ERKAN AYDOĞANOĞLU: YENİ SALDIRILAR KAPIDA (26.09.2013)

207

Emek örgütleri ile patronları, tamamı işçiler aleyhine olan düzenlemeler konusunda uzlaştırmak amacıyla toplanan Çalışma Meclisi toplantısı bugün başlıyor. İki gün sürecek toplantıda ekim ayından itibaren gündeme gelecek yeni saldırıların hazırlıkları yapılacak. Toplantı üç başlık üzerinden yapılacak; kıdem tazminatı fonu, taşeron uygulaması ve özel istihdam bürolarının kurulması.
Çalışma Meclisi toplantısına sendikalar, sermaye örgütleri ve hükümet temsilcilerinin yanı sıra Başbakan’ın da katılacak olması, Meclis açılınca yasalaşması beklenen yeni saldırı yasalarının normalde hiçbir yaptırım gücü olmayan Çalışma Meclisi üzerinden meşrulaştırılmaya çalışıldığı anlaşılıyor.

ASIL HEDEF KIDEM TAZMİNATI

Hükümet ekim ayından itibaren, Ulusal İstihdam Stratejisi’ne paralel bazı yasal düzenlemeler yapacak. Merkezinde kıdem tazminatının tırpanlanarak yerine kıdem fonu kurulmasının bulunduğu yasal düzenlemeler için bugüne kadar basın üzerinden epey propaganda yapıldı. Bazı yandaş gazetelere “servis edilmiş” haberler üzerinden, özellikle taşeron işçilerin yaşadığı sorunlar çözülecek havası yaratılarak, milyonlarca taşeron işçisinin kafası iyice karıştırıldı.Daha önce 1984 yılında yapılan 7. ve 2004 yılında yapılan 9. Çalışma Meclisi toplantılarında kıdem tazminatı fonu yine gündem olmuş ama üzerinde uzlaşma sağlanamamış. Hükümet bu sefer taşeron işçilerin fiilen yaşadıkları sorunları çözecekleri yalanının arkasına sığınarak, kıdem tazminatı fonu uygulamasını hayata geçirmekte kararlı görünüyor.
Kıdem tazminatı sermaye örgütleri için bir süredir en önemli hedef durumunda. Bakan Faruk Çelik’in “Hak kaybı olmayacak” sözleri ise tamamen kandırmaca. Patron örgütleri kıdem tazminatının yarı yarıya azaltılarak 15 gün üzerinden ödenmesi konusundaki ısrarını sürdürüyor. Hükümet ise işçilerin tepkisini çekmemek için bu girişimi kıdem tazminatı fonu üzerinden hayata geçirmeye çalışıyor.

‘TAŞERONA MÜJDE’ YALANI

AKP iktidarı döneminde kamuda çalışan kadrolu işçi sayısı hızla azalırken, taşeron olarak çalıştırılan işçilerin sayısında resmen bir “patlama” yaşandı. 2002 yılından bu yana sağlık başta olmak üzere, bütün iş kollarında yaşanan yoğun taşeronlaştırma uygulamaları sonucunda 2 milyona yakın insan, iş güvencesi ve diğer sosyal güvencelerden yoksun olarak, düşük ücretle ve her an işten atılma korkusu ile köle gibi çalıştırılıyor.
Fabrikalardan hastanelere, üniversitelerden belediyelere, tersanelerden madenlere kadar özel ya da kamu fark etmeksizin taşeron işçi çalıştırma uygulamaları son yıllarda büyük bir artış gösterdi. Resmi verilere göre 11 yıllık AKP iktidarında taşeron işçi sayısında tam bir patlama yaşandı. Başta üniversiteler ve belediyeler olmak üzere pek çok kurumda taşeron sayısı kadroluları geçmiş durumda.
Son yıllarda özellikle hastanelerde, belediyelerde, üniversitelerde yıllarca çalışıp kapının önüne konulan taşeron işçiler açtıkları ve kazandıkları davalar olmasına rağmen hükümetin göz yumduğu fiili engeller yüzünden sürekli mağdur edildi. Örneğin karayollarında olduğu gibi çalıştıkları işyerinin asıl işçisi oldukları yargı kararıyla kesinleşmesine rağmen hiçbir somut adım atılmadı.
Her ağızlarını açtığında taşeron işçilere “umut tacirliği” yapan, ama taşeron işçileri mahkeme kararlarına rağmen kadroya almayanların, son 11 yıl içinde taşeron çalışmayı temel istihdam biçimi haline getirenlerin “Taşeron işçilerin sorunlarını çözeceğiz” sözleri vermeleri, “Eşeği önce kaybettirip, sonra buldurmak” hikayesine çok benziyor.

İŞÇİ SİMSARLIĞI BÜROLARI

Bir diğer gündem maddesi olan özel istihdam büroları, her ne kadar işçilere “iş bulan” ve bunun karşılığında komisyon alan kurumlar olarak sunulsa da, yapıları ve işleyişleri itibariyle bu kurumları modern “işçi simsarları” olarak tanımlamak mümkün.
Taşeron sisteminden bile kötü bir uygulama olan özel istihdam büroları işçiler ile sözleşme imzalıyor ve daha sonra onları, talebe göre patronlara kiralıyor ve bunun karşılığında belli bir komisyon alıyor. İşçileri kiralayanlar, işçinin ücretini özel istihdam bürosuna veriyor ve aracılık komisyonu ve diğer masraflar düşüldükten sonra kalan “üç kuruş” para kiralanan işçiye ödeniyor. Böylece patron ve özel istihdam bürosu kazanırken, işçinin payına yine kaybetmek düşüyor.
Bu uygulamanın hayata geçmesi demek, sendikaların, toplu sözleşmelerin, kıdem tazminatının fiilen ortadan kalkması, ücretlerin fiilen asgari ücretin bile altına inmesi demek. 10 metrekarelik bürolarda binlerce işçi “istihdam” edilirken, patronlar artık sendika, grev, kıdem tazminatı gibi bütün “dertlerinden” kurtulacak.
Hükümetin ve patronların bu üç önemli başlıkta, hem de seçimler öncesinde kadar ısrarcı ve cesaretli olması boşuna değil. Onlara bu cesareti veren en önemli şey, sendikaların bugüne kadar bu konularda somut ve güçlü bir karşı koyuş sergileyememeleri. Her şeye rağmen, hükümetin yeni saldırı planlarına karşı gerçek anlamda örgütlü ve kitlesel mücadelenin örgütlenmesi için zaman geçirmeden harekete geçmek gerekiyor.

‘26.09.2013 – EVRENSEL