ERKAN AYDOĞANOĞLU: YENİ İSTİHDAM REJİMİ-2 (02. 08. 2018)

181

Türkiye, uzun yıllardır OECD ülkeleri içinde en katı istihdam rejimine sahip ülkeler arasında gösteriliyor. Her yıl, tek tek ülkelerin istihdam yapılarını ve çalışma yasalarını inceleyen OECD, tıpkı kredi derecelendirme kuruluşları gibi çalışma mevzuatının işçilerin haklarını ne kadar koruduğuna bakıyor ve yabancı sermaye temsilcilerine yönelik raporlar sunuyor.
Geçtiğimiz yıllar içinde, istihdam rejimini mümkün olduğu kadar esnek hale getirmek için sayısız adım atılmış olsa da, Türkiye’de istihdam rejiminin katılığını sürdürdüğü, bunun da yabancı sermaye yatırımlarını engellediği iddia ediliyor. Bu durumun, özellikle kamu istihdamı açısından yeni adımları gündeme getirmesi kaçınılmaz.
Yeni sistemle birlikte, kamu istihdamının niteliği açısından önemli değişiklikler gündemde. örneğin Anayasa’da ifade edilen haliyle, kamu personelinin yaptığı işin niteliği, düzenli ve sürekli olmasının artık bir anlamı kalmadı. Yeni dönemde, geçmişte birtakım ‘kısmi’ güvencelere sahip olan kamu emekçilerinin sözleşmeli istihdam edilmesine dayanan yeni istihdam rejiminin alt yapısı, geçtiğimiz iki yıl içinde çıkarılan KHK’ler ve torba yasalarla büyük ölçüde oluşturuldu ve yeni sistemle birlikte daha etkin olarak uygulanmaya başlandı.
Türkiye’de kamu istihdamında uzun yıllardır benimsenen ve kamu emekçileri açısından önemli avantajlar içeren ‘statü hukuku’na göre istihdam modelinden vazgeçilirken, özel sektör benzeri istihdamı ifade eden ve ‘sözleşme hukuku’na dayanan farklı bir kamu istihdam rejimi oluşturuluyor.
15 Temmuz sonrasında kamu kurumlarında, her türlü atama ve görevde yükselmelerde, iktidarın siyasi kadroları tarafından yapılan mülakatlar temel belirleyici. Yeni sistem açısından ‘sakıncalı’ görülenler, KPSS’de yüksek puan almalarına rağmen siyasi görüş, etnik kimlik ya da mezhep farklılıkları nedeniyle, sınav komisyonlarında birer birer eleniyorlar. öğretmen ve hakim atamaları başta olmak üzere, kamuda yapılan bütün atamalarda çok ciddi torpil örnekleri yaşanmasına rağmen, bu durumun AKP cephesinde en küçük bir rahatsızlık yaratmadığı görülüyor.
AKP’nin kamu istihdam politikalarının temelinde, merkezi yönetimden yerel yönetimlere kadar, büyük ölçüde ‘siyasi kayırmacılık’ ve ‘yandaşlık’ ilişkileri yatıyor. Eski sistemde kamu görevlerine yapılan atamaların büyük bölümünde ve görevde yükselmelerde siyasi yakınlık, akrabalık, hemşehricilik belirleyici olurken, özellikle seçmen kitlesinin istihdam edilmesi temel alınıyordu. Yeni sistemle birlikte özellikle kamu yönetiminde çok daha da ‘ileri’ adımlar atıldı. Son olarak, illerde valilerin, ilçelerde kaymakamların AKP’li Cumhurbaşkanını temsilen idari yürütme yetkisini kullanacak olmasına yönelik düzenleme, yıllardır sürdürülen parti-devlet bütünleşmesi sürecinin son halkası oldu.
Kamu istihdamında siyasi kadrolara ve dini cemaatlere öncelik verilmesi durumu ise eskiden nasılsa, yeni sistemde de aynı mantıkla sürdürülüyor. Kamu yönetimi açısından yeni sistemin farkı, neredeyse bütün üst düzey kamu görevlilerinin doğrudan AKP kadrolarından ya da AKP’lilerin eş, dost ve akrabaları arasından seçilmesi. Görünen o ki, yeni sistem inşa edilirken görev alacak üst düzey yönetici kadrolarda yetkinlik, yeterlilik ve yetenekten çok, ‘partili’ ya da ‘akraba’ olmak öncelikli tercih nedeni olacak.
Gerek kamu, gerekse özel sektör açısından baktığımızda, yeni sistemin istihdam rejiminde yapılan işin, işyerinin, mesai saatinin, çalışma şekillerinin belirlenmesinde yasalar değil, piyasanın ihtiyaçları belirleyici olacak. Kamu yönetimi ise, büyük ölçüde ‘partili’ kadroların insafına bırakılırken, kamuda işe alma ve işten çıkarma süreçlerinin tıpkı özel sektör gibi olacağını, kamuda ‘rekabet’, ‘verimlilik’, ‘esneklik’ ve ‘bireysel performans’ın temel alındığını göreceğiz.
2 AĞUSTOS 2018 – EVRENSEL