ATİLLA ÖZSEVER: SAĞLIKTA ÜÇLÜ SOYGUN MODELİ (17.09.2013)

244

Geçen hafta İstanbul’da Başbakan Tayyip Erdoğan’ın da katıldığı bir törende, 14 ilde inşa edilecek 15 şehir hastanesinin protokolü imzalandı. Başbakan Erdoğan, Türkiye’de sağlık alanında Cumhuriyet tarihinin en köklü dönüşümünün yaşandığını iddia ederek hastalara konforlu ve huzurlu bir sağlık hizmetinin verileceğini söyledi.
Gerçekten öyle mi’ Aslında Sağlık Bakanlığı, Kamu-Özel Ortaklığı adı altında uluslararası tekellerin de ortak olduğu konsorsiyumlara 25 yıllığına kira bedeli de ödenerek tüm sağlık hizmetlerinin devredilmesinin yolunu açıyor.
Bu tür şirketler, Sağlık Bakanlığı’nca arazisi temin edilen yerlerde şehir hastanesi inşa ederek hem devletten kira alacak, hem de sağlık hizmeti ile birlikte diğer ticari faaliyetlerde bulunabilecek.Türk Tabipleri Birliği (TTB), katrilyonlarca liralık kamu kaynağının sadece bina yenileme adı altında şirketlere dağıtılacağını, ihalelerin içine gömülü modern kapitülasyonlarla sağlık hizmetlerinin özelleştirileceğini belirtiyor. Sağlıktaki son soygunun ilk ayağı böyle.
TTB, örnek de vermek suretiyle hastane ile ilgili yatırım bedelinin sekiz katının sadece kira olarak şirketlere ödeneceğini ortaya koyuyor. TTB’nin örneği şöyle: Sağlık Bakanlığı’nca Erzurum’da klasik ihale yöntemiyle yaptırılan 1.200 yataklı hastane 193 milyon TL’ye mal oldu. Şehir Hastanesi olarak kamu özel ortaklığı modeliyle yaptırılan Kayseri’deki 1.500 yataklı hastane için ise, 3 milyar 443 milyon lira “kira” ödenecek. Bu hastanenin sabit yatırım tutarı ise 427 milyon TL. Yani sabit yatırımın sekiz katı, benzer yatak kapasitesindeki bir hastaneye ödenenin ise, 17 katı bir para ödenmiş olacak.
Şirketlere ödenecek para sadece kira bedeli değildir. Hastanelerde görüntüleme, laboratuar, bilgi işlem, güvenlik, temizlik, yemekhane gibi aklınıza gelen tüm hizmetler yine bu şirketlere bırakılmakta, bunlar için de bu şirketlere “hizmet bedeli” adı altında yüksek paraların ödenmesi karara bağlanmaktadır.
Üstelik yeni yasayla sağlık hizmetlerinin tümünün de bu şirketlere bırakılması söz konusudur. Şirketler ayrıca hastanelerin çevresine kurdukları ticari alanları işleterek kar elde edecek ve bu gelirleri KDV, Damga Vergisi ve Harçlardan muaf olacaktır.
Ayrıca eski köklü devlet hastane binaları da, “kampüs dışı ticari alan” adı altında bu şirketlerin kullanımına verilebilmekte, bu alanlara otel, alışveriş merkezi (AVM) gibi ticari yapıların kurulmasının önü açılmaktadır.
Soygunun ikinci ayağı ise, doğrudan doğruya vatandaşlarla ilgilidir. Vatandaşların bu tesislerden ancak çok yüksek ücretler ödeyerek yararlanması mümkün olacaktır. Mevcut sistemde, önce muayene ve ilaçta katılım payları arttırıldı. Daha önce ücretsiz olan Aile Hekimliği uygulamasına katkı payı getirildi, özel hastanelerdeki hizmet bedelleri yükseltildi. Bu durum göz önünde bulundurulduğunda “beş yıldızlı otel konforu” adı altında Şehir Hastaneleri’ndeki hizmetlerin de kat, kat artacağı aşikardır.
Soygunun üçüncü ayağı ise, sağlık çalışanlarıyla ilgilidir. Bu hastanelerde çalışacak hekimler ve diğer sağlık personeli güvencesiz taşeron işçisi haline gelecektir. Şirketler, bu sağlık personelini düşük ücretlerle çalıştırarak soygunun üçüncü halkasını tamamlayacaklardır. İşte bu soygunu, sağlık hizmetinden yararlanacak vatandaşlara, emekçilere anlatmak ve bilinçlendirmek de sağlık örgütlerinin, sendikaların görevidir…

17.09.2013 – YURT