ÇİĞDEM TOKER: ‘SES VE ÖFKE’ (17. 07. 2018)

186

Son yayımlananın numarası, yazıyı yazarken 12. Siz bu satırları okurken devleti yeniden kurgulayan, kurgularken her unsuru Cumhurbaşkanı’na bağlayan kararname sayısının artmış olması muhtemeldir.

Cumhurbaşkanı
Tayyip Erdoğan‘ın yemin ettiği 9 Temmuz’dan bu yana arka arkaya yayımlanan kararnameler, devleti, yönetsel yapıyı radikal biçimde değiştirerek aklınıza gelen bütün kurumları ve kurumlara dair söz söyleme, tasarrufta bulunma hak ve yetkisini Cumhurbaşkanı’na bağlıyor. Sıradan bir insanın hissedeceği düzenli gelir kaygısı yaşamayan 600 milletvekili, bu kararnameleri Resmi Gazete’den bizlerle birlikte okuyor.

Kararnamelerin hacim ve içeriğine bakılırsa, hazırlığın zamansal olarak eskiye dayandığı anlaşılıyor. Kararnamelerin yayımlanma hızı, uygulayıcı kurumlar ve vatandaş bakımından algılanma öğrenme ihtiyacının dikkate alınmadığını gösteriyor. Zaten kurulmak istenen düzenin karakterinden böylesi bir özeni beklemek de safdillilik olurdu.

***

Kurum ve kuralları hallaç pamuğu gibi atan, yönetsel yapının tarihsel çizgisinde değişmez kodları olduğu düşünülen bazı prensipleri ezip geçen bu kararnameler çıktıkça, dar bir kamuoyu kısa bir süreliğine dalgalanıyor.

Tek tük tepkilerle anılıyor, yazılıyor. Sonrası? Sonrası sükût. . .

Milli Kütüphane, opera, tiyatro, Atatürk Orman çiftliği gibi temel kurumlara neler olduğuna, olacağına dair sorular, ya olağanüstü hızlanmış zamanın çarkları arasında buharlaşıyor.
Ya da -benzerine az rastlanan- bir kayıtsızlık duvarına toslayıp düşüyor.

Bu sarsıcı değişimleri acil gündemine alması gerektiğini düşündüğünüz kişi ve kurumlardan, beklenen ses, beklendiği yükseklikte çıkmıyor. Sözgelimi, Atatürk Orman çiftliği’nin (AOç) sermaye artırımında bundan böyle Cumhurbaşkanı’nın söz sahibi olmasına dair düzenlemeyi tek dert edenin TMMOB Ankara Mimarlar Odası olduğunu görüyorsunuz.
Diğer yandan bu temel kaygılar geniş hissedilse dahi susturulmuş medya karşısında, güçlü bir sese dönüşemiyor. Gerçeğin peşinde olmayı, halkın haber alma hakkını hâlâ önemseyen, giderek daralan bir gazetecilik alanı dışında karşılık da bulamıyor.

***

Bilinse iyi olur:
Denge/denetim mekanizmasının taammüden sakatlandığı bir sistemde ve Cumhurbaşkanı’nın her konuda yetkili olduğu bir rejimde;
“vekil”
ve sorumlu konumdaki isimlerin, durum tespiti yapan cümleler kurmasının artık hiçbir karşılığı bulunmuyor. Bu basit gerçeğin farkına varmadan, sızlanma modunda sorular yöneltmenin, saptama yapmanın etkidoğuracağı sanılıyorsa, bunun büyük yanılgı olduğunu söylemek zorunlu.

Henüz ıslak imzalı tutanaklardaki oy dağılımının hesabını verememiş, müşahitlerin tekme tokat dövüldüğü sandıkların takibini yapamamış, oyunu kullanmak uğruna bir şehirden diğerine saatlerce direksiyon sallayan yurtdışı seçmenin hissiyatını anlamaya kapalı bir ana muhalefetin, değişen rejimi inşa eden kararnameler karşısında her demokrat yurttaşın verebileceği tepkiyi vermesinin, dönüştürücü hiçbir hükmü yoktur.

Böyle bir tepkinin etkisi olduğu düşünülüyorsa eğer, söylenecek söz,
“Evet bir etki oluyor ama kızgınlık etkisi”dir. Dahası TBMM içinde medeni ilişkiler kontenjanından izah edilen, gülüşme ve yakınlaşmalar, bu süreçteki duyarlılığı artırıyor.

Laik, demokratik ve sosyal bir hukuk devleti tanımından,
“de facto”
denetimsiz ve nepotizme daha da açık bir sisteme evrilen sistem karşısında işlevsizleşmiş TBMM, o TBMM için oy kullanmış seyredene acı ile öfke arasında bir gelgit yaşatmaktadır.

Atatürk‘ün kurduğu Cumhuriyetin sona erişine tanık olmaktan derin bir keder duyan, canı yanan kitlelerin beklentisi, durum tespiti yapan, seçmen gibi sitemli sorular soran, iktidar temsilcileriyle
“Sorun yok”
izlenimi bırakan fotoğraflar olamaz.

Şikâyet edilen ve giderek ağırlaşan bir siyasi iklimden çıkışın nasıl olacağı, gelir eşitsizliğinin çözüleceği, gerçek bir hukuk devletine nasıl varılacağı sorusunun cevabına duyulan ihtiyaç her saat artmakta.
17 TEMMUZ 2018 – CUMHURİYET