SERKAN ÖNGEL: SERMAYESPOR CEZA SAHASINA GİRDİ (25.09.2013)

235

Türkiye emeğin milli gelirden aldığı payın giderek gerilediği bir ülke. Üretim ve verimlilikteki artış ücretlere yansımıyor. İşçi daha fazla üretiyor ancak bu üretim artışı ücrete değil, sermayedarın karına dönüşüyor. Yani sömürü artmaya devam ediyor.

Bu durum aslında küresel ölçekte görülen bir eğilimin izlerini taşıyor. Verimlilik ve ücret ödemeleri arasındaki açı farkı artıyor. Türkiye bu süreçte sömürüdeki artış açısından ön sıralardaki konumunu bırakmak istemiyor. ILO Küresel Ücret Veritabanı’na göre emeğin milli gelirden aldığı pay “gelişmiş ülkelerde” uyarlanmış rakamlarla yüzde 44 ile yüzde 71 arasında. Türkiye’de bu oran yüzde 29,7. 1999 yılında yüzde 52 olan söz konusu oranda yaşanan düşüş trajik. Türkiye’ye benzer oranları Afrika ve Asya’daki ülkelerde bulmak mümkün. Çin’de ise kaba rakamlarla emeğin milli gelirden aldığı pay yüzde 48. Bu orana 1999’dan bu yana yüzde 60 seviyesinden düşerek gelmişler.

12 Eylül askeri rejiminin ürünü olan sendikal yasaklar ile 2000’li yılların istihdam stratejilerinin buluşması işçi sınıfı açısından ağır tahribatların zeminini yaratmış durumda. 12 Eylül askeri darbesi işçi sınıfının örgütlenme iradesini hedef almıştı. AKP’li 2000’li yıllar ise özelleştirmeler ve krizlerin beslediği zemininde, esnek çalıştırma, taşeronlaşma gibi güvencesiz çalışma biçimlerinin yaygınlaşması hedefine hizmet etti.  Bu anlamda 12 Eylül askeri rejiminin başlattığı Türkiye’yi küresel düzenin ucuz emek deposu haline getirme hedefi, AKP’nin ucuz istihdam stratejisi ile tamamlanmak isteniyor. Burada AKP’nin en büyük avantajı, 12 Eylül zihniyetinin yarattığı sendikal yasaklar ile işçi sınıfı üzerinde yaratılmış olan baskıcı düzendir. O yüzden AKP’nin 12 Eylül ile hesaplaşma derdi olamaz. AKP, çalışma hayatı alanından bakarsak, patronların emek ile sermaye arasında süren mücadelesinde sahaya sürdüğü Sermayespor’un forvet oyuncusudur. Oyunun kuralları darbecilerin ve sonrasında AKP’nin yasaları ile belirlendiği için Emekspor’un eli kolu bağlıdır. Üstelik sahada Emekspor forması ile Sermayespor’a çalışan oyuncular da var. 12 Eylül darbesi ile başlayan atakta top Kenan Evren’den, Özal’a, oradan Çiller’e ve Ecevit’e uzanmış nihayetinde Erdoğan’la buluşmuş durumda. Erdoğan da topu bir süre sürdükten sonra ceza sahasına girdi. Savunmadaki zafiyetler malum.

Hatırlanacağı gibi 12 Eylül darbesi ürünü olan Sendikalar, Grev ve Toplu Sözleşme Kanunları, AKP hükümeti tarafından yapılan göstermelik değişikliklerle, emeğin örgütlenme iradesini daha da kırmayı amaçlayan bir yapıya dönüştürülmüştü. Grev hakkını toplu sözleşmeye, toplu sözleşmeyi yetkiye, yetkiyi barajlara bağlayıp, toplu sözleşme hakkının kullanımını imkansız hale getiren yasakçı anlayış, 30 ve altında işçi çalıştıran işyerlerinde sendikal güvence de ortadan kaldırdı.

Yeni yasama yılında maçın sonucu ceza sahasına kadar sokulan Erdoğan’ın ayağından topu alıp alamamaya, kendisinin kaleyi bulup bulamamasına, kalecinin topu tutup tutamamasına bağlı. Yani demek istediğim kıdem tazminatının fona devir yoluyla gaspı yakın. İşçilerin emeğini satma özgürlüğünün metalaşması anlamına gelecek olan özel istihdam bürolarının yetkilerinin genişletilmesi yakın. Taşeronlaşmanın yaygınlaştırılması ve kadınlar üzerinden esnek çalıştırmanın ve güvencesizliğin zeminin güçlendirilmesi amacını taşıyan yasal düzenlemenin meclise gelmesi yakın.

Bütün bu düzenlemeler yalnızca Türkiye’de artık sayıları giderek azalan sendikalı işçilerin sorunu değil. Emeği ile geçinmeye çalışan milyonların sorunu. O yüzden de son derece önemli.

AKP hükümetini durduracak olan dinamik, insanların kendi hayatlarını doğrudan etkileyecek bu düzenlemelere karşı ses çıkarmasından geçiyor. Örgütlü, örgütsüz, güvenceli, güvencesiz bakmadan hazırlanmak lazım.

‘25.09.2013 – BİRGÜN