MEHMET Y. YILMAZ: TRAMVAYIN SON DURAĞI YAKLAŞIYOR! (09.10.2013)

213

YAZDIKLARI beğenilmeyen gazeteciler işlerinden oldular.

Başbakan’ın onaylamadığı gösterilere katılan oyuncuların rol aldığı diziler yayından kaldırıldı.
“Onaylanmayan” Gezi Parkı konulu kapak yapan dergi kapatıldı.
Şimdi de AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik’in “çok aşırı bulduğu” bir giysiyi
giyen yarışma programı sunucusu işinden atıldı.
Memleketimiz, maşallahı var, “ileri demokrasi” yolunda hızla ilerliyor!
Konuşmalarına bakarsanız bir melekler ordusu tarafından yönetiliyoruz ama bir kaş işaretleri ile insanlar işlerinden atılıyor, diziler kaldırılıyor, dergiler kapatılıyor.
Hüseyin Çelik hatırlayacaksınız bir gün önce şöyle konuşmuştu:
“Dün bir kanaldaki yarışma programında sunucu öyle bir kıyafet giymiş ki olmaz bu yani. Kimseye karıştığımız yok ama çok aşırı. Dünyada da kabul edilemez”.
“Dünyada kabul edilmez” dediği giysi bir tuvalet.
Bırakın dünyayı, Türkiye’de de mesela bir düğünde kadınların isterlerse rahatça giyebilecekleri ve bu giysileriyle kimseyi rahatsız etmeyecekleri bir gece elbisesi.Ama biliyorsunuz bu beyler, bir kadının saçını görünce bile bir tuhaf oluyorlar, dekoltesi biraz açık bir giysi görünce yerlerinden hoplamaları normal!
Anormal olan, iktidar partisinin genel başkan yardımcısının “Olmaz bu yani” diye bir sunucunun giysisini mesele yapması, bunu söylerken bir de yüzü kızarmadan “Kimsenin kıyafetine falan karıştığımız yok” demesi!
Karışsalardı neler olabilecekti, tahmin etmek zor değil!
Bakın Başbakan dün ne dedi: “Bu dava adeta iğneyle kuyu kazılarak bugüne ulaşılmıştır. Başımızı asla öne eğmeyecek, dava taşını gediğine koyana kadar mücadele edeceğiz”.
“Dava taşının gediğinin nerede” olduğu da belli.
Öyle görünüyor ki “demokrasi tramvayının son durağına” hızla yaklaşıyoruz!

Yavuz rant’ köprüsü!

İSTANBUL Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, Boğaz’a yapılacak üçüncü köprünün İstanbul trafiğini rahatlatacağını söyledi.
Hatırlayacaksınız, Ulaştırma Bakanı da daha önce üçüncü köprünün transit trafiği kent dışına kaydıracağını söylemişti.
Şöyle bir hesap: İkinci köprüden transit geçen kamyon–TIR trafiğini üçüncü bir köprüye kaydıralım, böylece ikinci köprü rahatlasın, İstanbul’un trafik sorunu çözülsün.
Türkiye İstatistik Kurumu ve Karayolları’nın çalışmaları gösteriyordu ki Boğaz köprüleri üzerindeki transit kamyon trafiği, toplam trafiğin yüzde 2’sini ancak buluyor.
Eğer üçüncü köprünün bütün kamyon trafiğini çekmesini istiyorsanız, yapmanız gereken şey bu kez çok sayıda kavşak ve bağlantı yolu ile köprü çevre yolunu kent içine bağlamak. Çünkü her kamyon ve TIR da bu kentin içinden transit geçip gitmiyor.
Hafriyat kamyonlarından tutun, kentte üretilenleri başka yerlere taşıyacak olanlara kadar tüm kamyonların bir şekilde şehrin içine girmesi gerekiyor çünkü.
Ancak bu yapıldığı zaman Kadir Bey’in söylediği gerçekleşebilir, üçüncü köprü bir süreliğine de olsa kent trafiğini rahatlatabilir.
Ama o zaman da kentin kuzeye doğru genişlemesi, yeni yerleşimlerin bu hat üzerinde olması önlenemez.
Bunun anlamı da kuzeydeki ormanlık alanın ve su kaynaklarının yok edilmesidir.Üçüncü köprünün Başbakan’ın isteğiyle bu bölgeye yapılmasındaki amaç da zaten esasında budur: Yeni rant alanları yaratmak!
Çok beklemeyeceğiz, köprü inşaatı hızla sürüyor, iki seneye kalmadan da bitecek.En geç üç sene sonra hangi araziyi kimin önceden ucuza kapatıp, sonra kime kaça satacağını göreceğiz.
Tabii düzgün çalışan muhalefet partilerine sahip olabilseydik, o kadar beklememiz de gerekmeyecekti, o da ayrı mesele.

Paket tamam da danışman yerinde duruyor!

BAŞBAKAN Recep Tayyip Erdoğan’ın açıkladığı demokratikleşme paketi ile ilgili ilk yasal düzenleme nefret suçları ile ilgili olacakmış.
Sabah’ın haberine göre bir Ayrımcılık Komisyonu kurulacak ve ayrımcılık “cinsiyet, ırk, renk, dil, din, inanç, etnik köken, felsefi ve siyasi görüş, sosyal statü, medeni hal, sağlık durumu, özürlülük, yaş ve benzeri temellere dayanan uygulama ve işlemler” olarak tanımlanacakmış.
Kâğıt üzerine yazınca hoş duruyor tabii ama bakalım gerçek hayatta ne ile karşılaşacağız.Gerçi aşağı yukarı bir fikrimiz var: İşlediğiniz nefret suçu Başbakan’ın ve adamlarının hoşuna giderse cezalandırılmayacaksınız, gitmezse cezalandırılacaksınız!
Bizde işler böyle yürüyor çünkü.
Hatırlarsınız, Gezi Parkı gösterileri sırasında adının önünde Yıldız Teknik Üniversitesi Bölüm Başkanı, Prof. Dr. ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi Sanat Danışmanı gibi sıfatlar olan bir Ahmet Atan isimli kişi, böyle bir nefret suçu işledi.
Attığı tweet’lerden bir tanesi şöyleydi mesela:
“Üç–beş eylemci, çapulcu değil, Yahudi, Ermeni ve Rum Öz’ünde ahmakların bileşeni bir grubun isyancıları ile dünden yarına kavgamız olacaktır”.
Şu da var: “Yahudi, Ermeni, Rum’sanız Gezi eylemlerinde rol almanızı anlayışla karşılıyorum. Lütfen soyunuzu araştırın”.
Bu ırkçı nefret suçunu işleyen kişi için AKP zihniyetindeki YÖK ne yaptı’ Hiçbir şey.Aynı zihniyetin belediye başkanı, “Bir etnik aidiyeti hakaret olarak kullanamazsın, bu kentte onlar da yaşıyor, vergisini veriyor, askere gidiyor, senden farkı yok” diyebildi mi’ Diyemedi!İşine son verdi mi’ Vermedi, maaş vermeye devam ediyor!
Savcılığın soruşturma açtığını duydunuz mu’ Duymadınız!
Oysa bunun için ne paket açmaya gerek vardı, ne de başka bir şeye.
Mevcut yasalarımızla bile bu suç cezalandırılabilirdi, yapılmadı.
Şimdi yapmak istediklerinin samimiyetine nasıl inanacağız’

09.10.2013 – HÜRRİYET