HAYRİ KOZANOĞLU: TÜM DÜNYANIN MADENCİLERİ BİRLEŞİN (20. 05. 2014)

221

İçimizde nasıl Soma’nın acısı varsa, karşımızda da tekmeleriyle, tokatlarıyla, ırkçı küfürleriyle bir zalimler ordusu var. Melih Pekdemir’in cuk oturan ifadesiyle ZŞ’nin (Zalim Şahıs) yanında kendisi kadar zalim bir ZŞ (Zalimler Şurekası) bulunuyor. Haziran yaklaşırken işimiz ne kadar zorsa, öfkemiz de bir o kadar katmerli.
Dün BirGün’de madenci ücretlerinin ayda net 1070 TL’yle ortalama işçi ücretlerinin bile yüzde 25 gerisinde gerçekleştiği ayrıntılarıyla ortaya kondu. Halbuki Soma Holding Yönetim Kurulu Başkanı Alp Gürkan’ın sırf huzur hakkı ayda 35 bin TL’yi buluyormuş. Bu tip ödemeler, yani Alp Gürkan’ın, Yiğit Bulut’un, Sümeyye Erdoğan’ın cebine (kasasına) girenler emek geliri olarak tasnif ediliyor. Tüm CEO, bankacı, borsacı primleri bu çerçevede değerlendiriliyor ve karları düşük, ücretleri yüksek, gelir dağılımını daha az adaletsiz gösteriyor. Bu nedenle küresel krizden bu yana toplumsal muhalefet, gelir ve servet dağılımı üzerinde yoğunlaşıyor, bu kategorileri masaya yatırıyor.
Sözcü gazetesinde yazılarına başlayan değerli arkadaşımız Mustafa Sönmez, “Değer mi kardeşim?” diye söylenmekten kendini alamıyordu… Değer mi 3 milyon dolarlık kömür için bu acıyı çekmek? 1 milyar dolarlık kömür ithalatını zaten yapıyorsun her yıl; üretme, 3 milyar dolarlık kömürü ithal et…
Risklidir, çilelidir diye böyle bir tercihi de olabilirdi Türkiye’nin. 55 bin kömür işçisi, her gün ölümle randevulaşma yerine, gitsin başka yerde çalışsın da diyebilirdik. (Sözcü 17 Mayıs 2014)
İlginç bir rastlantı, Monthly Review’un Mayıs 2014 sayısında Hans Baer de, “Avustralya Kömürü: Yerde kalsa daha mı iyi olur?” başlıklı bir makale kaleme alıyordu. Avustralya 23 milyon nüfuslu bir ülke. Dünyanın ABD (yüzde 31), Rusya (yüzde 21), çin (yüzde 13), Hindistan (yüzde 8) ve Güney Afrika’dan (yüzde 7) sonra altıncı büyük kömür üreticisi. Üstelik yakın tarihlerde kayda değer bir maden kazası da yaşanmamış.
Avustralya ekonomisi sırf taş kömürü ihracatından 2012 yılında 41. 5 milyar dolar gelir sağlamış. Diğer bir ifadeyle kişi başına taş kömürü ihracatı 1800 dolar, üretimi 2500 dolar civarında. Türkiye’de ise kişi başına kömür üretimini nüfusa oranlayınca sadece 40 dolar rakamına ulaşılıyor.
Avustralya taş kömürü üretiminin dörtte üçünü ihraç ederken, dörtte birini de tüketimde kullanıyor. Hepsini iç tüketime ayırdığı linyit ise taş kömürünün dörte biri kadar üretiliyor. Tüm sektörde istihdam edilen işçi sayısı ise sadece 49 bin kişi.
Peki o zaman Hans Baer’in itirazı nereye? çünkü sera gazı emisyonlarının yüzde 34’ü elektrik santrallerinde ve çelik, çimento imalatında kömür kullanımından kaynaklanıyor. Ayrıca üretim sırasında doğaya yayılan metan gazının çevreyi kirletici etkisi de söz konusu. Kömürün taşınması ve depolanmasından da ekolojik denge bozuluyor. Avustralya’da ekolojistlerin itirazları fantezi demek istemiyoruz. Oralarda da neoliberal tasarım geçerli,esnek emek politikalarıyla işçi şınıfının geriletilmesi gündemde. Ne var ki onlar Rio Tinto,Glencore Xstrata gibi uluslarüstü şirketlere karşı 21. Yüzyı’lın sömürü koşulları zemininde mücadele ederken, Soma’da Kozlu’da 19. yüzyıl’ın köhne ortamında üretim yapılıyor.
Türkiye gibi maden kazalarının en yoğun olduğu ülkelerden biri Ukrayna. Kömürün yörenin tüm ekonomisini ve kültürünü şekillendirdiği Donetsk’te 200 bin civarında emekçi kömür ocaklarında ter döküyor. Donbas da denilen kömür havzası nüfusun yüzde 10’unu barındırırken, ihracatın yüzde 25’ini gerçekleştiriyor. İşte Ukrayna’daki ABD-AB destekli darbeye Doğu Ukrayna’da en sert tepki gösterenlerin başında turuncu tulumlu, baretli Donetsk madencileri vardı. Madencilerin yerin altından kolay çıkmadığı, hemen dolduruşa gelmediği, ama bir de ayağa kalkarlarsa kolay durulmadıkları söylenir. Bu kez de böyle oldu, yönetim binalarına, “halk cumhuriyeti” tabelalarını asanların ön saflarında madenciler bulunuyordu.
Bir ülkenin daha fazla katma değer yaratan bölgelerinin bunu paylaşmaya yanaşmayıp, ayrılık talep etmelerine elbet sahip çıkılamaz. Gelgelelim Ukrayna’yı etnik, dil, bölge temelinde bölmekten çekinmeyen, Batı’yı AB’ye bağlamayı planlarken, Doğu’yu gözden çıkartanlar bu durumun başlıca sorumlularıdır. Zaten sağduyulu madenciler de Rusya ile birleşmeleri halinde sektörün ayakta kalamayacağından endişeliler ve böyle bir talepte bulunmuyorlar. Ama Bandera özentisi faşistlerin gölgesinde de yaşamak istemiyorlar, isyanlarında kararlılar. Belki daha da önemlisi, madenci isyanının sınıfsal boyutunun görülmek istenmemesi, IMF’nin ücretleri dondurmayı,temel ihtiyaç maddelerine ciddi zamlar yapmayı öngören acı reçetesine en sert tepkiyi koyanların madenciler olduğunun gözardı edilmesidir.
Tarih bize, sayıları her zaman kalabalık olmasa da, madencilerin azimleri, kararlılıkları, direniş ruhları ile her zaman emekçi sınıfın öncülüğünü yapmayı başardıklarını hatırlatıyor. 1991’de Zonguldak’tan Ankara’ya Büyük Madenciler Yürüyüşü’nü gerçekleştiren, önce özal Hükümeti’ni sarsan, sonra da sonunu getiren yine onlardı.
Bugün de Soma’daki, Donbas’taki, Avusturalya’da Victoria, Queensland’taki,Güney Afrika’da uzun bir grevdeki madencilerin isyan ruhu ayakta. . . .
Bize de, “Tüm dünyanın madencileri birleşin, kaybedecek neyiniz var yaşamlarınızdan başka!” demek kalıyor.
20. 05. 2014 – BİRGÜN