Kamu emekçileri ve emeklilerinin 2022-2023 dönemini kapsayacak toplu sözleşme görüşmelerinin 1. Oturumu bugün saat 11.00’de Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Reşat Moralı Toplantı Salonunda yapıldı.

Görüşmelere Konfederasyonumuzu temsilen Eş Genel Başkanımız Mehmet Bozgeyik, Genel Sekreterimiz Şenol Köksal, Kadın Sekreterimiz Döne Gevher Koyun, Hukuk, TİS ve Uluslararası İlişkiler Sekreteri Zeynep Korkmaz, Uzmanlarımız İsmet Aslan, Semahi Aydın, Avukatımız Pınar Akdemir katıldı.

Bakan açılış konuşmasında, daha çok siyasal gelişmeleri kendilerinin cephesinden değerlendirmiş, son orman yangınlarına vurgu yapmış, klasik AKP savunması olan ülkenin bir saldırı altında olduğu dolayısıyla bu dönemde birlik, beraberlik hususunda sendikalara rol düştüğü, toplu sözleşmelere de bu noktadan bakılması gerektiği hususlarına değinmiştir.

Gerek MEMUR SEN ve gerekse TÜRKİYE KAMU-SEN konuşmalarında teknik bir komisyon oluşturduklarını ve TİS tekliflerini ortak hazırladıklarını ifade etmişlerdir. Basına da yansıyan tekliflerinin başlıklarını konuşmalarında öne çıkarmışlardır. Geçmişten farklı olarak birçok konuda KESK’in yıllardır savunduğu hususlarda taleplerde bulunmaları dikkat çekmiştir. Örneğin KESK olarak yıllardır ısrarla söylediğimiz 4688 sayılı yasada değişiklik/revizyon zorunluluğuna vurgu yapmışlardır.

Eş Genel Başkanımız yangın/sel, pandemi ve Konya’daki ırkçı saldırıda yaşamını yitirenleri anarak konuşmasına başlamış ve kamuoyuna da deklere ettiğimiz taleplerimizi ifade etmiştir. 4688 sayılı yasada değişikliğe ilişkin acilen bir çalışma yapılması, bu çalışmaya sadece görüşmelere katılan 3 konfederasyon değil diğer konfederasyon ve sendikaların da katılması gerektiğini belirtmiştir. Yine taslak görüşme takviminin kadın taleplerinin özgün bir oturumla ele alınacağı şekilde revize edilmesini istemiştir. KHK’li ihraçların görevlerine iadesi ve OHAL komisyonunun lağvedilmesi talebimizin altını çizmiştir. Konfederasyonumuz görüşme takviminde kadın talepleri oturumu önermiştir. Her üç konfederasyon da geçen dönemde yaşananların tekrarlanmaması için işkolu görüşmelerinin mutabakat altına alınması gerektiğini ifade etmiştir.

Eş Genel Başkanımızın Konuşma Metni aşağıdadır:

Sayın Bakan,

Konfederasyonların ve Yetkili Sendikaların Değerli Başkanları,

Bakanlıkların Değerli Yetkilileri ve Bürokratları,

Değerli Teknik Heyet Üyeleri,

Sevgili Basın Emekçileri, 

Konfederasyonum KESK adına hepinizi saygıyla selamlıyorum.

 Öncelikle başta pandemi sürecinde olmak üzere, son günlerde yaşanan yangınlarda, yine sel baskınlarında ve birkaç gün önce Konya’da ırkçı bir saldırıda yaşamını yitiren 7 vatandaşımızın ailelerine, yakınlarına baş sağlığı ve sabır diliyorum.

Yangınlar, afetler ve pandemi kamu hizmetlerinin ne kadar hayati olduğunu bir kez daha acı şekilde bizlere göstermiştir. Kamu hizmetlerinin özelleştirilmesi nedeniyle uçak kaldıramaz noktaya gelmiş olmamız üzerinde ciddi düşünmemiz gerekiyor. Ne yazık ki, iktidar daha birkaç gün önce sosyal tesisleri dahi özelleştirerek aynı politikaya devam edeceğini göstermiştir.

Değerli Katılımcılar, 

Benden önceki sayın konuşmacıların da vurguladığı gibi bugün burada kamu emekçileri ve emeklilerinin 2022-2023 dönemini kapsayacak toplu sözleşme görüşmeleri için toplanmış bulunmaktayız.

Öte yandan aynı işyerlerinde birlikte alın teri döktüğümüz, benzer sorunlar yaşadığımız dolayısıyla taleplerini kendi taleplerimiz olarak gördüğümüz, 750 bin kamu işçisini kapsayan toplu sözleşme süreci de devam ediyor. KESK olarak o sürecin de takipçisi olduğumuzu, işçilerle dayanışma göstereceğimizi ifade etmek istiyorum.

Değerli Arkadaşlar,

KESK olarak,  işçisinden,  kamu emekçisine,  emeklisinden asgari ücretlisine, küçük esnafından çiftçisine kadar emeği ile yaşam mücadelesi verenleri bir bütün olarak görüyoruz. Çünkü bu ülkenin sadece kamu emekçileri değil tüm emekçileri, ezilenleri, emeği sömürülenleri, işsizleri, emeklileri aynı şeyleri talep ediyoruz.

Yoksullaştırılan,  güvencesizleştirilen milyonlar, emeğiyle geçinen tüm kesimler:

  • Bugüne kadar ellerinden alınanları, budanan haklarını geri istiyor.
  • Gecelerinde aç yatılmayan, gündüzlerinde işsiz kalınmayan bir ülke istiyor.
  • İnsanca yaşam, güvenceli iş ve güvenli gelecek için haklarının garanti altına alınmasını istiyor.
  • Pandemi ile derinleşen krizde pek çok ülkede hayata geçirilen Temel Gelir Güvencesini istiyor.

Biz de Bakanlığa ilettiğimiz TİS teklifimizi hazırlarken bu gerçeklikten yola çıktık. Sadece kamu emekçilerinin değil, kamu hizmetlerinden yararlanma hakkı her geçen gün daha fazla ortadan kaldırılan dar gelirli yurttaşlarımız başta olmak üzere emeği ile geçim savaşı veren milyonların hakkını, hukukunu gözetmeyi esas aldık.

Teklifimizi “İnsanca Bir Yaşam, Demokratik, Grevli Bir Toplu Sözleşme”  şiarı altında ve altı başlıkta topladık. Bu başlıklar:

  • İnsanca Yaşamaya Yetecek Bir Ücret
  • Halktan Yana Bir Kamu Hizmeti
  • Temel Gelir Güvencesi
  • Güvenceli İstihdam, Güvenli Gelecek
  • Demokratik, Adil Bir Çalışma Yaşamı
  • Gerçek Bir Toplu Pazarlık

Şeklindedir.

Değerli Katılımcılar,

Değerli Basın Emekçileri,

2012 yılından bugüne kadar beş kez “toplu sözleşme” masası kuruldu. Ancak ister mutabakatla isterse uzlaşmazlık sonucu gidilen Hakem Kurulu kararı ile sonuçlansın kaybeden hep biz olduk. İnsanca yaşamaya yetecek bir maaş-gelir talebimiz hep görmezden gelindi.

İktidar sürekli kamu emekçilerini ve emeklilerini enflasyon altında ezdirmediklerini ifade ediyor!

Gerçek hiç de öyle değil. Kısa süre önce yaptığımız açıklamalarda da belirttiğimiz üzere geride bıraktığımız 5 dönemi tek tek ele aldığımızda görüyoruz ki alım gücümüz reel olarak hep erimiş ve kaybeden kamu emekçileri olmuştur.

Çarşıda pazarda, mutfakta yaşadığımız gerçek enflasyonun değil, çocukların bile inanmadığı TÜİK enflasyon rakamlarının temel alındığı her “toplu sözleşmede” reel gelirimizin erimesi şaşırtıcı değildir. O yüzden kimse bir kazanımdan, emekçilerin ezdirilmemesinden falan bahsetmemelidir.

Çünkü başta açlık ve yoksulluk sınırındaki artışlar olmak üzere tüm veriler sokakta, pazarda, mutfakta yaşanan hayatın gerçek, gayri resmi enflasyonu ile ezim ezim ezildiğimizi göstermektedir.

Özellikle son üç yıldır derinleşen ekonomik kriz ve son bir buçuk yıldır ekonomik krizin etkisini artıran pandemi koşullarında maaşlarımız her geçen yıl yoksulluk sınırdan biraz daha fazla uzaklaştı, açlık sınırına biraz daha yaklaştı.

Bakınız; ilk toplu sözleşme görüşmeleri döneminde, yani 2012 yılında açlık sınırı 919 TL iken bugün 2.903 TL; yoksulluk sınırı 2.495 TL iken bugün 9.457, her ikisinde de artış oranı %216. 2012 yılında eşi çalışmayan, iki çocuklu en düşük hizmetlinin maaşı 1.758 TL iken bugün 4.810 TL’dir, burdaki artış ise %174. 15. Derecenin 1. Kademesinde Hizmetli olarak görev yapan bekâr kamu emekçisinin 2012 yılı Temmuz ayı itibari ile 1.518 TL olan maaşı ise dokuz yıl içinde 2.704 TL artışla (%178) bugün itibari ile 4.222 TL olmuştur. Reel kaybı görüyorsunuz!

Değerli Arkadaşlar;

Sadece en düşük maaş değil, ortalama reel maaş da son dokuz yıl içinde ciddi ölçüde erimiştir.

Ortalama Maaş Son 9 Yılda 456 Dolar (%58)  Eridi

15 Temmuz 2012 tarihinde 1.946 TL olan ortalama maaş ile 1.081 Amerikan Doları alınabiliyorken aradan geçen dokuz yılda ortalama maaş ile alınabilecek dolar 456 birim azalarak 625 dolara inmiştir.

Son Beş Yılda Ortalama Maaşla Alınan Çeyrek Altın Sayısı 6,5 Adet Azaldı

15 Temmuz 2017 tarihi, itibari ile ortalama maaş ile 13,5 adet çeyrek altın alınırken, 15 Temmuz 2021 itibari ile ortalama maaş ile alınan çeyrek altın sayısı 7 adet azalarak 6,5 adede inmiştir.

Öte yandan her yıl daha adaletsiz hale getirilen Gelir Vergisi Tarifesi maaş zamlarımızın daha cebimize girmeden buharlaşmasına yol açmaya devam etmiştir. 

Özellikle ekonomik krizin pandemi ile körüklendiği son iki yılın en çok kaybeden kesimlerinin başında kamu emekçileri ve emeklikleri gelmektedir.

Son iki yıl içinde resmi enflasyon yüzde 32,36 artmıştır. Ancak iğneden ipliğe artarak devam eden zam yağmuru resmi enflasyonun halkın yaşadığı gerçek hayat pahalılığını yansıtmaktan uzak sanal rakamlardan ibaret olduğunu fazlası ile ispatlamıştır.

Bağımsız iktisatçılardan oluşan Enflasyon Araştırma Grubu (ENAGrup)  tarafından açıklanan veriler de yaşadığımız gerçek enflasyonun resmi enflasyonun en az iki buçuk katı olduğunu ortaya koymaktadır.

Buna göre 2020 yılı resmi enflasyonu (TÜFE) %14,60 olarak açıklanmıştır. Ancak ENAGrup verilerine göre 2020 yılı enflasyonu %36,72’dır.

Yine TÜİK vasıtası ile açıklanan verilere göre resmi enflasyonda son bir yılda (2020 Haziran-2021 Haziran)  %17,52 oranında artış yaşanmıştır. ENAGrup verilerine göre ise son bir yılda enflasyon %45,4 artmıştır.

2019 Haziran-2021 Haziran arasını kapsayan son iki yılın resmi enflasyonu yüzde 32,36 artarken dört kişilik bir ailenin yoksulluk sınırı ise aynı dönemde yüzde 38,6 artmıştır.

Kamu emekçileri bu dönemde de enflasyon farkını altı ay geriden almaya devam etmiştir. Dolayısıyla temel maaş unsurlarındaki %29,85’lik artış oranı resmi enflasyonun bile altında kalmıştır.

En düşük maaş yani 15. Derecenin 1. Kademesinde hizmetli olarak görev yapan, bekar kamu emekçisinin eline geçen maaş son iki yılda sadece %30,5 artmıştır.

Öte yandan TÜİK verileri Tüketici Enflasyonu (TÜFE) ile Yurt İçi Üretici Enflasyonu (Yİ-ÜFE) arasındaki makasın son iki yılda daha fazla açıldığını göstermektedir. Son iki yılda Yİ-ÜFE %51,71, TÜFE ise %32,36 olmuştur. Bu durum artan üretim maliyetlerinin kaçınılmaz olarak nihai tüketicilere, yani bizlere yansıması dolayısıyla hayat pahalılığının artmaya devam etmesi demektir.

Değerli Arkadaşlar;

Verileri uzatmak mümkün, ancak sadece bunlar bile aşağıda İnsanca Yaşamaya Yetecek Bir Gelir Talebimizin haklılığını, temelini ve objektifliğini göstermeye yetmektedir.

Bu çerçevede;

  • Yoksulluk sınırındaki artış oranının tüm kamu emekçilerinin maaş artışında temel alınmasını,
  • Buna göre, öncelikle 2022 yılı için, son iki yılda yoksulluk sınırı ile temel maaş unsurları arasında oluşan %8,5 oranındaki reel kaybın giderilmesini,
  • Ardından maaşların en son açıklanan Haziran 2021 TÜFE + Y-ÜFE / 2 oranında artırılmasını ve söz konusu tutara %3 refah payı eklenmesini istiyoruz.

Bu durumda 2022 yılı için:

  • Derecenin 1. Kademesinde Hizmetli olarak görev yapan, eşi çalışmayan, iki çocuklu kamu emekçisinin bugün itibari ile AGİ hariç 4.810 TL olan maaşının %43,5 artışla 6.952 TL’ye yükseltilmesini,
  • 2022 yılı için tüm kamu emekçilerinin maaşlarının yansımalarla birlikte aynı oranda, yani %43,5 oranında artırılmasını, 
  • Buna göre Derecenin 1. Kademesinde Hizmetli olarak görev yapan, bekar kamu emekçisinin maaşının 6.058 TL’ye yükseltilmesini,
  • Hali hazırda 408,67 TL olan eş yardımının asgari aylık gıda harcaması olan 707,50 TL’ye çıkarılmasını,
  • Yine 0-6 yaş arasındaki çocuklar için 89,90 TL, 6 yaş üstü çocuklar için 44,95 TL gibi komik tutarlarda ödenen çocuk yardımının her bir çocuk için asgari aylık gıda harcaması olan 707,50 TL’ye çıkarılmasını,
  • Eşi çalışmayan, bakmakla yükümlü olduğu çocuğu bulunan emekli kamu emekçilerine de eş ve çocuk yardımı verilmesini,
  • Lojmanda oturan kamu emekçisi 100 m2 için 630 TL kira ödemektedir. Ödediği lojman kira bedelinin ortalama konut kira bedeli olan 1.180 TL’den düşülmesinden sonra kalan 550 TL’nin lojmanda oturmayan tüm kamu emekçilerine ödenmesini,
  • İş yerinde yemek çıkmayan kamu emekçilerine aylık 520 TL yemek yardımı yapılmasını,
  • Tüm kamu emekçilerine Türkiye doğalgaz tüketim ortalaması düşünülerek yıllık 4.357 TL, aylık 363 TL yakacak yardımı yapılmasını,
  • Tüm kamu emekçilerine Türkiye genelinde kamu ulaşım araçlarından faydalanacağı ücretsiz aylık abonman kartı verilmesini,

Böylece 15. Derecenin 1. Kademesinde Hizmetli olarak görev yapan, eşi çalışmayan, iki çocuklu kamu emekçisinin gelirinin maaş ve yardımlarla birlikte yoksulluk sınırının üzerine çıkarılmasını,

Yukarıdaki taleplerin Taleplerimizin kabulü halinde 2023 yılı için 2022 yılında gerçekleşen TÜFE+ÜFE ortalaması üzerine + 3 puan refah payı verilerek maaş hesabının yapılmasını İSTİYORUZ.

AYRICA:

  • Tüm kamu emekçilerine Türkiye genelinde kamu ulaşım araçlarından faydalanacağı ücretsiz aylık abonman kartı verilmesini,
  • Tüm kamu emekçilerine yılda iki kez brüt asgari ücret tutarında ikramiye verilmesini,
  • Göreve ilk başlayan kamu emekçilerine iki maaş tutarında “Hoş Geldin İkramiyesi” verilmesini,
  • Ücretsiz kamu kreşleri açılıncaya kadar 0-6 yaş arasındaki her çocuk için 1100 TL tutarında kreş yardımı verilmesini,
  • Bugün mevcut bütçe cetveli uyarınca kamu emekçilerine çalıştıkları her fazla saat için 2,40 TL tutarında fazla çalışma ücreti (fazla mesai ücreti) ödenmektedir. Eve dönüş minibüs parasını bile karşılamaya yetmeyen söz konusu tutarın kamu emekçisinin maaşının aylık çalışma saati olan 140 bölünmesi sureti ile bulunan tutara çıkarılmasını,
  • Asgari ücretin vergi dışı bırakılmasını, maaşlarımızın asgari ücret tutarını aşan kısmı için gelir vergisinin ilk dilim oranın (%15) uygulanmasını,
  • Lisans ve ön lisans mezunu tüm kamu emekçilerinin ek göstergesinin 3600’e çıkarılmasını, bunun dışında kalan tüm kamu emekçilerinin mevcut ek göstergelerinin 800’er puan artırılmasını,
  • Ek gösterge konusunda en mağdur kesim olan Yardımcı Hizmetler Sınıfı personelinin ek gösterge cetveline dâhil edilmesini,
  • Tüm ek ödemelerin emekliliğe yansıtılmasını,
  • Zorunlu BES kesintisinin kaldırılmasını,
  • Mevcut emekli maaşlarının yoksulluk sınırı baz alınarak artırılmasını,
  • EYT haksızlığına son verilmesini,
  • Kadın çalışanların 20 hizmet yılı, erkek çalışanların 25 hizmet yılı dolduğunda yazılı talepleri halinde emekli olma hakkı kazanmasını,
  • Kademeli geçişle ilgili yaş hadleri uygulanmamasını, 5510 sayılı kanunda kademeli geçiş süresinin sonundan itibaren öngörülen yaş hadleri yerine kadınlarda 50, erkeklerde 55 yaşın dikkate alınmasını, 
  • Ek ödeme adaletsizliğinin ortadan kaldırılmasını, farklı kamu kurumlarında aynı unvanda çalışan tüm kamu emekçileri arasında ücret eşitliğinin sağlanmasını, adil ücret politikasının esas alınmasını,
  • 4/C den 4/B ye geçen personelin mevcutta %20 olan ek ödeme tutarının kademeleri temel alınarak %70 ile %105 bandına çekilmesini TALEP EDİYORUZ.

Değerli Arkadaşlar,

Sevgili Basın Emekçileri,

Konuşmamın başında da vurguladığım üzere; KESK olarak hiçbir zaman salt ücret sendikacılığıyla sınırlı bir mücadele yürütmedik. Bundan sonra da aynı anlayışla hareket etmeye devam edeceğiz.

Yıllardır hayata geçirilen ve ülkeyi uçurumun kıyısına sürükleyen neo liberal politikalar görev yaptığımız kamu hizmetleri alanını sadece bizim değil, toplumun ezici çoğunluğunu oluşturan emekçi sınıfların,  dar gelirli yurttaşların da aleyhine olacak şekilde dönüştürmüştür.

Halktan toplanan kaynaklar halka geri dönmemektedir. 2021 yılının sadece ilk beş ayında faiz giderleri adı altında sermayeye-rantiyeye bütçeden aktarılan kaynak 81.457 Milyon TL’dir. İlk beş ayda toplam vergi gelirlerinin %19,22’si faize aktarılmış durumdadır. Aynı süreçte personel gideri ise 143.655 Milyon TL dir. Faize aktarılan kaynak personel giderlerinin  %58’i civarındadır.  Bu ödemenin içinde Kamu Özel İşbirliği, Yap İşlet Devret gibi işletmelere koşullu yükümlülük gereği aktarılan devasa tutarlar mevcut değildir.

Yine TÜİK araştırma sonuçlarına göre; en yüksek eşdeğer hane halkı kullanılabilir fert gelirine sahip yüzde 20’lik grubun toplam gelirden aldığı pay pandemiye ve ekonomik krize rağmen bir önceki yıla göre 1,2 puan artarak % 47,5’e yükselirken, en düşük gelire sahip yüzde 20’lik grubun aldığı pay 0,3 puan azalarak % 5,9’a düşmüştür. Oysa 2021 yılının ilk beş ayında toplam vergi gelirlerinin % 57,89’u harcama üzerinden alınan vergi gelirlerinden oluşmaktadır.

Kısacası bütçe gelirleri büyük oranda emekçilerden alınan vergilerden oluşurken krizin faturası ise her dönemde emekçilere, yoksul kesimlere çıkarılmaktadır. 

Öte yandan Covid 19 pandemisi ile birlikte kamu hizmetlerinin öneminin hayati düzeyde olduğu milyonlarca insanın ölümü, kalıcı hasarlar ve devam eden süreçle daha iyi anlaşıldı. Dolayısıyla Halktan Yana Bir Kamu Hizmetinin önündeki engellerin kaldırılması artık tüm insanlığın ortak talebine dönüşmüştür.

Bu kapsamda; HALKTAN YANA KAMUSAL HİZMETLER İÇİN :

  • Özelleştirmelere son verilmesini,
  • Kamu yatırımlarının artırılmasını,
  • Kamuda istihdamın yeterli hale getirilmesini,
  • Kamu kaynaklarının, faiz ve Kamu Özel İşbirliği, Yap İşlet Devret adı altında sermayeye aktarılmasına son verilmesini,
  • Haftalık çalışma süresinin 35 saate düşürülmesini, kamunun bu konuda öncü olmasını,
  • Tüm vatandaşımızın kamu hizmetlerine parasız, nitelikli ve anadilinde ulaşmasının sağlanmasını İSTİYORUZ!

Değerli Arkadaşlar,

Sevgili Basın Emekçileri,

 “İnsanlık Hakkı” kapsamında; artan yoksulluğa, gelir bölüşümü adaletsizliğine ve açlığa karşı emekçi halkları korumak, insanların hayatlarını iyileştirmek, kendilerine nitelikli zaman bırakmak, onları güçlendirmek ve geleceğe daha umutla bakabilmelerini sağlayabilmek için, üretimdeki emekçileri, işsizleri, kadınları güçlendirici, aynı zamanda doğadaki müşterek varlıklarımızın daha az tüketilmesine yardımcı olabilecek ekoloji dostu bir programa hepimizin ihtiyacı var.

Nitekim Covid-19 salgını sonrasında, Temel Gelir Güvencesine talep tüm dünyada tartışılır ve aranır olmuştur. Salgınla birlikte, ekonomiler daraldıkça, işçiler işsiz kaldıkça, hükümetler yaşam standartlarındaki erimeyi önleyebilmek için benzeri programlara yönelmiştir. Birçok ülkede de şimdiden uygulaması başlamıştır.

Böyle bir programın finansmanı devlet bütçesinde yapılacak değişikliklerle rahatlıkla sağlanabilir. Burada karşımıza çıkabilecek sorun kaynak yetersizliğinden ziyade tercih sorunudur. Bütçeyi emekten ve halktan yana kullanma tercih edildiğinde Temel Gelir Güvencesi için gereken kaynak sağlanabilir. Toplumsal bir fayda sağlamayan, insanı güçsüzleştiren, ekoloji ve barışı yok eden aşırı güvenlik harcamalarının asgariye indirilmesi, israf niteliğindeki devlet harcamalarına ve büyük sermayeye verilen mali desteklere son verilmesi, Kamu Özel İşbirliği (KÖİ) projeleri nedeniyle bütçeden büyük müteahhitlere yapılan ödemelerin durdurulmasıyla Temel Gelir Güvencesine çok rahat kaynak yaratılabilecektir.

Bu nedenle; Konfederasyonumuzun Toplu Sözleşme teklifinde önerdiği Asgari Geçim Standardı Tespit Komisyonu tarafından yalnızca toplumun bir ferdi olmaları sebebi ile ülkemizde bulunan insanlara temel ihtiyaçlarını karşılayacak düzenli ve koşulsuz bir gelir kapsamında belirlenecek bir tutarın, Temel Gelir Güvencesi olarak belirlenmesini İSTİYORUZ!

Değerli Arkadaşlar,

Sevgili Basın Emekçileri,

Yıllardır ‘reform’, ‘dönüşüm’ adı altında hayata geçirilen düzenlemelerle görev yaptığımız kamu alanı tanınmaz hale getirmiştir İstihdam güvencesizlik temelinde onlarca parçaya bölünmüştür.

Son iki yıldan beri kamuya kadrolu personel alımı neredeyse durma noktasına gelmiştir. Buna karşın özellikle sözleşmeli istihdam artmaya devam etmektedir.

Strateji ve Bütçe Başkanlığı verilerine göre;  Mart 2021 itibari ile kamuda toplam 523 bin 047 sözleşmeli personel istihdam edilmektedir. Kadrolu personel sayısı ise 2 milyon 964 bin 582’dir. Söz konusu verilere göre 2014-2021 arası dönemi kapsayan yedi yılda kadrolu personel sayısı sadece yüzde 8 artarken, sözleşmeli istihdam yüzde 362 artmıştır.

2014 Mart itibariyle her 100 kamu emekçisinden 4’ü sözleşmeli iken aradan geçen 7 yılda her 100 kamu emekçisinden 15’i sözleşmeli hale getirilmiştir.

Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) resmi verilerine göre öğretmen ihtiyacı net 95.000’dir.  Buna rağmen yani asgari ücretin altında çalışan  ‘ücretli öğretmen’ sayısı 83.000 iken ataması yapılmayan öğretmen sayısı yedi yüz bini aşmıştır.

2016 yılında araştırma görevlisi kadrosunda bulunan 13 bin 179 araştırma görevlisinin statüleri yıllık sözleşmeli istihdam biçimi olan 50/d statüsüne dönüştürülmüştür. Bazı hizmetlerin ve ihale türlerinin kapsam dışı tutulması suretiyle kamuda taşeron istihdamı devam ettirilmektedir.

Tüm bunlara rağmen sözleşmelilerin başta kadro, tayin, gelir vergisi adaletsizliği olmak üzere temel taleplerinin görmezden gelinmesine devam edilmektedir.

Değerli Katılımcılar,

Sevgili Basın Emekçileri,

Kamu emekçileri olarak yaşadığımız temel sorunlardan birisi de en başından beri sınırlanan iş güvencemizin OHAL süreci ile birlikte kullanılamaz hale getirilmesidir. Bu kapsamda 4 bin 272’si KESK’li olmak üzere 130 bini aşkın kamu emekçisi KHK’ler ile sorgusuz-sualsiz,  hukuksuz ve keyfi olarak işinden ekmeğinden edilmiştir.

İhraç başvurularını değerlendirmek ve karar altına almakla görevlendirilmiş olan OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonu kuruluşlundan bugüne aradan geçen dört yılda karara bağladığı dosyaların %88,5’ini ret etmiştir. “FETÖ Borsası” tartışmalarının,  kimi siyasilere yakın isimlerin dosyaların sümen altı edilmesi iddialarının sürdüğü koşullarda 2.500 KESK’li hala dosyalarının karara bağlanmasını beklemektedir.  Karara bağlanmayan dosyalar içerisinde KESK’lilerin oranının yüksekliği bilinçli bir geciktirme ile karşı karşıya olduğumuzu göstermektedir.

Öte yandan Anayasa Mahkemesinin Barış Akademisyenleri hakkında  verdiği cezalandırılan akademisyenlerin ifade özgürlüğü ihlal edilmiştir” kararının üzerinden tam iki yıl geçmiştir. Mahkemelerden AYM kararı doğrultusunda peş peşe beraat kararları gelmiştir. Ancak OHAL Komisyonu bunu görmezden gelmeye, Barış Akademisyenlerinin dosyalarını bekletmeye devam etmektedir.

Hakeza, Anayasa Mahkemesi kararına ve anayasaya rağmen askeri darbe dönemi uygulamalarından olan Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırmasını kalıcı hale getirmeye yönelik tasarı Meclis iç tüzüğü hiçe sayılarak yasalaştırılmıştır.

Bu çerçevede;

  • Hukuksuz ve keyfi olarak OHAL-KHK’leri ile işinden, ekmeğinden edilen kamu emekçilerinin görevlerine iade edilmesini, geriye dönük tüm hak kayıplarının karşılanmasını,
  • Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması yasasının geri çekilmesini,
  • İş güvencemizi fiilen kullanılamaz hale getiren tüm düzenlemelerin kaldırılmasını,
  • Sözleşmeli, taşeron, ücretli, vekil gibi hür türlü güvencesiz istihdama son verilmesini, tüm kamu emekçilerinin güvenceli-kadrolu istihdam edilmesini,
  • Performans, esnek çalışma gibi kamu hizmetlerinde niteliği düşüren, kamu emekçilerini birbirinin rakibi haline getiren uygulamalara son verilmesini,
  • Yardımcı Hizmetler Sınıfı personelinin öğrenim durumlarına göre diğer hizmet sınıflarına sınavsız atanmalarını,
  • Ayrımsız tüm çalışanları kapsayan, başta Covid 19 olmak üzere meslek hastalıklarının tanımlandığı yeni bir İşçi Sağlığı ve Güvenliği Yasasının hayata geçirilmesini,
  • Halk iradesini yok sayan, yerel yönetim emekçilerinin iş güvencesini tehdit eden kayyum politikalarına son verilmesini,
  • 30 Haziran 2021 tarihli Cumhurbaşkanlığı tasarruf genelgesi ile kreşlerin kapatılması yetmezmiş gibi yerel yönetimler bünyesindeki geriye kalan sayılı bazı kreşlerin kapatılmasına yol açacak ifadelerin bulunması kabul edilemez.

“İtibardan tasarruf olmaz” adı altında Saray üstüne Saray yapılmasını değil, 0-6 yaş grubundaki çocuklarımız için tüm kamu kurumlarında bir an önce ücretsiz kreşlerin açılmasını İSTİYORUZ.

Değerli Katılımcılar;

Kamu hizmetleri alanında torpilin, kayırmanın, kadrolaşmanın, sendikal ayrımcılığın hiç olmadığı kadar arttığı bir dönemden geçiyoruz.  Medyaya hemen her gün torpil haberleri yansımaktadır.

Bugün kamu görevine alınmada, görevde yükselmede KPPS ve yazılı sınavlar işlevsiz hale getirilmiş, adayların bilgisini, yeteneğini, mesleki yeterliliğini ölçmeye hizmet etmesi gereken sözlü sınav veya mülakatlar siyasal görüş, mezhep hatta doğum yeri gibi faktörlerin temel alındığı, siyasal iktidar ile farklı çizgide olan, torpili olmayan adayların KPSS puanı, yazılı puanı ne kadar yüksek olursa olsun elenmesinin aracına dönüştürülmüştür.

Böylece torpilin, kayırmanın, siyasal kadrolaşmanın kapısı sonuna kadar açılmış, kariyer ve liyakat ilkeleri tamamen ortadan kaldırılmıştır.

Diğer taraftan sendikal ayrımcılık, özellikle kadın kamu emekçilerine yönelik ayrımcılık ve mobbing sistemli bir hale gelmiştir.

İstanbul Sözleşmesi’nin tek taraflı feshedilmesi sonrası kamuda çalışan kadın emekçilere yönelik ayrımcılık ve şiddet vakalarında artış yaşanacağı çok açıktır. Her ne kadar ILO 190 sayılı sözleşmesi ve ilgili tavsiye kararı şiddetin ve tacizin önlenmesi konusunda genel bir ifadede anlam bulmuşsa da, iş yerinde şiddet ve tacizden zarar gören ve özellikle kadınların oluşturduğu milyonlarca emekçiyi korumaya yönelik önemli bir boşluğu doldurmaktadır. Özellikle İstanbul Sözleşmesi’nin hukuksuzca feshedilmesi sonrasında 190 sayılı ILO sözleşmesi çok daha hayati bir önem kazanmıştır.

Kamuyu saran tüm bu haksızlıkların,  hukuksuzlukların ortadan kaldırılması ancak Demokratik, Adil Bir Çalışma Yaşamının tesis edilmesi ile mümkündür.

Bu nedenle KESK olarak Demokratik, Adil Bir Çalışma Yaşamı İçin,

  • İşe almada ve görevde yükselmede-unvan değişikliğinde kariyer ve liyakatın esas alınmasını,
  • Torpilin ve kayırmanın kapısını ardına kadar açan mülakatın, güvenlik soruşturması ve arşiv kaydı araştırmasının kaldırılmasını,
  • Sendikal hak ve özgürlüklerin önünün açılmasını, sendikal ayrımcılığa son verilmesini,
  • Kadın kamu emekçilerine; çalışma yaşamında uygulanan ayrımcılığın, mobbingin son bulmasını,
  • İstanbul Sözleşmesi’nin tek taraflı fesih edilmesini tanımıyoruz, dolaysıyla İstanbul Sözleşmesi’nin uygulanmasını,
  • 25 Haziran 2021 tarihinde yürürlüğe giren 190 sayılı ILO Şiddet ve Taciz Sözleşmesi’nin onaylanmasını,
  • İstihdam, terfi ve unvan değişikliklerinde cinsiyet eşitliğinin sağlanmasını İSTİYORUZ.

Değerli Katılımcılar,

Mevcut Toplu Sözleşme sisteminin ne yazık ki evrensel bir toplu pazarlıkla uzaktan yakından hiçbir ilgisi olmayan mevcut toplu sözleşme sistemi ile hiçbir ilgisi yoktur.

2012’den bugüne yaşanan süreç en başından beri mevcut “toplu sözleşme” sisteminde kamu emekçilerinin ve emeklilerin haklarının korunmayacağının altını çizen tek konfederasyon olarak, KESK olarak bizi haklı çıkarmıştır.

  • Kapsamından, tarafların belirlenmesine, grev hakkımızın yasal güvence altına alınmamasından uyuşmazlık durumunda devreye girecek olan Hakem Kurulunun yapısına kadar onlarca temel sorunu bulunan,
  • Hak arama yollarını kapatan,
  • TÜİK’in çarpık enflasyon rakamlarına endeksli maaş artışlarına indirgenen,
  • Temel Hiçbir Sorunumuzu Çözmeyen
  • Sadece kendi kasasını düşünen bugüne kadar danışıklı dövüş oyunları ile düşük maaş artışlarına, temel haklarımızı korumayan mutabakatlara imza atanların hepimiz adına tek yetkili hale getirildiği

 Mevcut ‘toplu sözleşme’ sistemi iflas etmiştir.

Bu nedenle;

  • Beş buçuk milyon kamu emekçisinin ve kamu emeklisinin ortak ekonomik, sosyal, demokratik, özlük ve mesleki hak ve çıkarlarını temel alan,
  • İktidarın hem işveren olarak tarafı hem hakemi olmadığı,
  • Her sendikanın, konfederasyonun kendi üyeleri adına masaya oturabildiği,
  • Kadın kamu emekçilerinin kendi talepleri ile masada temsil edildiği,
  • Başta ILO sözleşmeleri olmak üzere uluslararası sözleşmelerle, evrensel sendikal hak ve özgürlüklerle uyumlu,
  • Grev hakkı ile tamamlanmış Gerçek Bir Toplu Pazarlık- Sözleşme Sistemi İstiyoruz.

KESK olarak 4688’in değiştirilmesi ile ilgili epey süredir başlattığımız çalışmalarımızı en kısa sürede sonuç almak için yoğunlaştıracağımızın altını çiziyor, iktidarın 5 dönemdir nimetlerini topladığı bu sistemi sonlandırmaya çağırıyoruz.

Hepimize kolay gelsin…