YENİ ADLİ YARGI YILI YİNE SORUNLARLA AÇILIYOR!

205

Yıllardır çözüm bekleyen sorunlar nedeniyle ağır işleyen yargı süreçleri sonucu Adaletin tesis edilemediği bir dönemde 2012-2013 Adli Yargı Yılı açılıyor.


150px; width: 200px; margin-: 2px; margin-: 2px; Ülkemizde savaşın sesi daha önce hiç olmadığı kadar yükselirken emekçileri, yoksulları savaşa razı etmenin yegane yolu olarak ırkçı, şoven duygular körüklenip halklar birbirine düşman edilmektedir. Bu düşmanlaştırma politikasına şimdi de bin yıllardır birlikte yaşadığımız komşu ülke halkları eklenmektedir.
2012 adli yılı da toplumda bağımsız yargı fikrinin ve adalet duygusunun giderek daha fazla zedelendiği, siyasi iktidarın içeride ve dışarıda savaş çığırtkanlığının arttığı bir dönemde açılıyor. Yargıda birikmiş sorunlara çözüm olacağı söylenerek arka arkaya açılan yargı paketlerinden çözüm yerine vicdanları yaralayan skandal uygulamalar çıkmaktadır.
Son alarak büyük iddialarla gündeme getirilen 3. Yargı Paketinden; uzunca bir zamandan beri toplumda infialle karşılanan, tutuklu gazeteciler, avukatlar, bilim insanları, aydınlar, milletvekilleri, öğrenciler, belediye başkanları, sendikacıların salıverilmesini sağlayacak bir düzenleme çıkmazken kitle katliamı yapan katiller, kontra tetikçileri serbest bırakıldı.
Adil yargılanma hakkını ortadan kaldıran Özel Yetkili Mahkemeler olduğu gibi korunurken isim değişikliğiyle yanılgı yaratılarak, sanki bir hak getiriliyormuş gibi davranılıyor.
AKP iktidarına muhalefet eden bütün kesimleri ve yandaş olmayan basını susturmak için Ergenekon, Oda TV, KCK adı altında torba soruşturmalar yürütülüp davalar açılıyor. Sendikal faaliyetlerinden dolayı sendikalarımızın yöneticileri neyle suçlandıkları dahi açıklanmadan tutuklanıyor.
İşte Hrant Dink davasında yaşananlar… Deniz Feneri davasında gelinen nokta ortada.
Kamu emekçileri, işçiler, nükleer santrallere karşı derelerini ve topraklarını savunan köylüler toplu ifade özgürlüğü haklarını kullandıkları için polis ve yargı baskısına maruz kalarak, haklarında davalar açılıyor, cezalar veriliyor. Mersin Eski Şube Başkanımız Gürsel SIĞINIR, Ses Şube Başkanı Yılmaz BOZKURT ve Eğitim Sen Şube Başkanı Orhan YILDIRIM, 2005 yılında Konfederasyonumuz KESK’in almış olduğu karar doğrultusunda 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde yapmış oldukları basın açıklaması nedeniyle 15 ay hapis cezasına mahkûm edildiler. Hapis cezaları Yargıtay tarafından onaylanan arkadaşlarımızdan Gürsel SIĞINIR daha dün cezaevine gönderildi.
Sivas davasının sanıklarına kol kanat geren yargı, çocuk ve kadınlara yönelik şiddet ve istismarlarda ise etkisiz kalıyor.
2005 yılında 55 bin olan tutuklu ve hükümlü sayısı bugün 135 bine çıkmıştır. En son Urfa cezaevinde yaşanan yangın katliamından sonra hükümet 196 yeni cezaevi yapacağını böylece sorunu çözeceğini açıklamıştır. Her ülkede olduğu gibi Türkiye’deki adalet düzeni ve onun en çarpıcı yüzünü oluşturan cezaevi düzeni mevcut sistemin bir yansımasıdır. Her alanda olduğu gibi cezaevlerinde de hak gasplarına karşı çıkan isyanlar artık ölümlerle sonuçlanmaktadır.
Siyasi iktidara muhalif olanların, eleştirenlerin yargı yoluyla en fazla cezalandırıldığı dönemlerden birisiyle karşı karşıyayız. Başbakanın, ‘Yargının siyasallaşmasının karşısında ilk biz dururuz, biz her zaman, üstünlerin hukuku karşısında hukukun üstünlüğünü savunduk’ sözleri ise gerçeği yansıtmıyor. Aksine yargının son zamanlardaki pratikleri karşısında her yönüyle alabildiğine siyasallaşmanın yaşandığına tanıklık ediyoruz.
ADALET MÜLKÜ OLANLAR İÇİN

] Bir ülkeyi tanımak için ‘mahkemelerine bakın’ deniliyor.
Ülkemizde uygulanan ekonomik politikalar ve krizlerin getirdiği yoksulluk ve işsizlik suç oranlarını artırıp toplumsal ilişkilerde çözülme yaratırken, bunun sonucu mahkemelerin iş yükü nedeniyle enkaz altında kalması olmuştur. Yargılamaların uzaması, adaletin geç gelmesi nedeniyle toplumda şiddet çözüm yolu olarak görülmektedir.
Yargının hızlandırılması gerekçesiyle 2011 yılında yapılan değişiklikle hukuk mahkemelerinde açılan tüm davalarda masraflar peşin alınmaya başlanmıştır. Bu uygulamayla yoksul halk kesimlerinin dava açma hakkı ellerinden alınarak emekçilerin her türlü hak arayışlarının önü daha baştan kesilmiştir. Evet. Adalet sadece mülkü olanlara sağlanmaktadır.
Yargıya ilişkin bir çok şey tartışılırken; bütün iş yükünü çeken yargı emekçileri ise görmezden gelinmektedir.
Birçok mahkemede ve Cumhuriyet Savcılıklarında dava sayısı korkunç bir biçimde artarken, personel eksikliği nedeniyle tuttuğu nöbet karşılığında dahi izin kullanma, hasta olma, rapor kullanma hakkı olmayan, ülke genelinde yaklaşık 40.500 personelle hizmet vermeye devam eden,
Bir taraftan düşük ücretlerle çalıştırılırken diğer taraftan maaş hesabında yer alan ek ödemeleri emeklilik aylığına yansıtılmayan, emekli olduğunda ek ödemeler ortadan kalktığı için maaşı yarı yarıya düşen bu nedenle emekli olamayan,
Her türlü keyfi yer değişikliğine uğrayan,
İş yoğunluğu nedeniyle hafta içi mesai saatlerinin bitiminden sonra, hafta sonu ve bayram tatillerinde bile çalışmaya zorlanan,
Kadrosuz ve güvencesiz olarak 4/B ve 4/C statüsünde, her an işini kaybetme korkusuyla çalıştırılan,
İş yoğunluğu nedeniyle doğan en küçük hatada disiplin soruşturmasıyla tehdit edilen,
İş yüküne bağlı olarak bel ve boyun fıtıkları, kalp ve damar hastalıkları ve özellikle psikiyatrik rahatsızlıklarla cebelleşen,
Sosyal yaşamları sıfırlanan ve aile yaşamlarını sürdürebilmeleri giderek olanaksız hale gelen,
Gerek teknik olarak gerekse işleyişe yönelik alt yapısı tamamlanmayan UYAP&[shrp]39;dan doğan bütün aksamalar da iş sahipleriyle karşı karşıya gelen,
Kadro sınıfı ve özlük haklar olarak yardımcı hizmetler sınıfında yer alması nedeniyle; büyük bir kısmı yüksek okul mezunu olduğu halde üst derece, kademelere yükselemeyen, ek gösterge alamayan, görevi dışında çalıştırılan yargı emekçileri talepleri gerçekleşinceye kadar mücadeleye devam edecektir.
Adli yılın açılışında bürokratlar tarafından yargıda artık her şeyin toz pembe olduğuyla başlayan, demokratikleşme, insan haklarıyla devam eden nutuklar atılacaktır. Ancak biz yargı emekçileri tablonun toz pembe değil koyu karanlık olduğunu yaşadıklarımızdan biliyoruz.
Karanlığı aydınlığa çevirmenin yolu birleşmekten ve sendikamız BES&[shrp]39;in çatısı altında örgütlenmekten geçmektedir.
Adil ve etkin bir yargı sistemi, tarafsız ve bağımsız bir hukuk düzeni için ‘hergün suçlu’ yaratan mevcut sistemin değişmesi gerekir. Gelir dağılımında adaletsizliğin olmadığı, insanca yaşama ve çalışma koşullarının sağlandığı, herkesin bugününe ve geleceğine güvenle bakabildiği, barış, kardeşlik ve huzur içinde eğitim ve sağlık hakkından ihtiyacı kadar yararlanabildiği koşullarda ‘suç’ ve ‘ceza’ dan daha az söz edeceğimiz, daha az mahkemeye, daha az hapishaneye ihtiyaç duyacağımız kesindir. Böylesi insanca bir yaşam ve sağlıklı çalışma koşulları ancak emekçilerin örgütlü mücadelesiyle kazanılacaktır.
YAŞASIN ÖRGÜTLÜ MÜCADELEMİZ
YAŞASIN KESK YAŞASIN BES
[kck]strongBÜRO EMEKÇİLERİ SENDİKASI[kck]/strong[byk
[kck]strong
MERKEZ YÖNETİM KURULU
[kck]/strong[byk