelede öne çıkmış birer birer işçilerin hareket geçmesi belirleyici önemde olacaktır.
3- Mücadeleyi, “Yasa taslağı Meclise geldiğinde bir genel grev” yerine; işyerlerinde ve emekçi semtlerinde saldırının amacı ve düzenlemelerin içeriğini tartışan ve işçi haklarına saldırı oluğunu gösteren bir aydınlatma faaliyetinden, işyerlerinde ya da emekçi semtlerinde toplantılar yapmaya basın açıklamalarından işyerleri önünde yapılacak yürüyüş ve gösterilere (Ki bu alanda işçilerin çok deneyim vardır) mitinglerden iş yavaşlatmalara… genel grevlere kadar değişik eylem biçimlerini kapsayan bir genel direniş hattı olarak anlamak gerekir.
4- İlk bakışta sorun işçilerin sorunu gibi görünmektedir ama bir yandan esnek çalışmanın yaygınlaştırılması öte yandan da “Kıdem tazminatının kuşa çevrilmesi” demek kamu emekçilerine de esnek çalışma ve emeklilik ikramiyelerine yönelik bir saldırı anlamına geldiği görülmelidir. Bu yüzden de kamu emekçileri, hekimler, mühendisler gibi tüm emeği ile geçinen kesimlerin mücadeleye çekilmesi için geniş bir zemin olduğu gözden kaçırılmamalıdır.
5- Burada sendikalar ve emek örgütlerinin yanı sıra ileri işçi kesimlerinin ve sınıf partisinin, tüm emekten yana çevrelerin bu ortak mücadele için üstlerine düşeni yapmaları önemlidir.ASLOLAN İŞÇİLERİN MÜCADELEYE ÇEKİLMESİDİR

Evet, sendikaların, emek örgütlerinin ve örgütlü işçi kesimlerinin basın açıklamaları, kamuoyunun dikkatini çekmek için yaptıkları nispeten az sayıda işçinin katılımıyla yaptığı gösteriler, protestolar önemlidir ama mücadelenin kazanılması için en geniş işçi kesimlerinin mücadeleye çekilmesi belirleyicidir. Bunun için de taleplerin ve mücadelenin öneminin işyerlerinde tartışmaya açılması, emekçi semtlerinde toplantılar, duvar gazeteleri, bildiri, broşür; afiş, sosyal medya, TV ve gazetenin kullanılması gibi tüm aydınlatma araçlarının devreye sokulması vazgeçilmezdir.
 MÜCADELE KIDEM TAZMİNATINDAN DAHA GENİŞ BİR ZEMİNE SAHİPTİR

Tartışılan, “Kıdem tazimatının kaldırılması ya da fona devredilmesi”dir. Ama gerçekte “taşeron çalışmanın düzenlenmesi” ve “Özel İstihdam bürolarının kurulması” gibi önemli iki düzenleme daha vardır. Ve bu üç düzenleme tek bir “taslak” olarak sunulmaktadır. Bu “taslakta” taşeron çalışmasında işçilerin lehine bazı düzenlemeler yapılıyor gibi görünürken, (Dün Milliyet’te “Taşeron işçilerine müjde” mahiyetinde bir haber vardı) Özel İstihdam Büroları yasallaştırılarak taşeron çalışmanın alt yapısı tamamlanmak istenmektedir.
Dolayısıyla sadece “Kıdem tazminatıma dokundurtmam” talebinin yanı sıra “Bir gün bile çalışsa işçinin kıdem tazminat hakkının doğacağı”, “Kıdem tazminatı ödemeyen patronlara etkin yaptırımlar uygulanması” … biçiminde düzenlemelerin yapılmasının, yanı sıra “Taşeron çalışmasına son verilmesi”, “Özel İstihdam Büroların kurulmasının gündemden çıkarılması” gibi taleplerin de bu mücadelenin talepleri olarak öne çıkarılması, çok önemlidir. Böylece mücadelenin tüm işçileri ve emekçileri ilgilendiren bir mücadele olacağı bilincinin yaygınlaştırılması ve mücadele zemininin genişlemesi olanaklı hale gelecektir.
SINIFIN MÜCADELE BİRİKİMİ VE POTANSİYELİ SERMAYENİN SALDIRISINI PÜSKÜRTEBİLECEK BİR DÜZEYDEDİR

Sendikal bürokrasinin mücadeleyi bölmesi ve patronların propagandasının baskısıyla işçiler içinde “Hükümet istediğini yapar” düşüncesi önemli ölçüde bir karamsarlık yaratıyor olsa da bugün eğer mücadeleden yana sendikacılar ve ileri işçi kesimleri ortak bir mücadele stratejisi etrafında adım atabilirse, bu karamsarlığın ve umutsuzluğun hızla dağılacağı imkanlar da son derece geniştir.
Saldırının boyutu ve tüm sınıfı kapsayan bir saldırı olarak biçimlenmiş olması aydınlatma faaliyetini kolaylaştıran bir etken olurken, ülkemizde azımsanmayacak bir mücadele birikimi ve bu birikimin temsilcisi işçiler ve sendikacılar vardır. Burada eksik olan bu ileri güçlerin aralarında birleşmeleri için ileri işçi ve sendikacıların gerekli inisiyatif almaktan kaçınmalıdır.Dolayısıyla bugün;
1- İleri işçi ve sendikacıların öne çıkıp inisiyatif almaları ve bir mücadele stratejisini adım adım oluşturmak üzere harekete geçilmesi,
2- Geniş işçi tabanında saldırının boyutunu ve üstünde birleşilmesi gereken taleplerinin içeriğinin tartışmaya açılması, bu tartışmanın bir aydınlatma faaliyeti olarak örgütlenmesi belirleyici bir önemdedir.

[ct][ct]15.11.2013 – EVRENSEL

[kck]/html[byk]