EMEK ÖRGÜTLERİ İŞ CİNAYETLERİNE ORTAK OLMAMALI, SESSİZ KALMAMALIDIR!

230



“Cumhurbaşkanlığı 100 Günlük İcraat Programı” işçi sağlığı ve güvenliği konusunda önümüzdeki dönemde de önceliğin sermayenin güvenliği ve kârı olacağını ortaya koymuştur. İşçi sağlığına dair tek bir satırın dahi olmadığı icraat programında başta taşeron çalışmanın ortadan kaldırılması olmak üzere çalışma yaşamının temel sorunlarına ilişkin iktidarın bir çözümünün, çalışmasının olmayacağı da anlaşılmaktadır.
İşçi sağlığı ve güvenliği konusunda iktidarın bu vurdumduymaz tavrı nedeniyle her gün iş cinayetleri yaşanmakta, işçilerimizin evlerine ekmek yerine cenazeleri gitmektedir. AKP iktidarında bugüne kadar yaklaşık 25 bin işçi iş cinayetlerinde yaşamını yitirmiştir. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi (İSİG) verilerine göre, sadece Temmuz 2018 de aralarında çocuk işçilerinde olduğu 195 işçi iş cinayetlerinde yaşamını yitirmiştir.
Bu sayıya her gün yenileri eklenmektedir. İstanbul Sirkeci PTT binasının restorasyon çalışmasında meteorolojinin uyarılarına rağmen taşeron firmanın çalışma kararı nedeniyle 20 metre yüksekliğindeki iskeleden düşen Dilek Duyar ve 4 Ağustos 2018 tarihinde Ankara’nın Altındağ İlçesinde yapımı süren MEMUR SEN konfederasyonunu binasının 13. katında bina ile iskele arasındaki boşluktan düşerek yaşamını yitiren Ramazan Aktaş işçi cinayetlerinin son örneklerindendir.
Savaşlarda görülebilecek bu korkunç rakama rağmen iktidarın ölümleri seyretmesi, ciddi bir çalışma yürütmemesi, daha da kötüsü bu durumu “fıtrat” diyerek topluma kanıksatmaya çalışması ülkeyi şirket gibi yönetmesi, vatandaşları da “başına her şey gelebilecek şirket çalışanları” olarak görmesi ile izah edilebilir.
Hükümetin güvencesiz, taşeron ve esnek çalışma dayatması devam ettiği sürece iş cinayetleri de devam edecektir.
Güvencesiz ve taşeron çalışmaya karşı emek örgütlerinin kararlı ve kesintisiz mücadelesi iktidarın sermaye yanlısı politikalarını engelleyebilir, durdurabilir. Nitekim sendikal örgütlenmenin olmadığı, zayıfladığı ya da etkisiz olduğu yerlerde iş cinayetlerinin daha çok yaşanması tesadüf değildir.
Hükümetin emek karşıtı politikalarına, iş cinayetlerinin yaşanmasına zemin sunan uygulamalarına karşı mücadele yürütmeyi akıllarından geçirmeyip yandaşlık yarışına giren sendikal yapıların da bu sürecin yaşanmasında payları olduğunu belirtmemiz gerekiyor.
Ramazan Aktaş‘ın bir konfederasyon binasının yapımında, taşeron firmada çalışırken iş cinayetinde yaşamını yitirmesi ülkemizde yandaş sendikal yapıların geldiği noktayı da maalesef gözler önüne sermiştir.
öncelikle Ramazan Aktaş‘ın ailesine ve yakınlarına başsağğı ve sabırlar diliyoruz.
Yıllardır güvencesiz, taşeron ve esnek çalışmaya karşı mücadele yürütmenin aynı zamanda emekçilerin can güvenliğini de sağlayacağını belirtmemize rağmen hükümet yandaşğı nedeniyle mücadeleden kaçanların geldiği noktayı belirtmek de bir zorunluluktur.
İşçi sağğı ve taşeron çalışmaya karşı mücadele yürütmek emek örgütlerinin var oluş gerekçelerindedir. Bunun dışındaki her açıklama, davranış samimiyetten uzak ve işçi cinayetindeki sorumluluktan kaçıştır.
İşçi cinayetleri kader değildir. İşçi cinayetlerini önlemek mümkündür.
Bunun için öncelikle işçi sağğı ve iş güvenliği alanını bir bütün olarak sermayeye ve taşerona açan 6331 sayılı yasa tümüyle değişmelidir. Yasal düzenleme sürecine emek ve meslek örgütleri dâhil edilmeli, denetim aşaması piyasaya devredilmemelidir. Taşeron ve tüm güvencesiz çalışma biçimleri yasaklanmalıdır. Sendikalaşma önündeki engeller kaldırılmalı, örgütlenmeye yönelik baskılara son verilmelidir.