FÜSUN SARP NEBİL: TÜRKİYE, DİNLEMECİLERİN EKMEĞİNE TEREYAĞI MI SÜRÜYOR’ (09. 09. 2014)

198

“Almanlar bizi nasıl dinlediler yahu?” diye soran varsa, “başka kimler dinliyor da haberimiz yok?” diye daha çok merak etsin. çünkü ülkemizde uygulanan yanlış telekom stratejileri (ya da stratejisizliği) nedeniyle, trafiğimiz yurtiçinden-yurtiçine giderken bile yurtdışından dönüyor. Üstüne bir de para ödüyoruz. Yani yabancı istihbarat örgütlerine “Alın bizim telefon görüşmelerimiz bunlar, kendi ellerimizle dinleyin diye size teslim ediyoruz, bir de üstüne para veriyoruz” demiş oluyoruz. 3 gün önceki “Spiegel gazetesindeki Türkiye’ye yönelik dinleme haberleri” makalemizde1, “Herkes herkesi dinliyor” ve “Eskiden de dinliyorlardı, şimdi de dinliyorlar, bundan sonra da dinleyecekler” demiş ve “Bu yeni haber değil” diye ilave etmiştik. Ama nasıl dinliyorlar? Bir de bunlara bakalım istedik; bakalım ki, aptalcasına dinlenmeyelim. . Bari zor dinlesinler.
Geçen hafta ki “Spiegel gazetesindeki Türkiye’ye yönelik dinleme haberleri” makalemizde1, “Herkes herkesi dinliyor” ve “Eskiden de dinliyorlardı, şimdi de dinliyorlar, bundan sonra da dinleyecekler” demiş ve “Bu yeni haber değil” diye ilave etmiştik. Ama nasıl dinliyorlar? Bir de bunlara bakalım istedik; bakalım ki, aptalcasına dinlenmeyelim. . Bari zor dinlesinler.
Ve… Hatta acaba bizi dinlesinler diye üstüne para da veriyor muyuz?
Türk Telekom 2-3 Milyon TL Kazanacak Diye, Trafik Yurtdışından Dönüyor
İlk aklımıza gelen, telekom sektörü uzmanlarının farkında olduğu, ikaz ettikleri ama önleyemedikleri “aptallık düzeyinde” ama daha önemlisi “tehlikeli” bir durum oldu. Tehlikeye işaret etmeden once, bu durumu hazırlayan koşulları, tane tane sıralayalım;
1.
2005 yılında özelleştirilen Türk Telekom, devletle bir imtiyaz sözleşmesi imzaladı. Bu sözleşmenin “imtiyaz” denilen kısmı, Türk halkının yıllarca ödediği paralarla kurulan ve Telekomcular Derneği tarafından o tarihte 30 milyon Km. olarak raporlanan “ülke çapındaki dev telekom şebekesini” yönetme imtiyazı anlamına geliyor3.
2- Türkiye’nin telekom altyapısı, özelleştirmeden bu yana geçen 9 yıla rağmen, maalesef hala bir tekel, çünkü %’85’i tek bir şirkete ait. Yani Türk Telekom’a.
3- 2004 yılında yani 10 yıl önce serbestleşme ilan edilmesine ve telekom operatörlüğü alanında çok sayıda lisans verilmesine karşın4, bu tekelin dışında yatırım yapılması son 15 yılda zordu, 2 hafta önce BTK tarafından yayınlanan “Fiber yönetmeliği” ile imkansız hale geldi5.
4- Bu nedenle, Türk Telekom dışındaki telekom firmalarının müşterileri, Türkiye içindeki akrabaları, arkadaşları ile ya da iş için konuşmalar yaparken, % 80-90 bu altyapıyı kullanmak zorunda. Dolayısıyla, diğer telekom firmaları, Türk Telekom’dan hat almak ve de fiyatlarına katlanmak zorundalar.
5- Ama Türk Telekom’un yurtiçindeki telekom firmalarına uyguladığı fiyat, yabancı ülkelerin firmalarına uyguladığı fiyatların 3 ya da 7 katı (mesela 4-5 euro)
6- Buna karşın, Türk Telekom yurtdışındaki telekom firmalarına, hat satmak için normal ve anlaşılabilir fiyatlar uyguluyor (mesela 70 euro cent)
Peki bu 2-7 kat pahalı fiyatlar, Türk Telekom’a ne kazandırıyor? Gayri resmi aldığımız rakamlara göre Türk Telekom, 2 milyon TL, hadi 1 de bizden olsun, toplam 3 milyon TL kazanacak diye, bakın neler oluyor6?
Yerli operatörler, bu pahalı rakamı ödememek için, Türk Telekom ile mesela 70 euro centlerde anlaşmış olan yabancı operatörlerle anlaşıyor. Yani 4-5 euro yerine yabancı operatöre mesela 1 euro ödüyorlar. Böylece sizin Ankara ya da Adana ile IP şebekeleri üzerinden yaptığınız telefon konuşmanız ya da internet bağlantınız, önce yurtdışına, anlaşılmış olan o operatöre gidiyor, sonra oradan Ankara ya da Adana’ya dönüyor Vee…
1- Bu noktada yurtiçinden-yurtiçine konuşma yapmak için, yurtdışından gelmek ve bunun için yurtdışındaki bir firmaya para ödemek ayrı bir komedi. .
2- Amaaa, asıl sorun şu; yurtiçi trafiği, yurtdışından geçerken, kabloları yani telefon görüşmelerimizi yabancı istihbarat örgütlerinin ellerine teslim etmiş oluyoruz.
Bu 2 önermeyi yan yana alalım; yabancı istihbarat örgütlerine “Alın bizim telefon görüşmelerimiz bunlar, kendi ellerimizle dinleyin diye size teslim ediyoruz, bir de üstüne para veriyoruz” demiş oluyoruz.
Yani “Almanlar bizi nasıl dinlediler yahu?” diye soran varsa, “başka kimler dinliyor da haberimiz yok?” diye daha çok merak etsin. çünkü, anlaşma yapılan operatör hangi ülkeden kablo geçiriyor ise, o ülkeler bu kablolar ya da telekomünikasyon cihazları üzerinden geçen telefon konuşmalarını izleyebilir, dinleyebilir ve hatta kaydedebilir.
Bu Yazı üzerine Yetkililerin Nasıl önlem Almasını Beklenir?
Bu yazı bir “ikaz” yazısıdır. Telekomünikasyon Stratejisinde yapılan yanlışları ikaz etmektedir. çünkü mevcut strateji (ya da stratejisizlik) ile tek bir firmayı korumak hedeflenirken, Türkiye, içerikçisi, hosting firmaları ve tüketicileri ile kaybediyor. Hem para, hem de güven.
Tabi bu yazıyı okuyup, “Türkiye için bir şey yapabilir miyim?” diyecek devlet ya da hükümet adamları olabilir. İyi niyetliler var bunların bazılarını tanıyoruz ama şimdi bu konuda düşünelim. Ne yapacaklardır?
Son 15 yıl, Ulaştırma Bakanlığı ve BTK yetkililerine, bu ve benzeri hataları ikaz etmekle geçti. Telekom sektörünün gazetecisi olarak, bu tür hatalar sürekli bize gelir. Biz de, gazetecilik görevi olarak bunları ikaz ederiz. Ama önlem alınır mı?
Evet anlattığımızda önlem alınır ama nedense tersinden alınır. Biz “A” darken, “Z” demişiz gibi önlemler alınır. Ajandalar farklı herhalde.
örneğin, 5-6 yıl önce Türkiye’de bir “Trafik Değişim Noktası” olmadığı için, “hosting” firmalarının fiyatlarının pahalı olduğunu 2 yıl süreyle anlatmıştık. Anlattığımız konu şuydu; Türk Telekom’un 2 kere para almak için (hem upload, hem download için) bu tür bir trafik noktasına girmekten kaçındığını ama bunun sonucu ülkenin içerik ve para kaybettiğini ikaz etmiştik. Bu da çok trajikomik bir sonuca yol açıyordu. Şöyle madde madde özetleyelim;
1- Türk Telekom altyapının % 85-90′una sahip ve bu hatları kullanmak isteyen diğer yerli telekom firmalarına satarken uyguladığı fiyatlar pahalı. Alt şirket TTNET ise müşterilerin % 85’ine sahip.
2- Müşteri TTnet’te olduğu için içerikleri barındıran hosting firmalarının, müşterilere ulaşmak için Türk Telekom’dan hat alması lazım.
3- Aldıkları hat fiyatları pahalı olduğu için Türk hosting fiyatları pahalı. Hem hosting firmaları gelişemiyor, hem içerikçiler. Üstelik Türk Telekom’a yarayıp yaramadığı da tartışılır.
4- Hosting fiyatları pahalı olduğu için pek çok içerikçi, içeriklerini yurtdışında tutuyor. Mesela Hollanda’daki Lease Web, pahalı fiyatlar nedeniyle Türkiye’den kaçan pek çok Türk sitesini host eder.
5- Bu içeriklere ulaşmak isteyen çok fazla Türk müşteri olduğu için, Hollanda’ya doğru hatlar dolu olabiliyor.
6- Türk Telekom oraya giden trafiği rahatlatmak için 4-5 yıl önce firmadan 60 GB hat almış durumda.
7- Yani Türk Telekom kendi yarattığı fiyatlar sonucunda zenginleşen Hollandalı firmaya, kendi kaçırdığı içeriklere Türk kullanıcılar ulaşsın diye bir de üste para ödüyor.
8- Bu arada BTK ne yapıyor derseniz; cevabı şu 2010 yazısında bile görebilirsiniz :

“.
Türkiye, Balkanlar ve Avrupa, Kafkaslar ve de Orta Doğu arasında doğal bir kavşak ve neden bir internet kavşağı da olmasın? Stratejisizliğimizin en önemli delillerinden birisi olan bu yokluk, Türk Telekom dışı firmalar tarafından defalarca oluşturulmaya çalışıldı. Ama her seferinde oluşturulan altyapı anlamsız hale geldi. çünkü trafiğin % 85-90′ını taşıyan Türk Telekom dahil olmadığı sürece bu inisiyatif anlamlı hale gelemiyor. Buna karşılık Türk Telekom bu tür bir kavşağa girdiğinde, diğer firmalardan alacağı gelir yok olacağı için buna girmekten kaçınıyor.
Oysa, bu tür bir trafik değişim noktası, Avrupa’dan Uzak Doğu, çin ve Hindistan’a gidişte, tersten gelen denizaltı kablolarının yerini tutabilir.
LINX yani Londra Trafik Exchange Point örneğinde görüleceği üzere, bu kavşak noktaları zaman içinde ülkeye para kazandıran bir yapı haline de geliyor. Mesela LINX, 5 yerel firma ile 1995′de kurulduğu halde, bugün 400 kadar telekom firmasının para ödeyerek ABD’ye gittiği bir kavşak halinde.
Yani Türk Telekom para kaybetmesin diye, kavşak kurulamıyor. Yabancı firmalardan kazanılabilecek paralar kazanılamıyor.
üstelik bu tür bir kavşak noktasının dinleme alanında ülkemizi avantajlı hale getirmesi de mümkünken. Ama belki de artık fırsat kaçmıştır.
Ya da belki kaçmamıştır. Eğer Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı ya da BTK, “Türkiye’ye yararlı bir çözüm geliştirmek” istiyorsa, artık Türk Telekom’un bu yapıya girmesini zorlamalıdır. Ama 17 yıllık tecrübeye bakarak söyleyelim; bunu yapacaklarını hiç sanmıyoruz.
Telekom Stratejisi mi? Stratejisizliği mi?
Şimdi “telekom stratejimiz” ya da “stratejisizliğimiz” konusunda da yorum yapalım. önce kısa bir özet;
özelleştirilen eski telekom tekellerinin durumlarından memnun olmadığı yıllarda, Avrupa’daki yerel telekom pazarları büyük oranda serbestleştiler. Buna karşılık sektörün en önemli özelliği “sürekli yatırım” konusunda, eski telekom devleri ayak sürüdüler. çünkü onlar eskiden bu yana gelen para güçleri ile yatırım yaparlarsa, yeni telekom şirketleri bu yatırımlardan “paylaşım” nedeniyle yararlanabiliyorlardı.
Ama Avrupa’da 2008′de başlayan ekonomik kriz döneminde, eski telekom tekellerinin eli kuvvetlendi. Ekonominin devamlılığı açısından yatırım yapmaları gerektiğini ama kendilerine paylaşım muafiyeti verilmediği sürece yatırım yapmayacaklarını yüksek sesle söylediler. Bir nevi şantaj yaptılar. Bu meydan okumanın paralelinde finansçılar da, politikacılara dediler ki; “Avrupa’yı ekonomik krizden ancak telekom firmalarının önünü açarak çıkabilirsiniz”. öyle de oldu.
Yanlış anlaşılma olmasın, Avrupa’da yatırım yapmak isteyen diğer küçük-büyük tüm firmaların da önü açık. Burada anlatılan imtiyaz sahibi olan eski telekom tekellerinin, orada ya da burada davranış tarzlarının aynı olduğu ve şebekeyi paylaşmamak için her yola başvurmakta olduklarıdır.
ülkemize dönersek, teğet geçen ekonomik kriz nedeniyle değil, 2004-2005′lerden beri Türkiye’de Türk Telekom’un önü açık oldu. Bunu bazı toplantılarda “adamlar o kadar para verdiler. Biraz para kazanmaları için önlerini açtık” diye ifade eden kurul üyeleri de oldu. Sonuçta 10 yıldır özelleşmiş ve serbestleşmiş gibi yapan bir telekom sektörümüz var ama hala şebekenin de, dolayısıyla müşterilerin de, % 90 civarını tek bir firma elinde tutuyor. Şimdi şu tek şebeke olayına yakından bakalım.
ülkeye Tek Şebeke Stratejisi Doğru mu?
Dediğimiz gibi, AKP hükümeti 2004’de başlayan serbestleşme ve 2005’de başlayan özelleştirmeye rağmen, şu ya da bu nedenle Türk Telekom’u tekel ve giderek de “tek şebeke” halinde tutmaya özen gösteriyor.
Ama BTK’dakiler ya da Ulaştırma, Denizcilik, Haberleşme Bakanlığındakiler ya da Tüm hükümetin “hiç anlayamadığı” düşündüğümüz bir husus var. O da tek şebeke bizi korumaz, aksine riski arttırır.
Tek şebeke stratejisi neden doğru değil? Bir de buna kısaca bakalım…
1- Tek network, ülkenin haberleşme güvenliği açısından büyük bir risk anlamına geliyor Aynen radyolar çeşitlendi, asker darbe yapamıyor esprisindeki gibi bir durumdan bahsediyoruz.
2- Ama daha kötüsü, tek şebeke ile birlikte, ülkemizdeki “telekom uzmanlığı” da gelişemez oluyor. Son 10 yılda kapanan telekom firmasının, boşa giden paraların ve harcanan insan gücümüzün haddi hesabı yok. Oysa rekabet içindeki bir sektörde, uzmanlık da gelişiyor. Malum “bir elin nesi var, 2 elin sesi var” hesabı.
3- Tek şebeke, hemen hemen 1 ya da 2 yabancı üretici firmadan alışveriş ediyor. Bu hem bizi bu 1-2 firmaya ve o firmaların ülkelerine karşı bağımlı kılıyor. Hem de ülke içindeki cihaz sektörünün gelişmesini engelliyor. Büyük firmalar büyük üreticilerden alışveriş eder. Küçük firmalar ise, ülkede bazı parçaların üretilmesini ve onların da giderek sofistike hale gelmesinin yolunu açabilir. Ama bu yol da kapanıyor.
Birden Fazla Şebeke İsraf Mıdır?
Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığında, bazı danışman kişilerin son zamanlarda “birden fazla şebeke israftır” türü yorumlar yaptığını öğrendik.
Burada yanlış yorumlanan husus şu; Türk Telekom’un özelleşmesi sırasında, bilebildiğimiz kadarıyla altyapı satılmadı!! Onun yerine bu altyapıyı kullanma imtiyazı verildi. Bu hareketin nedeni, 150 yıla uzanan bir süre boyunca kurulan şebekenin, yeniden kurulmasının zorluğu ve zaman alacağı idi. Oysa serbestleşen sektördeki diğer firmaların da bu networkden eşit koşullarda faydalanabilmeleri hedefleniyordu. Yani aynı yapının kurulması zaman alacağı için “paylaşım şartıyla” birlikte, bu tek şebekenin imtiyazı verildi.
Ama bu, “bugünden sonra başka şebeke kurulamaz”, “kurulmamalı” filan anlamına gelmez. Aksine yatırım yapılması, ülkemizin telekom sektörünün gelişmesi, yeni iş alanları, yeni elemanlar anlamına gelir.
Zaten tek şirket bile, aynı noktaya birden fazla kablo çekebiliyor. Onun bile tek şebekesi olmayabiliyor.
Daha da ötesi, en başta “rekabet” nedeniyle “israf” anlamına gelmez. çünkü bu tek şebekenin geçmişte nasıl kurulduğu ortadayken (yani 7 mmlik bakır boru yerine 3 mmlik borular çekildiğini, bugün o boruların gittiği evdeki insanların satılan ADSL kapasitelerine ulaşılamayınca anladık), yer yer kalitesizliği ortadayken, hala tek network diye ısrar etmek, olsa olsa bu ülkeye kötülük olabilir.
Eğer bir firma, “ben yatırımımı yapacağım” diye ortaya çıkıyorsa, neden ve niçin tutuyorsunuz onu? 135 milyona yapılan Başakşehir Stadyumu çok mu tasarruflu yapıldı da, ülkenin can damarı olan haberleşme altyapısından tasarruf ediyor olacağız?
Ondan sonra ; “bizi şöyle mi dinlediler, böyle mi dinlediler”. . Evet, çoklu şebekenin bir yararı da, dinlemenin zorlaştırılması olacaktır.
Başka Dinleme Yöntemleri
Şimdi en başa dönelim; çünkü dinleme konusunda bir kaç noktaya dikkat çekelim istiyoruz.
Dinleme konusu çok sayıda teknoloji ile yapılabiliyor. Hepsini bilemeyiz ya da burada veremeyiz ama bazılarını hatırlatalım. çünkü dinlemeler sadece ülke güvenliği için değil, artık şirket güvenliği için de dikkat edilmesi gereken boyutta. Telekom uzmanlarının uyardığı bazı konular şöyle:
1- Sahte Baz istasyonları
Sahte baz istasyonları ile ilgili yazılar yurtdışında bol miktarda var. Burada sahte dediğimiz konu, baz istasyonunun kendisi değil, kendilerini gösterdikleri firmalar. Yabancı istihbarat örgütlerinin dinleme yapmaları için cihazları gizleyebilecekleri ve istedikleri binalara yakınlaşabilecekleri en önemli araç bu mobil baz istasyonları. Bunu söylerken sadece askeri olanlardan bahsetmiyoruz. Endüstri casusluğundan da bahsediyoruz. (Bu konuda şu makaleyi okumak isteyebilirsiniz :

)
3- TV Cihazları, Bilgisayar Kameraları, Cep Telefonları
Yeni nesil cihazların tamamında bildiğimiz ya da bilmediğimiz özellikler var. LG TV’lardaki kameraların firmanın kendisine bilgi aktardığını daha önce yayınlamıştık. (Bkz :

Bilgisayar kameralarının uzaktan harekete geçirilebildiği de bilinen bir güvenlik zaafı.
Geçtiğimiz günlerde hackerlar bir cep telefonlarındaki jiroskop cihazının da mikrofon haline dönüştürebildiğini gösterdiler. (Bkz :

)
5- MITM Yöntemi ve de Koynumuzda Yılan mı Besliyoruz?
Son zamanlarda, dünyada acayip trafik şişmeleri oluyor. Yani bir yerlerden gelen trafiğin, başka bir yerlere yönlendirilmesi olabilir diyenler var. Buna benzer bir yeni olayı mart ayında yayınlamıştık. Man In The Middle (MITM) yani “ortadaki adam” saldırısı olabilir deniliyor. Yani belki bizzat devlet, ya da başka birileri, başka bir devlet, trafiği elinden geçiriyor gibi gözüken durumlar oluyor. (Bkz :

Biz de ise Dışişleri ya da diğer bakanlıkların mimarilerine bakın, hepsi düz bir bina halinde. . İlginç değil mi? Anlaşılan bunun bile farkında değiliz henüz!!!
1
http://t24.com. tr/yazarlar/fusun-sarp-nebil/spiegelin-dinleme-haberleri-bizi-bozmaz-dinlemeler-ve-tib-uzerine-dusunceler,10081
2