ASLI AYDIN: ERDOĞAN KENDİ SİLUETİYLE KAVGA EDİYOR (29. 05. 2014)

204

Erdoğan, kürsüden bu kez Merkez Bankası’na kızıyor ‘ABD’de faiz oranı ne? %1, Japonya’da eksi. Onlar bunu bu şekilde yapıyor da siz niye bunu düşüremiyorsunuz?” diye MB’na ayar veriyor.
Türkiye’de bugün Erdoğan ekonomideki kimyası bozuk büyümeyi bir pazarlama aracı olarak sunabiliyorsa bunu faize borçlu. Türkiye’nin yükselen bir piyasa ekonomisi olarak ayırt edici özelliği AKP dönemi boyunca yüksek faiz oldu, spekülatif kazancı büyüttüğü oranda küresel sermayeden pay kapabildi.
Bu sayede, Marmaray gibi altyapı projelerini yapabildi ve bu sayede 3. Köprü, 3. Havalimanı gibi projelerini tamamlayabilecek.
Bu sayede, bugün ölüm yuvalarına dönüşmüş, sömürünün katmerlendiği, o çok övündüğü büyümenin de atardamarlarından biri olan inşaat sektörü iş yapabildi. Kentsel dönüşüm ve TOKİ A. Ş sayesinde müteahhitler palazlanabildi, siyasi rant çoğaltılabildi.
Her alanı piyasalaştıran ve önünde ne varsa metalaştırarak bedel biçen iktidar, kuşkusuz biçtiği bu değerleri dışa bağımlı ekonomide ancak döviz üzerinden belirleyebiliyor ve kur yüksek faiz sayesinde düşük kalabiliyor. Reel üretim büyük oranda tahrip edildiği için yeni rant odaklı yatırımlara borç gerekiyor ve bu borcu veren döviz üzerinden kredi açıyor. Ülke kaynakları büyük oranda peşkeş çekildiği için ülkenin özgücüyle yapabileceği üretim, dışarıdan ithal edilen girdilerle ancak taşeron üretim şeklinde gerçekleşebiliyor. Girdiler ise ancak döviz üzerinden sağlayabiliyor.
İyi polis-kötü polis
Şimdi böyle bir döngüde faiz konusunda paranın başında oturan MB ile Erdoğan arasında gerçek bir çatışmadan öte, iyi polis-kötü polis ortaoyunu perdelendiği açık.
Küresel faiz oranları gerilediği oranda faizleri esnetebilme olanağından yararlanarak Erdoğan “ben indirttim” havasına bürünüyor. Oysa MB Başkanı ağzından baklayı ne güzel çıkarıyor:
‘Kredi istikrarı için yurtiçi faizler, küresel diğer faizlerden yüksek olmalı’.
Daha fazla kar için işçinin yaşamını yok sayanlar, faiz için hayıflanamaz!
Türkiye’de sadece 2013 yılında hayatını kaybeden işçi sayısının 1200’ün üzerinde olduğu ve bir önceki yılın da yüzde 70 üzerinde olduğu hesaplanıyor. İş cinayetlerinin en sık rastlandığı maden, santral ve inşaat gibi meslekler istihdamın önemli bir bölümünü oluşturuyor. İnşaat büyük bir rant sofrası üzeriden yükselirken, bilhassa enerji sektörü ucuz emek deposunun en yoğun kullanıldığı yer olarak karşımıza çıkıyor. Resmi rakamlara göre yaklaşık 2 milyon işçi bu sektörlerde istihdam ediliyor. Kaldı ki taşeronlaşmanın hangi boyutlara ulaştığının acı bir kanıtı olan Soma’da görüldüğü gibi sigortasız, her türlü haktan mahrum çalıştırılan ve sayıları 9 milyona yakın olan kayıt dışı işçilerin de yoğunluklu olarak istihdam edildiği yerlerden biri yine bu sektörler.
Velhasıl, Türkiye küresel kapitalizmin uluslararası iş bölümü içerisinde ucuz emek deposu ve rant merkezi konumunda. Yüksek faiz, düşük kur denkleminde AKP döneminde bu konumu üzerinden dışarıdan sermaye çekebildi. Dışarıdan gelen yatırımcı sermaye de, düşük döviz kuru kovalayan yerli sermaye de emek maliyetlerinin en ucuz olduğu, rantiyesi en yüksek alanlara yatırım yaptı.
Denetimsiz, güvencesiz, yaşamın ve alın terinin üç kuruş değer görmediği bu yapının üzerinden nemalanan iktidar+sermaye çevreleri, İşte böylece bugüne kadar 140 dolardan 24 dolara düşürülen maliyetlerin başarı öykülerini yazıp durdular.
Şimdi Erdoğan bu döngü içerisinde, bugüne kadar bu yapının beslendiği faizleri hedef alıyor. Bu Gezi sonrası faizleri “lobi” diye dış mihraklara bağlaması kadar hayalperest elbette. Lakin illa bir lobi tanımı yapılmak isteniyorsa, gerçek lobi bu yapı üzerinden yükselen cinayet şebekesine dönüşen sömürü lobisinin kendisidir. Bu lobiyi yöneten de bellidir.
29. 05. 2014 – BİRGÜN