SEVDA KARACA: TÜRBAN SORUNU ÇÖZÜLDÜ HADİ HAYIRLISI (07.10.2013)

277

Esas olarak kadının özgürlüğüne, kazanılmış haklarına ve toplumsal statüsüne karşı kuşatıcı bir saldırı olmasına karşın, türban konusu neredeyse kadın hakları mücadelesinin parçası ve bir özgürlük sorunu gibi ele alındı. Bunu, demokratikleşme paketinin “başörtüsüne özgürlük” maddesiyle bir kez daha gördük.
İnsanlığı yeni bir ortaçağa iade etmeye çalışan neo liberalizmin, aklı kuşatan yeni muhafazakârlığın ve bir gelecek projesine sahip olmayan, dolayısıyla kapitalist uygarlığın mutlak egemenliğine hizmet eden her türden post modernizmin müthiş ittifakı bu meseleyi bir “özgürlük” sorunu olarak yaşamımızın orta yerine kondurdu. Demokrasi mücadelesi, liberal söylemden devşirilen “yasakçılık”, “statükoculuk”, “devletçilik” üçlemesiyle sürdürülürken demokrasi ile özgürlük, özgürlük ile eşitlik arasındaki bağlantılar kaybedildi. Türban bağlamında yürütülen tartışmalar bu bağlantının ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gösteriyor.
Bugün kimse kadınların özgürlük alanını genişleten bir iklimde olduğumuzu iddia edemez herhalde. Son dönemde atılan adımlarla güçlenen kadına düşman yeni bir cins rejiminin kurumsal alt yapısı hızla oluşturuluyorken hele, hiç kimse bunu söyleyemez.
Türkiye neoliberal girdapta yeniden şekillenirken, sosyal ve ekonomik hak kayıplarımızın yanı sıra eşitlik ve özgürlük mücadelemize nesnel temel oluşturan pek çok alanda kayıplarımız var. Yeni muhafazakârlığın kadınları mahkûm ettiği alanlarda erkek egemenliğinin güçlenmesi için her türden manevra yapılıyor,  toplumsal yaşamın tamamını dindarlaştırarak mutlak bir hâkimiyet sağlamayı hedefleyen iktidar bu hâkimiyetini kurumsallaştırıyor.
Bu hâkimiyet çatışmasında bir alan olarak kadın bedeninin seçilmesi tesadüf değil. Kadınların bedeni, giyimi ve davranışları siyasi projelerin cisimleştiği, farklılığın ortaya konduğu bir bağlama işaret ediyor çünkü.
Bugün Türkiye’de de gördüğümüz şekilde türban dini değil politik bir tavır. Bunu türbanı bir özgürlük sorunu olarak ortaya koyanlar da böyle ifadelendiriyor. Bu tavır 30 yıl önceden gelen politik bir mücadeleyle oluştu. Ve evet,  bu mücadelede İslamcı kadınların emeği büyük. Türban onların inançlı uğraşı ve mücadelesiyle yaygınlaştı, benimsendi, savunulan bir şey haline geldi. Bu arada da liberal söylemin “bireysel özgürlük” efsanesine sırtlarını dayamakta bir sorun görmedi bu hareketin temsilcileri. Türbanı kadınların “eğitim alma, çalışma ve bireyselliklerini gerçekleştirme” süreçlerinin olmazsa olmazlarından biri olarak tarif etme gayretleri de bir karşılık buldu çeşitli çevrelerde. Çünkü ayrım, esas olarak kadınları ilgilendiriyor ve kadınları bir tercihe zorluyordu. Kadın hareketi de tam da bu noktada desteğe çağrılıyor ve “empati” beklentisi bir ittifak zemini olarak ortaya konuyordu.
Kadın hareketi kadınların “kendini iyi hissetmesi” için değil eşitlik, özgürlük ve erkek egemenliğinden kurtuluş için mücadele eder. Tam da bu yüzden kadın hareketinin “fıtraten doğuştan eşitlik fikri kabul edilemez” diyen bir anlayış karşısında konumlanmasından daha anlaşılır bir şey yoktur. AKP bugün kadının fıtratına uygun tek faaliyet olarak sermaye açısından güvencesiz-ucuz işgücü ve muhafazakârlıkla kutsanan aile köleliği ve anneliği gösterirken, kadınlar için attığı en “ileri” adımın türbana özgürlük olması da bu “empati”nin neden politik bir ittifak zemini olamayacağının en esaslı göstergesi.
Hala bu “empati” hattında durmak ve “neyse ki türban sorununda yol alındı” gibi bir fikirle hareket etmek, kadınları bahsettiğimiz “fıtrata” sıkıştıran anlayışın mevzi mücadelesine pasif destek vermek anlamına gelir.
Bu da yalnızca başı açık kadınları değil, örtülü-örtüsüz tüm kadınları ilgilendiren bir toplam geriye götürme sürecine destek anlamına gelir.
Meselenin “kamusal-özel alan” ayrımı olmamasının nedeni de burada yatıyor zaten:Kadınların bir yüzyıldan fazla zamandır süren eşitlik ve özgürlük mücadelesini İslamcı-neoliberal gericilikle mücadeleyle buluşturmak için gerçek laiklikle kadın özgürlüğü arasındaki ilişkiyi görme ihtiyacında.
Hiç şüphesiz türban serbestisi ile boyutları hızla değişecek yeni bir tartışma alanı açılmış oldu. Şimdiden sonra daha açık ve net göreceğiz düne kadar demokrat olma kriterini “başörtüsü özgürlüğüne kayıtsız şartsız sahip çıkmak” olarak koyanların kadınların eşitlik ve gerçek demokrasi talebi karşısında alacakları tutumu…
Ne demeli, “hadi hayırlısı”.

‘07.10.2013 – EVRENSEL