ERKAN AYDOĞANOĞLU: REFERANDUM EŞİĞİ (23. 03. 2017)

194

AKP iktidarı döneminde tarihin en ciddi gelişimini gösteren Türkiye kapitalizmi, sürekli olarak artan işsizlikten ve yoksulluktan beslenerek, sermayenin ve onun kaynağı olan sömürünün muazzam bir şekilde artmasını sağladı.
Referandum tarihi yaklaştıkça işçiler arasında süren tartışmalarda, oylanacak maddelerden çok, bugüne kadar yaratılan kutuplaştırma siyasetinin yarattığı bölünmelerin izleri daha fazla görülmeye başlandı. Referandumda neden ‘hayır’ demek gerektiği konusunda kafası net olanlar, gerekçelerini peş peşe sıralayabilirken, 16 Nisan’da ‘evet’ oyu kullanmayı düşünenlerin yapılacak değişiklikleri çok da umursamadıkları, oylarını kullanırken karşı karşıya kalacakları tehlikeleri pek dikkate almadıkları anlaşılıyor.

İşçi ve emekçilerin çalışma koşulları her geçen gün daha da ağırlaşırken, kamu-özel ayrımı olmaksızın, güvencesiz ve geçici nitelik taşıyan istihdam biçimlerinin artmasıyla birlikte, Türkiye’nin zaten yapısal sorunları olan istihdam yapısı bir süredir ciddi anlamda bozulma sürecine girdi. Son yıllarda belirgin bir şekilde artan ve güvencesiz ve standart dışı çalışma biçimleri hızla yaygınlaşmaya ve işçi sınıfının genç kuşaklarını etkilemeye başladı. Bir süredir sermaye birikiminin istikrarı karşısında tehdit olarak görülen tam zamanlı, sürekli, düzenli ve güvenceli istihdam uygulamalarının büyük bir hızla tasfiye edilmeye başlandığı görülüyor.
Taşeron çalışma başta olmak üzere, kısa süreli, mevsimlik istihdam uygulamalarının katlanarak artması, işçilerin işsizlikle terbiye edilmesini, uzun çalışma süreleri ve düşük ücrete mahkum bir şekilde çalışmaya razı olmalarını beraberinde getiriyor. Bir zamanlar istisna olan esnek ve güvencesiz çalışma biçimleri, özellikle gençler ve kadın iş gücü üzerinden planlı bir şekilde yaygınlaştırılıyor.
çalışma sürelerinin esnekleşmesi ve belirsizleşmesi, sosyal sigorta ve sosyal güvenlik alanında yapılan düzenlemeler, emeklilik yaşının kademeli olarak arttırılması, tamamlayıcı sigorta ve zorunlu BES gibi uygulamalarının hedef kitlesi olarak iş gücünün en dinamik kesimleri olan genç ve kadın nüfusu belirlenmiş durumda. İstihdam açısından daha düşük ücretle, kayıt dışı ve esnek çalışma biçimlerine daha uygun oldukları için tercih edilen kadın, genç ve göçmen işçilerin toplam istihdam içindeki payları ise her geçen gün artıyor.

İktidarın yıllar içinde adım adım hayata geçirdiği istihdamı güvencesizleştirme adımları ile birlikte işçilerin ücreti, çalışma süresi, çalışma koşulları bakımından ‘piyasa koşulları’ neyi gerektiriyorsa, o koşullarda çalışmanın alt yapısı büyük ölçüde oluşturuldu. İşçilerin iradesinin tamamen dışında, yapılan işin, işyerinin ve en önemlisi sermayenin, patronların istek ve beklentilerine göre belirlenen yeni çalışma biçimleri patronlara yasal kurallara bağlı kalmadan, çalışma ilişkilerinde fiilen, istediği gibi değişiklik yapabilme serbestliği tanıyor. Tıpkı 16 Nisan referandumu sonucunda ‘evet’ çıkması halinde oluşacak ‘tek adam’ yönetiminin ülkeyi neredeyse sınırsız yetkilerle yönetmek istemesi gibi.
Başkanlık sistemi ile getirilmek istenen ‘yeni rejim’in işçi ve emekçiler açısından daha fazla sömürü, daha fazla baskı ve hak gasbı anlamına geleceğini görmek için yakın geçmişte yaşananlara bakmak yeterli. Tıpkı ülke yönetiminde olduğu gibi, işyerlerinde de her şeyin patronun ya da amirin iki dudağı arasında olduğu, başta kıdem tazminatı olmak üzere, elde kalan son hak kırıntılarının bile patronların istekleri doğrultusunda düzenlenmesi açısından 16 Nisan referandumu önemli bir eşik olacak.
23. 03. 2017 – EVRENSEL