ENVER AYSEVER: ‘KABATAŞ YALANCISI’ KİMDİR’ (25. 03. 2015)

1927

Hayatımızda “Kabataş Yalancılığı” diye bir kavram var. Bugüne dek bildiğimiz “yalan” içeriğinden farklı bir tarifi var bu türün. Kini, nefreti körüklemek üzere söylenen “yalan” bu. Toplumsal etkisi var. En belirleyici özelliği; birine yaranmak, uşaklık etmek için söyleniyor olması. Kişi bu yalanı bir başına söylemiyor. örgütlü biçimde bir hayal görülüyor önce; ki bu bölümü dikkat çekici, bir kurgu yapılıyor ve dile geliyor ardından yalan! üstelik bu yalanı söyleyenlerin özgün bir yönü var: bu kişiler, karşısındakileri “yalan” söylemekle, vicdan sahibi olmamakla itham etme yeteneğine sahip. Elbet hiçbir “yalancının” etik bir değeri söz konusu değil. Ama bunlar neredeyse iç savaş çıkarmayı göze alacak dehli kör ve satırla insanları sokağa dökecek kadar acımasız.
Eğer biri kasıtlı olarak büyük bir kavga çıkarmak istiyorsa, olası “Kabataş Yalancısı”dır. Siyasi hırsı, insanlığının önüne geçmiş; sinsi, pusu kültüründen gelmiş kişidir “Kabataş Yalancısı”… Hep güçlünün yanında boy gösterir “Kabataş Yalancısı”… Fütursuzdur. “Yalan” söylerken herhangi bir tutarlılık aramaz, sadece verilen talimatı yetkin biçimde uygulamaya çalışır. Yetmez: uydurma bilgisayar manevralarıyla iyice topluma kin ve nefret tohumu eker yayın organlarında “Kabataş Yalancısı”. Sonucu düşünmez, bencildir “Kabataş Yalancısı. “
“Kabataş Yalancısı”nı diğer yalancılardan ayıran en büyük özellik; toplumu birbirine kırdırmaktan çekinmeyecek kadar cüretkâr, tetikçi ve tamahkâr olmasıdır. Kullanışlıdır bu kişiler. Herhangi bir ölçüsü ve değeri yoktur. Bu yönüyle son derece tehlikelidir. Üstelik zincirleme yalan söyleme becerisine sahiptir “Kabataş Yalancısı”; bir cemaat halinde hareket eder, söylediğine bir süre sonra kendi de inanır… üstelik iktidara yamandığı için; elinde çeşitli olanaklar bulunur, kamuoyu yaratma, tehdit etme gücüne de sahiptir. Başka bir türlü söylersek, mutlaka birinin gölgesi olarak kimlik bulur ve sığınaktan kusar kinini “Kabataş Yalancısı”…
Herhangi bir tartışma ortamına girmez, es kaza bu koşullar oluşur da, karşısında hakikati söyleyen birini görürse, yeni bir “yalan” uydurur; bakar ki vaziyet kötü, tüyer “Kabataş Yalancısı”… Hırsını alamaz mutlaka arkadan konuşur, kendi örgütünden olanlarla ekrana çıkar, orada bol keseden sallar, yetmez, gazete diye çıkan ve kimsenin okumadığı köşesinden, yine örgütlü biçimde atıp tutar, hedef gösterir “Kabataş Yalancısı”! Sınırı yoktur ve günün birinde hakikatin açığa çıkacağını bildiği için ödü patlar… Cevap hakkı tanımaz, delil göstermez, nefret söylemi günlük dilidir “Kabataş Yalancısı”nın…
Suç ortakları birbirini ele vermeye başlayınca ortalık şenlendi elbet. çalmak kadar, hırsızı bildiğin halde söylememek de “suç”tur. Dahası; bir yalanı üreten kadar, onu dolaşıma sokan, bu sürece göz yuman da suçludur ve kimse “özür Dilerim” diyerek sıyrılamaz sorumluluktan. “özür Dilemek”; istemeden verilen bir zarar için uygulanması gereken bir yöntemdir. Elde olmadan kusur işleyen kişi, istenmeyen sonuçlar doğduğu vakit, ortaya çıkan durum için af dileyebilir. Bilerek ve isteyerek yapılan her eylem sorumluluk içerir. Kaldı ki; atılan her geri adım anlamlı değildir, af dileyen her kimse erdemli olmaz. Suçunu itiraf eden kişi, artık onun hakkında karar verecek toplumun vicdanına teslim eder kendini. “Ben özür diledim, artık hiçbir sorumluluğum yok” diyemez. Bunu bile öngöremez, ruhsal/zihinsel bir aymazlık halindedir “Kabataş Yalancısı”
Artık Kabataş dosyası vicdanlarda nettir. Yalanı uyduran kadının daha önceden de bu tür kimi olaylar içinde olduğu Cumhuriyet gazetesinde belgelendi. Avukat Fidel Okan tüm ayrıntısıyla süreci kamuoyuyla paylaştı. En son itirafçı İsmet Berkan önce “Hıyarlık ettim” dedi ve dün özür yazısı yayınladı Hürriyet gazetesinde! Dünyanın bir başka ülkesinde tüm bu olanların mutlaka yaptırımı olur. Bu yalanı uyduran, parlatan, çoğaltan ve yayan herkes önce vicdanlarda mahkûm olur; eğer hukuki bir sorumluluk doğuyorsa da mahkemede yargılanır.
Gazetecilere gelince… Bu süreçte görev alan tüm bu “Kabataş Yalancıları” istifa etmelidir. Eğer kendileri yapmıyorsa bunu, yayın yönetmenleri gereğini yerine getirmelidir. Aksi halde hepsi suça ortaktır.
Dün iyi niyetli biçimde İsmail Saymaz: “özrü kabul edelim. İsmet Berkan’ın gazeteciliğimize kattıklarını unutmayalım” diye yazdı sosyal medyada. Yanıt Abdocan’ın abisinden geldi: “Onun yalanı yüzünden kardeşim öldü. Üstelik özrü onu geri getirmeyecek” dedi.
Kime kefil olacağını bilmek gerek, üstelik Berkan’ın “yetmez ama evet”çileri parlatmaktan öte ne gibi bir gazetecilik başarısı olduğunu, doğrusu ben bilmiyorum. Zor günlerden geçiyoruz, terazi hassas olmalı.
25. 03. 2015 – BİRGÜN