8 MART DÜNYA EMEKÇİ KADINLAR GÜNÜ KUTLU OLSUN…

339

” ‘0’ ‘5’


‘5’ ’96″>
]İnsanlığın en ağır sorunlarını iki kez daha ağırlaşmış halleriyle omuzlayan EMEKÇİ KADINLAR…
152 yıl önce Ekmek ve Gül istiyoruz diyerek yürümüşlerdi. Ekmek yaşama güvencesini, karın tokluğunu, gül ise daha iyi bir yaşamı simgeliyordu.
152 yıl önce emekçi kadınların bu mücadelesiyle kazanılan ve zaman içerisinde yenileri de eklenen temel haklar bugün tüm dünyada binbir çeşit saldırı, hile ve düzenbazlıkla geri alınmaya çalışılıyor.
Ülkemizde de günlük yaşama telaşı içerisindeyken görmediğimiz, ilgilenmediğimiz, ucu bize hiçbir zaman dokunmayacakmış gibi davrandığımız bu saldırıları görmek için sadece bir an durup düşünelim ve hayata biraz daha yakından bakalım.
Son zamanlarda iş yerlerimizde uygulanmaya başlanan esnek çalışma, fazla mesai, kesintisiz hizmet gibi uygulamalarla 8 saatlik iş günü hakkının fiilen ortadan kaldırdığını, bu uygulamaların ev işleri, çocuk bakımı gibi birçok toplumsal rolün verildiği kadın emekçilerin iş yükünü ise iki kat arttırdığını kim yadsıyabilir.
YENİ SALDIRI DALGASININ ADI PERFORMANS YÖNETİMİ, SÖZLEŞMELİ VE ESNEK ÇALIŞTIRMA
Kamuda esnek çalışma, Toplam Kalite ve Performans uygulamaları, AB’ye uyum yasaları, İMF ile yapılan anlaşmalar çerçevesinde AKP Hükümeti tarafından ‘Kamu Reformu’ çalışmaları ile birlikte yürütülmektedir.
Çalışanlar arasında dayanışmayı ortadan kaldıran bu sistem çalışanları birbiri ile rakip hale getirecektir. Bu düzenlemelerle birlikte biz kadınlar:
– Günü, çalışma saati, izni, tatili belli olmayan bir iş düzenine boyun eğemeye zorlanacak,
– Evlilik ve hamile kalma, kadının çalışmasının önünde engel olarak gösterilebilecek, çocuk sahibi olma, işini kaybetme nedeni olabilecek,
– Toplumsal, siyasal yaşama katılımı zaten sınırlı olan kadınlar, bütün yoğunluklarını işyeri sorunlarına vermek zorunda kalacağından, bu alanlardan tamamen uzaklaşacaklar,
– Kadınların doğum ve benzeri durumlarda çalışma yaşamlarına verdikleri aralar performans değerlendirmelerinde aleyhlerine kullanılabilecek, ücret artışları, terfi ve atamalarda ciddi zorluklarla karşılaşmaları kaçınılmaz olacak,
– Düzensiz iş koşullarında aile yaşamını sağlıklı sürdürmesi zorlaşacağından işten atılma ve işten ayrılma oranları artacak,
– Özelleştirme politikaları ve ekonomik krizler sonucunca ilk işten atılan kadınlar olacak.
Yeni saldırı yasaları sadece çalışma hayatımıza müdahale etmekle kalmayıp, iş saati dışındaki tüm hayatımızı da alt üst etmek üzere planlanmıştır. Emeklilik ve sağlık hakkı üzerinde kısıtlamalar getiren ve yalnız bizim değil, çocuklarımızın, bakmakla yükümlü bulunduğumuz aile bireylerinin geleceğini güvencesizleştiren bir sosyal güven(siz)lik sistemi uygulanmaya başlanmıştır.
Bu uygulamalar başlamadan önce bizleri ikna eden, gelecek özelleştirme saldırısını görmemizi engelleyen çok parlak uygulamalar sunuldu. Örneğin hastanelerdeki kuyruklar, doktor ve diğer sağlık personelinin yetersizliği bol bol yazılı ve görsel medyada yer aldı. Sonra kısa bir süre için özel hastanelerden hiçbir katkı payı ödemeden yararlanma sağlandı. Ama biraz zaman geçince de hastanelerde katkı payı uygulaması başladı. Bugün muayene ücreti, ilaç parası vs adı altında sağlık hizmetini paralı alır hale geldik. Bir ardım ötesinde ise bizlerden kendi sosyal güvenliğimizi daha çok çalışıp, daha çok prim ödeyerek sağlamamız istenecek.
Emeklilik yaşının ileri alınarak, prim ödeme süresinin uzatılması ise bizler için emekliliği imkânsız kılacak artık.
Bizler bu saldırı yasaları karşısında sessiz kalmayacağız, 8 saatlik işgünü hakkımıza sahip çıkarak, insanca çalışma koşulları ve insanca yaşamı sağlayacak bir ücret için mücadeleye devam edeceğiz.
Tıpkı 152 yıl önce Newyork ‘lu dokuma işçisi kadınların yaptığı gibi.
KRİZİN YÜKÜNÜ TAŞIMAYACAĞIZ
Tüm dünyada olduğu gibi bugün yaşanan ve ‘bizi teğet geçtiği’ söylenen ekonomik krizden sermaye kesimleri en az zararla çıkmaya çalışıyor. İşten atmalar, ücretlerin düşürülmesi, zorunlu ücretsiz izin, temel tüketim mallarına yapılan zamlar, dolaylı vergilerin arttırılması gibi uygulamalarla krizin faturası emekçilere kesiliyor.
İktidarlar tarafından bize cilalanıp sunulan değişim paketleriyse daha az ücret, sosyal güvenliğimizin talan edilmesi, iş güvencesi, eğitim ve sağlık hakkımızın yok edilmesinden başka hiçbir şey içermiyor.
Ailenin bakıcısı olmaya mahkum edilen, karşılıksız ev emekleri tümüyle görmezden gelinen, toplumsal yaşamda her türlü eşitsizlikle mücadele etmek zorunda kalan kadınların ise bu saldırı paketlerinden her zaman olduğu gibi en fazla payı alacağı da çok açık biçimde görülmektedir. Çalışma hayatına binbir güçlükle katılan kadına ‘Kocasının hanımı, çocuğunun annesi’ olma rolü bugün her zamankinden daha fazla yüklenmektedir. Yapılan yasal değişiklikler kadını sosyal ve çalışma hayatından uzaklaştırıp eve kapatmayı amaçlamaktadır.
YOKSULLUK EN ÇOK KADINLARI VURUYOR
– Yoksulluk sınırının altında yaşayan 1,5 milyar insanın %70’i kadın. Kadınların kazancı erkeklerin kazancından %40 daha az.
– Yeryüzündeki yoksulluk sınırındaki 1,5 milyar kişinin %70’ini kadınlar oluşturuyor.
– Dünyadaki işlerin yüzde %60’ını yapan kadınlar, toplam gelirin %10’una, Dünya üzerindeki mal varlığının ise %1’ine sahipler.
– Mültecilerin %80’ini kadınlar oluşturuyor.
– Türkiye’de yoksulluk sınırının altında yaşayan 27 milyon kişinin üçte ikisi kadın.
DESA İŞÇİSİ EMİNE ARSLAN SENDİKA HAKKI İÇİN DİRENİYOR
Sendikaya üye olduğu için işten çıkarılan ve Sefaköy’deki fabrikanın önünde 230 gündür direnen Desalı işçilerin ‘Emine Anası’, Emine Arslan’ın verdiği mücadele biz kamu emekçilerine örnek olacak bir mücadeledir. Biz kamu emekçisi kadınlar Emine Arslan’a göre daha şanslıyız. Çünkü sendikalıyız, çünkü örgütlüyüz.
Kadınları ezen kenara iten emeğini görünmez kılan, bedenini metalaştıran çarkın dişlilerine takılan bir ‘ Çakıl Taşı’ olmak durumundayız. Çakıl taşı olduğumuz andan itibaren, işte bu çark dönmeyecektir. Örgütlenmek için bir araya gelmiş kadınlar, seslerini yan yana getirmiş ve yüreklerini yan yana koymuş biz kadınlar, buradan çakıl taşı olma iradesini ortaya koyacağız.
Hayatı değiştirme, sözünü örgütleyebilme ve yan yana getirebilme irademiz var, iddiamız da var…
SAVAŞA, ŞİDDETE VE TACİZE HAYIR
İnsan hakları ihlalinin başta gelen türü olan şiddet hala kadınların hayatını tehdit ediyor. Kadının Statüsü genel Müdürlüğünün 2009 rakamlarına göre, her iki kadından biri şiddet maduru iken, hamile 10 kadından biri de şiddete maruz kalıyor. Şiddete maruz kalan kadınlar, çoğunlukla yaşadıklarını kimseye anlatamıyor…
Üretim ve hizmet birimlerinde sendika hakkını arayan, greve çıkan kadınlar, sefalet ücretine başkaldıran kadınlar, tacize uğrayan, insan olma mücadelesi veren kadınlar, sömürüye, baskıya karşı çıkan kadınlar, dili kültürü yasaklanan kadınlar’ hak arama mücadelesinde hep şiddete maruz kalan kadınlar…
Biz kadınlar Emperyalistlerin zenginliklerine zenginlik katmak için attıkları ya da atacakları bombaların barış ve güvenlik için değil, kan ve ölüm getirdiğini biliyoruz.
Değişik ulus ve inançlardaki emekçiler arasına düşmanlık tohumlarını ektiklerinin farkındayız.
Savaşların yarattığı ekonomik, psikolojik tahribattan en çok kadınlar ve çocukların etkilendiğini biliyoruz.
TÜM GÜCÜMÜZLE SAVAŞA HAYIR DİYOR BÜTÜN HALKLARIN KARDEŞLİĞİNİ SAVUNUYORUZ
KRİZE, SÖMÜRÜYE, ŞİDDETE VE SAVAŞA KARŞI GÜÇLERİMİZİ BİRLEŞTİRECEĞİZ, TALEPLERİMİZ İÇİN MÜCADELE EDECEĞİZ
– Çalışma süreleri düşürülmeli, TKY, Performans değerlendirmesi, fazla çalışma kaldırılmalı,
– Temel Ücretlerimiz yükseltilmeli ve ek ücretler emekli keseneğine dahil edilmeli,
– Personel eksikliği kadrolu personel istihdamı yapılarak giderilmeli,
– İşten atmalar ve ücretsiz izinler yasaklanmalı, taşeron sistemine son verilmeli, kayıt dışı çalışanlar kayıt altına alınmalı, örgütlenmenin önündeki engeller kaldırılmalı,
– Özelleştirmeler durdurulmalı, sağlık, eğitim, sosyal güvenlik gibi kamu hizmetleri herkese ücretsiz, nitelikli ve eşit sağlanmalı,
– İşsizlik fonu ve hazine olanakları işsizlerin, kadınların ve yoksuların desteklenmesi için kullanılmalı,
– Kamu hizmetlerini özelleştiren SSGSS başta olmak üzere tüm yasal düzenlemeler iptal edilmelidir.
– Tüm Kamu kurumlarında ya da ortak mekanlarda, kreş, gündüz bakım evleri ve emzirme odaları kurulmalı,
– Doğum sonrası ücretli doğum izni 6 aya yükseltilmeli, ebeveyn izni sağlanmalı,
– Yaşlı bakım evleri, kadınlara yönelik meslek edinme ve barınma evleri kurulmalı.
– Şiddet, taciz yasaklanmalı, caydırıcı önlemler alınmalı,
– Çalışma yaşamında cinsiyet ayrımcı uygulamalara son verilmeli.
YAŞAMIN HER ALANINDA KARŞILAŞTIĞIMIZ EŞİTSİZLİKLERİ SORGULAYARAK ÖĞRENELİM.
YOKSULLUĞA, SAVAŞA, AYRIMCILIĞA VE SÖMÜRÜYE KARŞI SENDİKALARIMIZDA BİRLEŞEREK MÜCADELE EDELİM.
BAŞKA BİR HAYATIN MÜMKÜN OLDUĞUNU DÜŞÜNELİM.
GELECEK KOLLARIMIZDA YÜKSELECEK
[kck]h4BÜRO EMEKÇİSİ KADINLAR BES’TE ÖRGÜTLENELİM[kck]/h4[rn][byk]