BÜLENT FALAKAOĞLU: ‘ULUSAL GÜVENLİK’ YOLU YOLSUZLUĞU YOL EDER. (31. 07. 2014)

251

Ortalık yine toz duman.
Hükümetin işaretiyle, bir dönemin ‘etkili’ polis ve amirleri (Cemaatçi) tutuklandı.
Dün yere göğe sığdıramadıklarını, şimdi yerin dibine batırma yarışına girdi hükümet yandaşları.
Cemaat hiç de geleneklerine uymayan bir şekilde sivil itaatsizlik eylemlerine imza attı; çağlayan Adliyesinde oturma eylemi yaptılar. Vatan Caddesi’nde Emniyet Müdürlüğü binasının karşısında toplandılar vs.

çokça yazıldı çizildi. Geçmişte bir birlerinden pek haz etmeyen iki hareket (Cemaat-Milli Görüş) sonradan güçlü bir ittifak kurmuştu. özellikle Yaşar Büyükanıt’ın 27 Nisan e-muhtırası ve ardından AKP’ye gelen kapatma davası sonrası. . .
Bu iş birliği (AKP’nin dershanelere, Cemaatin de MİT’e yönelik operasyonu örneklerinde açığa çıkan güç çatışmalarına. . . Gezi halk direnişinin büyüttüğü çatlağa. . . Ve başkaca verilere rağmen) aslında devam edecekti. Eğer ki, 17 Aralık operasyonu ve takip eden olaylar olmasa, bakanlar hakkında fezlekeler hazırlanmasa, rezillikler ortaya saçılmasa. . .
Açıktır ki, hükümet ve cemaat arasındaki ilişkinin tamamen tersine dönmesinin miladı 17 ve 25 Aralık 2013 tarihleridir.

Bu nedenle, ne hükümetin Cemaat ile ortak geçmişleri hakkındaki, “çok safmışız, bizi kandırmışlar” sözleri inandırıcı olabilir. Ne de, “Yaptığımız her şeyden, attığımız her adımdan Başbakanın haberi vardı” iddiası Cemaat’i masum bir yapıya dönüştürebilir.
özetle; geçmişe ait günahların tümü ortak ve hükümet de, Cemaat de ‘Sütten çıkmış ak kaşık’ değil!

Tüm bunlar, iki taraftan (Cemaat-AKP) birinin yandaşı olmayanlarca çokça dile getirildi. Söz konusu dile getirmeler karşısında, hükümet yandaşlarından, bodoslama, ateşli taraftar gibi değil de ‘aklıselim’ gözükmeye gayret edenler, serin kanlı tezler öne sürmeye başladı.
TEZLERİN öNE çIKARDIĞI İKİ SORU
Söz konusu serin kanlı tezin köşe taşları şöyle sıralanabilir:
1- Milli Eğitim Bakanlığından valiliklere, daire başkanlığından müsteşarlıklara, askeri okullardan polis akademisine kadar pek çok noktada asıl kontrol Cemaatteydi.
2- Başbakan nezdinde pozisyon almak için kumpas kurma, sahte delil üretip, tüm rakipleri yok etme eylemlerinde bulunan Cemaat, dini bir hareket gibi değil devlet iktidarının güçlü ortağı gibi hareket ediyordu.
3- 17 ve 25 Aralık süreci ülkenin bir kabustan uyanmasına vesile oldu.

4- Yine de suçlu Gülen hareketi değil, ‘Hareket’in içine sızan, ‘Hareket’e tuzak kuran, yönlendiren hatta rehin alan cuntadır asıl suçlu!
5- Mesele Erdoğan-Gülen meselesi değil, ulusal güvenlik meselesi!
6- Yolsuzlukların üzeri örtülmüyor. Yargı süreci sürdürülüyor.
önce şunu soralım: ‘Hükümet gerçekten casuslukları teşhir edecek, arkasındaki uluslararası istihbarat güçlerini deşifre edecek’ diye bir beklentisi olan var mı?

Gazetemiz Evrensel’in 24 Temmuz tarihli baş yazısından bir alıntıyla kendi cevabımızı verelim: “Zaten hükümetin de açılacak bu davalardan ‘Hukuksal sonuç alma’ gibi bir amacının olduğu söylenemez. Tersine hükümet, gözaltılar ve muhtemel tutuklamalarla, öncelikle cumhurbaşkanlığı seçimi için yandaşları üstünde bir moral ve motivasyon yaratmayı, sonra da emniyet ve yargıdaki AKP kadrolaşması için yol temizliği yapmayı amaçlıyor. “*

Tam da bu noktada iki gündem öne çıkıyor.
1- AKP kendine yol açarken neyi tesis ediyor? Tabi ki inşa ettiği yapı, demokrasiden, ülkenin işçisinden emekçisinden ne götürüyor?
2- Yolsuzluk dosyasını nasıl bir son bekliyor?
Birincisinden başlayalım!
‘çETELERLE SAVAŞ’IN KABUL EDİLEMEZ BEDELİ
Yargıda yaşananları şöyle bir hatırlayalım.
* önce Adalet Bakanlığı istedi Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) üyeleri değiştirildi. . .

* Sonra değişen 1. Daire, olağanüstü bir kararname çıkardı, 17 ve 25 Aralık soruşturmalarını yürütenler dahil 20’ye yakın hakim ve savcıyı başka yerlere atadı.
* Ardından, Savcının emrinde soruşturma yürüten polislerin soruşturmalar hakkında emniyet müdürlerine yani hükümete bilgi vermeleri zorunluluğu getirildi!

* Bütün yönetmelikler çiğnenerek, iktidarın rahatsız olduğu bütün soruşturmalarla ilgili savcı ve hakimler “paralel” suçlamasıyla darmadağın edildi.
* Ardından bir atak daha yapıldı. 1. Daire bütün Türkiye’deki soruşturmaları yönetmek üzere sulh ceza hakimleri atadı.

* İstanbul’a atanan 6 sulh hakiminden üçü, yolsuzluk soruşturmalarında bütün sanıkları tahliye eden hakimler çıktı! Soruşturmalarda en kritik kararları verecek olan ‘sulh hakimleri’nin tahliyeci hakimler çıkması ne tesadüf değil mi(!)
Sulh ceza mahkemeleri ‘özel yetkili’ mahkemeler, hakimleri de ‘özel hakimler’ haline getirildiğine göre. . . Geçmişte, büyük demokratikleşme nutukları atılarak tasfiye edilen DGM’lerden, özel yetkili mahkemelerden çektiklerimizin (Sanırım burada o mahkemelerin verdiği, hukuk ve demokrasi cinayeti kararları hatırlatmama gerek yok) aynısını çekmeyecek miyiz?
Hükümet, bir torba yasa ile Yargıtayın yapısını değiştirdi. Bunun için Yargıtayda Divan seçimleri yapıldı, hükümet listesi kaybetti. Şimdi hükümetin sonbaharda, Yargıtaya yeni üyeler atayacağı söyleniyor.

Yargıtay da AKP’lileşirse. . .
Sorarım o ülkede keyfi grev yasakları katmerleşerek sürmez mi?

Dikkat! AKP, twitter, YouTube, çED raporu gibi konularda ‘yürütmeyi durdurma’ kararı veren idari yargı hakimlerini de tayin (sürgün) etti.
AKP yargıdaki hedefini nihayete erdirirse. . . Yargıdan, çevrecilerin lehine bir karar çıkar mı? Sosyal medya özgür olabilir mi? AKP’nin istediği sonuçları çıkartmayan mahkeme heyeti, görevine devam edebilir mi?
Daha uzatılabilecek soruların hiçbirine olumlu cevap verebilmek mümkün değil.
Sonuç: AKP diktası.

öyleyse demokrasi derdi olanların sorması gereken şudur: Hükümetin, devleti çetelerden arındırmasının bedeli AKP diktasına razı olmak olabilir mi?

* AKP’de özgül ağırlığı olan Bülent Arınç’ın, “özür dilesinler gereğine bakarız. Nedamet etsinler kurtulsunlar” sözü AKP’nin derdinin çeteden hesap sormak olmadığını açıkça göstermiyor mu? Yoksa koca bir çete, bir özürle yırtabilir mi?
ENSEMİZDE BOZA Hİç EKSİK OLMAYACAK
Başbakan Erdoğan TİB’i yok edecek, dinlemelerin merkezini MİT yapacak. TİB çok mu hayırlıydı? Elbet de değil. Ama yapılmak istenenin çok açık bir şekilde istihbarat devleti oluşturulmak olduğu açık.
Başbakan istihbarat örgütü marifetiyle her şeyi kontrol altında tutabileceği bir düzen tesis etmesi de hiç ama hiç hayırlı değil. İş, AKP’li olmayan herkesi vatan haini görmeye kadar gider.
Ensemizde pişen boza hiç eksik olmaz. Bu durum yargıdaki düzenlemelerle birlikte düşünüldüğünde çıkan özet şudur: ‘Güvenlik meselesi’ denilerek girilen bu yol; yolsuzluğa da, sivil diktaya yol olur yol!

ORDA Bİ DUR!
İkinci önemli soru: “Yolsuzluk dosyasını nasıl bir son bekliyor?”
Hükümet savunucularına göre ulusal güvenlik öncelik. Yolsuzluk ikinci sırada. Meclis ve yargı onunla ilgilenecekmiş.

O dosyalar İnternet’ten kaldırılmasına, yayını yasaklanmasına rağmen Hükümet Sözcüsü Hüseyin çelik dedi ki. . . “Süreci tıkama amacımız yok. O fezlekelerde bizi rahatsız edecek bir şey de yok. İçeriğini görmeyen varsa, gelsin İnternet’ten göstereyim. “
Orada bir durun!
Hatırlatalım! Haftalarca “Savcılık fezlekesi Meclise mi yoksa Adalet Bakanlığına mı gelecek” tartışması sürdürüldü.

Fezlekeler iki kurum arasında pinpon topuna dönerken, 32 klasör 14’e kadar düştü.
Söz konusu erime, “Endişelenmeyin özü duruyor gereksiz ayrıntılar ayıklandı” şeklinde açıklandı.
Şubatta Meclise varan dosyalar 5 Mayıs’ta ancak görüşüldü. İktidar partisi üye bildirimini tam 65 gün beklettiği için komisyonun kuruluşu temmuzu buldu.

O da ne, AKP’li Komisyon Başkanı Hakkı Köylü, fezlekeleri savcılığa geri gönderdiğini açıkladı.

Oysa göndermesine gerek yoktu. Geçmişte Tansu çiller ve Mesut Yılmaz hakkındaki soruşturmalar Mecliste karşılıklı aklamayla sonuçlanmıştı. Hükümet de kendini Mecliste çoğunluğuna dayanarak pekala aklayabilirdi.
Fakat Meclisteki görüşmeler AKP’yi korkuttu. Zafer çağlayan “700 bin liralık saatin faturası ben de” dedi, fos çıktı.

Muammer Güler’in, oğlunun evinde çıkan milyon dolarlara ilişkin söylemler kimseyi tatmin etmedi. Erdoğan Bayraktar’ın suskunluğu insanları daha da pirelendirdi.
Fezlekeleri kamuoyundan kaçırmak kaçınılmaz oldu.
Fezlekeler, ‘Dizini yok’ denilerek, savcılığa gönderildi. Oysa fezleke dizini hazırdı. Ancak AKP’nin görevlendirildiği yeni savcılar klasör sayısını 14’e indirirken, yeni dosyaya dizi pusulasını eklenmemişlerdi.
Sonra soruşturma komisyonundan milletvekilleri, yetkileri olduğu, kendileri de artık birer savcı durumunda oldukları gerekçesi ile. . . Savcıdan dosyaları istediler. Aldıkları ‘ret’ cevabı kimseyi şaşırtmadı.

Savcılık yetkisi kullanan milletvekillerinin bile dosyaya ulaşamadığı durum yaşananlarla birleştirildiğinde, işin sıfırlanmaya doğru gittiği sonucu çıkmıyor mu?

BURAM BURAM YOLSUZLUK KOKUYOR!
Yaşananlardan sonra. . . “Yolsuzluk soruşturması değil, darbe girişimi var. . . İyi de, bırakın o zaman fezleke Meclis Komisyonunda okunsun, deliller sahte mi, gerçek mi ortaya çıksın!” demenin bir anlamı yok sanırım.
önceden şunu peşinen söyleyebiliriz: O fezlekelerde büyük bir vurgunun kanıtları, tanıkları, belgeleri var. Dünyaca aranan adamla ileri ticari ilişkiler de var. Var da var.

Mesela biliyoruz ki. . . Hırsızların, kara para aklayıcılarının, rüşvete bulaşanların kullandığı bir
yöntemi fezleke de adı geçenler kullanmış.

25 tane GSM hattı almışlar. Her birine 1, 2, 3 diye numaralar vermişler. örneğin 10’dan
görüşelim” denildiğinde hangi numara olduğu biliniyor. Sinyal vermesin diye sim kartı takılmayan, cihazın numarası gözükmesin diye pili çıkarılmış 10 numaralı telefon çıkıyor ve o telefonla görüşme yapılıyor.
Dikkat bu yöntem, MİT ajanı ile hükümet arasındaki görüşmelerde değil. . . 300 bin İsviçre frankı değerinde saat hediyesi alınan kişi ile yapılan görüşmelerde. . . Rüşvet içeren konuşmaların geçtiği görüşmelerde kullanılıyor.

Mesela yine hatırlayalım. . . Başbakanın oğluyla yaptığı iddia edilen. . . ‘Montaj’ dediği ‘Evdeki paraları sıfırlayın”
konuşmasının ardından 27 Aralık’ta. . . Şehrizar Konaklarından 6 adet villayı başbakanın aile avukatının satın alması nasıl bir tesadüftür.

Para da az buz değil hani! Avukatın hesabına 14 trilyon yatıyor o da gidiyor villayı satın alıyor. Buram buram burnunuza pis kokular gelmiyor mu? Geliyor gelmesine de. . . Suçluların yargılanması halkın bastırmasına bağlı.

31. 07. 2014 – EVRENSEL