ERKAN AYDOĞANOĞLU: EKONOMİK GİRDAP

88

Türkiye’nin çarpık ekonomik ve toplumsal yapısı, nüfusun ezici çoğunluğunu oluşturan emekçileri ve yoksulları korumak bir yana, sürekli olarak yeni yoksullar üreten yapısıyla ön plana çıkıyor. Türkiye’de yoksullar ya da yoksullaşma riskiyle karşı karşıya olan geniş halk kesimleri, büyük ölçüde ücret gelirine bağımlı olmaları nedeniyle, içine itildikleri ekonomik girdabın sonuçlarından en olumsuz etkilenen kesimlerin başında geliyor.

Türkiye gibi ülkelerde sadece işsizler ya da güvencesiz çalışanlar değil, Türk lirasında yaşanan değer kaybı ve yüksek enflasyon nedeniyle güvenceli bir işe ve düzenli gelire sahip olanlar da önemli kayıplarla karşı karşıya kaldılar. Ekonomik kriz süreci çok sayıda işçinin düşük ücretle ve kayıt dışı çalışmaya yönelmesine neden olurken, göçmen emeğinin artması sadece güvenceli çalışanlar açısından değil, ucuz emek açısından da önemli bir tehdit haline getirildi.

ILO’nun kovid-19 salgını öncesinde yayımladığı verilerine göre 2 milyar insan kayıt dışı olarak istihdam ediliyor. Salgın ile birlikte dünyanın dört bir yanında yaşanan kayıt dışı istihdam uygulamaları, TÜİK verileri ile gizlenmeye çalışılsa da, Türkiye’de de yaygın olarak yaşanıyor. Ekonomide kayıt dışılığın yaygınlaşması kaçınılmaz olarak fiili ücretlerin asgari ücretin altına düşmesine, çalışma koşullarının ağırlaşmasına, sigorta ve sosyal güvenlik hakkından yoksunluğa, geçici ve güvencesiz işlerin yaygınlaşmasına ve kaçınılmaz olarak emekçi sınıfların daha da yoksullaşmasına neden oluyor.

Düzensiz ve güvencesiz çalışma uygulamaları yaygınlaştıkça, emekçi sınıflar geçmiş yıllara göre daha sık ve daha yoğun olarak iş ve gelir kayıpları yaşamaya başladılar. 2021 yılı, ekonomik kriz koşullarının ağırlaşmasının da etkisiyle, yüksek kiralar, ödenemeyen faturalar, kredi kartı borçları, tüketici ve konut kredilerinin ödenmesinde en fazla zorluk yaşanan yıl oldu. Yine geçtiğimiz yıl, 19 yıllık AKP iktidarı boyunca halkın en fazla borçlandığı yıl olarak kayıtlara geçti. 2021 sonu itibariyle halkın toplam borcu 1 trilyon lirayı aştı. Şöyle ki, halkın bankalara ve finansman şirketlerine olan borcu 807 milyar liraya çıkarken, kredi kartı borcu 210 milyar liraya ulaştı. Ödenemediği için yasal takibe düşen borç miktarı ise 25 milyar lirayla tüm zamanların rekorunu kırdı.

İktidar son yıllarda asgari ücrete resmi enflasyonun üzerinde zam yapmakla övünse de, bu durum dört kişilik bir ailenin yoksulluk sınırının asgari ücrette yaşanan artış oranına paralel arttığı gerçeğini değiştirmiyor. Özellikle tek adam rejimine geçilmesinden bu yana ülke ekonomisinin içine girdiği kriz ve yoksulluk girdabı nedeniyle ülke nüfusunun yüzde 80’den fazlası açlık ve yoksulluk sorunuyla karşı karşıya.

Ülkenin içinde bulunduğu ekonomik koşulların asıl sorumlularının kimler olduğu, doğrudan iktidar eliyle yaratılan ve derinleştirilen ekonomik kriz ve otomatiğe bağlanan zamların muhatapları tarafından çok iyi biliniyor. Milyonlarca emekçi, ülke ekonomisinin sadece piyasaların, döviz ve faizlerin durumu üzerinden değerlendirildiği bir ortamda en temel yaşamsal ihtiyaçlarını bile karşılamakta zorlanıyor.

Türkiye’nin tek adam rejiminin ekonomi politikaları sonucunda oluşan yoksulluk ve yüksek enflasyon girdabından çıkabilmesi için sadece ekonomik tedbirlerin yeterli olmayacağını görmek, temel ekonomik taleplerin yanı sıra, bütün bu yaşadıklarının nedeni olan siyasal rejimin de emekçilerden ve yoksul halktan yana bir siyasal program üzerinden değiştirilmesi için harekete geçmek gerekiyor.

13 OCAK 2022 – EVRENSEL