NURAY SANCAR: HELAL TACİZ! (10. 01. 2018)

189

Diyarbakır’da, 16 yaşındaki öğrencisini taciz ettiği için hakkında soruşturma açılan; evli, imam hatip lisesi öğretmeninin yargılanırken şeriat mahkemesi talep etmesi irkilticidir. “Allah’ın helalini” talep ettiği için “üzerine leke sürmeyeceğine” emin olduğu şeriat hükmünün uygulanması durumunda, cezası ölüm olsa da razı geleceğini söyleyen bu adamın cüretinin kaynağı da münferit değildir. Eğer bu kaynağın son zamanlarda her biri ayrı birer fetva odağı haline gelen radikal tarikatların meşrulaştırdığı söylem ortamından ibaret olduğu düşünülürse hata yapılır.

önce ergenlik yaşını tanımlayan sonra evliliği ergenlikle ilişkilendiren devlet kurumu Diyanet de bu olaydan bir hafta önce, medeni hukuk diye bir şey yokmuş gibi davranarak kız çocuklarının 9, erkek çocuklarının 12 yaşında evlenebilmesini mazur gördü. Tepkiler üzerine Diyanet İşlerinden yapılan ikinci açıklamada kızların 17 yaşından önce evlendirilmesinin İslama aykırı olduğu belirtildi. O halde Diyanetin, şeri hükümle medeni hukuk arasında bir sarkaç gibi salındığı bir ortamda şeriat mahkemesi talebinin dile getirilmesinden daha doğal bir sonuç olamaz.

Bu sarkaç vaziyeti sadece Diyanete mahsus değil. Toplum, kuralsızlık ile çoktan işlevsizleşmiş yasa arasındaki şekilsiz boşluğa sürüklenir vaziyette. Kadınların toplumsal cinsiyet rolleri üzerine ahkam keserken dişi cinsi çok küçük yaşlardan itibaren cendereye alacak fetvaları savuran, kendi gerici fantezilerini hadis ya da fıkıh diye üfüren sayısız ilahiyatçı sayesinde insan davranışlarına çeki düzen veren toplumsal kuralların iğdiş olduğu bir düzey çoktan oluştu. Kamusal alan, kendisini düzenleyen belirli yasalardan yoksun, amorf bir ortam haline geldi. Kriter yokluğu bu türden talepleri ileri sürmeye imkan tanıyor. Böyle durumda yükselen tepkiye bağlı olarak talepkar ya kontrol altına alınıyor ya da elini kolunu sallaya sallaya dolaşabiliyor. Nitekim öğretmenin açığa alınması da, Diyanetin açıklama yapmak zorunda kalması da bu tepkiyle alakalı.
Ama zaten son zamanlarda hep böyle oluyor. Sonuçta yurttaşların davranışlarına çeki düzen veren hukuk kuralları devlet ile halk arasında çeşitli karşılaşmalar esnasında yapılan sözleşmelerin ürünüdür. Emekçiler alanlarda, grevlerde, çeşitli mücadeleler sırasında hukuki haklarını geliştirmeye çalışırlar ve bu bir kazanım olarak “sözleşme” metnine kaydedilir. Bu sözleşmeler kapsamında birbirine emsal teşkil eden her durum için ayrı müzakerelere gerek olmaz. Ne var ki geldiğimiz nokta, her tekil durum için ayrı ayrı tepki göstermenin gerektiği emsalsizliktir.

Böylece aşırılıkların tepkilere göre törpülendiği kuralsızlık giderek bir standart haline gelebildi. Bu yüzden bir gün bir öğretmenin şeriat talebiyle, bir başka gün ilahiyatçının şeriat övgüsüyle ayrı ayrı uğraşmak gerekiyor. Şeriatı yasaklayan hukuk bağlamı esnetildiği için sadece tekil vakalara ilişkin ayarlamalara yetiyor tepkiler. Bu noktada her olguya gard almak suretiyle çözülmesi zor bir sorunla karşı karşıyayız. Bu sorun, kuralsızlığın uzunca bir zamandan beri siyasi iktidarın yönetme tarzı haline gelmesi. Hiçbir hukuki kısıtlamayı tanımayan, çoklu hukukun, keyfi idarenin kaynağı bir hükümetin lütuf haline getirdiği olağanüstü hal ve KHK’ler sayesinde iyice pekişme olanağı bulan iklim, imam hatip öğretmeni gibi profillerin de seri üretimini kolaylaştırdı.
Bugün on binlerce kişi hiçbir kanıtı olmadan işinden edildi, bir o kadarı iddianamesi hazırlanmadan cezaevinde gün tüketiyor. Bir kısım insan telefonlarında ByLock olduğu gerekçesiyle mağdur edildi, olmadığı anlaşılınca salıverilmesine karar verildi. Toplumun her kesimine farklı farklı kriterlerin uygulandığı, bir KHK ile kaderlerin belirlendiği bir düzen bu.

O halde ayrı mahkeme talebi sadece “şeriat isterük” diyen pişkinliğe özgü bir fantezi değil. Kafasına göre bir düzen inşa eden, her duruma uygun yasa belirleyen, bu yasanın belirlenmesi sürecinden halkın çoğunluğunu uzaklaştırmış bir siyasi iktidar söz konusuyken balık baştan kokmuştur. çoklu hukuk neredeyse reel durum haline gelmiştir. Yeryüzünde hayatını hukuklara göre sürdüren topluluklar olabilir. Ne var ki bizde iktidarın kime ne reva görüyorsa ona göre şekillenmiş, merkezden esnetilmiş bir hukuk sistemi var. Yani aslında yok. Şeriat mahkemesi isteyen de, “Dinimiz öyle buyurduğu için küçük kız çocukları 9 yaşında evlensin” diyen de işte bu durumdan cesaret alıyor.
Evli olduğu halde küçük yaştaki öğrencisini taciz eden ve böyle yaparak Allah’ın helalini aradığını zanneden mısır patlaklarını teker teker toplamak, buna yetişmek gerçekten zor. Ocağın altını kapatmakta fayda var.

10 OCAK 2018 – EVRENSEL