AZİZ ÇELİK: DEMOKRATİKLEŞME YERİNE SADAKA PAKETİ (01.10.2013)

208

Demokratikleşme adı verilen paket için “dağ fare doğurdu” demek mümkün. Demokratikleşmeye dair hiçbir köklü soruna seslenmeyen, daha çok palyatif, ikincil öneme sahip ve birçoğu fiilen aşılmış sorunlar konusunda sadaka misali bir paket söz konusu. Paketin hazırlanış ve açıklanış biçimi de içeriği de sadaka nitelemesini haklı kılıyor. Hak sahipleri ve muhatapları ile müzakere edilmeyen ve otoriter bir tarzda açıklanan paketten çıkanlar da biçimiyle paralel.

Paket ne siyasal açıdan ne de sosyal açıdan demokratikleşmenin önündeki asıl engellerle yüzleşmiyor. Tersine, uzunca bir süredir tanık olduğumuz, hak temelli yaklaşımların yerini sadaka, himmet ve yardımın alması gibi siyasal sadakalar öngörüyor. Bir kısmı sembolik ve aslında kadük olmuş sınırlamaları kaldırmış gibi yapıyor.

Tıpkı 12 Eylül 2010 referandumunda olduğu gibi sahnenin önünde kimi küçük iyileştirmelerle yetiniyor, arka planda ise otoriter bir muhafazakarlaşmayı adım adım inşa ediyor. Paketin en esaslı düzenlemesinin ve neredeyse temel amacının kamuda türban serbestisi olduğu gözleniyor. Ancak söz konusu olanın kamuda kıyafet serbestisi olmadığı açık. Aslında kamuda artık türban diye bir meselenin kalmadığı biliniyor. Fiilen pek çok kamu kuruluşunda türbanla çalışılıyor. Bu hamlenin muhafazakar seçmeni konsolide etmeye yönelik bir seçim sadakası olduğu açık.

Ancak kamuda türban serbestisinin örtemeyeceği başka tuhaflıklar var. Kamuda türbanı serbest bırakan AKP, aynı kamu çalışanları için grev yasağını anayasal bir düzenlemeyle 2010 referandumunda pekiştirmişti. Demokratikleşme paketinde kamuda grev serbestisinden eser yok ama türban serbestisi var. Anlaşılan kamu çalışanının birincil sorunu bu. Grev kamu çalışanın neyine! Hükümet ve hükümet güdümlü konfederasyon kamu çalışanı için en iyisini zaten yapıyor. Kamuda türbanı serbest bırakanlar, yine kamuda binlerce türbanlı kadını taşeron işçiler olarak güvencesiz ve sendikasız çalıştırıyor.

Demokratikleşme paketi ile ilkokullarda andımız kaldırılıyor. Peki bu adımla eğitimdeki temel sorunlar çözülmüş mü oluyor’ Bir yandan andımızın kaldırılmasını demokratikleşme diye sunmak ama öte yandan 12 Eylül’ün zorunlu din derslerini yeni seçmeli (aslında zorunlu) din dersleri ile pekiştirmek; bir yandan ilkokullarda andımızı kaldırmak, öte yandan yüksek öğretimin başına musallat olmuş YÖK’ü kaldırmak bir yana esaslı bir manivela olarak kullanmak; bir yandan andımızı kaldırmak, öte yandan üniversite için özel bir polis gücü oluşturmak. “Muhafazakar” demokrasi bu olsa gerek!

Demokratikleşme paketi ile Q, X ve W için serbestlik geliyormuş. Yine kadük olmuş bir konu demokratikleşme diye sunuluyor. Dahası diğer 29 harfi kullandıkları için hapiste çürüyen onca insan varken, “üç harfe özgürlük getiriyoruz” demek ne kadar inandırıcı’

Ve son olarak temel haklardan biri olan ana dilini öğrenmek metalaştırılıyor. Parası olanlar özel okullarda ana dilini öğrenebilecek. “Temel haklar metalaştırılamaz” demek nafile. AKP yıllardır pek çok temel hakkı metalaştırdı ve piyasadan canı yanan insanlara sadakalar sundu. Şimdiye değin pek çok temel hakkın metalaştırılması gibi şimdi de ana dil öğrenimi metalaşıyor ve bu bir demokratikleşme adımı olarak sunuluyor. Etnik ayrımcılık sınıfsal bir ayrımcılıkla katmerleşiyor. Piyasa demokrasisi!

“Demokratikleşme” paketi bir haklar bildirgesinden ziyade bir sadaka paketini andırıyor: Temel sorunlara seslenmeyen, somut, sahici sorunlarla yüzleş(e)meyen, seçim odaklı, kliyentalist (müşteri odaklı) ve hızla oya tahvil edilebilecek bir paket bu.

Paket aslında klasik liberal zihniyetin berrak bir örneği: Şekil var, esas yok; görünüm var içerik yok. Ülkemizin önde gelen kamu hukukçularından olan Münci Kapani yıllar önce klasik liberal doktrinin insanı yaşayan değil soyut bir varlık olarak ele alması konusunda şu özlü eleştiriyi yazmıştı:

“Bu doktrin, ‘insan’ı içinde yaşadığı toplumdan ve çevreden sıyırarak soyut bir varlık olarak ele almakta ve bu soyut varlığın kişiliğini felsefi bir spekülasyon konusu olarak değerlendirmeye çalışmaktadır. Günlük hayat şartları ile mücadele eden, bu hayat şartlarının karşısına çıkardığı güçlükleri yenmeğe, geçimini ve varlığını sağlamaya çabalayan kişi, sosyal varlık olarak ‘yaşayan insan’ olarak hiç dikkate alınmamıştır. Her şeyden önce kendisine hayat hakkı, yaşama hakkı tanınmıştır-fakat en basit sağlık şartlarından yoksundur; hayatını tehdit eden çeşitli hastalıklara karşı çaresizdir. Kendine mesken dokunulmazlığı tanınmıştır-ancak başını sokacak meskeni yoktur. Evet, kendisine öğrenme hakkı, fikir hürriyeti tanınmıştır-fakat daha küçük yaştan hayatını kazanma derdiyle karşılaştığından ne öğrenmek için okula gidecek zamanı vardır, ne de gerçek bir fikir hürriyetinden faydalanabilmek için gerekli olan fikri gelişmeyi sağlayacak imkâna sahiptir.” (Kamu Hürriyetleri, Ankara: 1970).

Hem liberal hem de muhafazakar bir paketle karşı karşıyayız! Grev hakkı yasaklanan kamu görevlisine türban özgürlüğü, kadınlara kamuda türbanlı taşeron işçisi olma özgürlüğü ve parasını ödeyebilecek olana ana dilini öğrenme özgürlüğü getiren bir paket bu. Otoriter/muhafazakar yeni bir rejim inşa edilirken ödenen sadakaların paketi.

Not: Bazen küçük şeyler yazmama nedeni olabiliyor, bazen yine küçük şeyler yeniden yazma nedeni…

01.10.2013 – T24