ERKAN AYDOĞANOĞLU: TAŞERON İŞÇİYE KADRO YALANI (16.01.2014)

203

Hükümet, bir süredir taşeron çalışmanın kapsamı ve içeriğini yeniden düzenleyen bir düzenleme üzerinde çalışıyor. Yapılan çalışma ile özellikle kamuda çalışan taşeron işçilerin sosyal ve özlük hakları ile ilgili bazı konularda birtakım düzenlemeler yapılacağı iddia ediliyor.
Yapılması düşünülen düzenlemeyle hiç ilgisi olmadığı halde, taşeron çalışmayı yaygınlaştıracak, kadrolu çalışmayı neredeyse imkansız hale getirecek değişikliklerin, sermaye medyasında “600 taşeron işçiye kadro müjdesi” gibi baştan aşağıya yalan bilgiler eşliğinde yer alması dikkat çekici.
 Çalışma Bakanlığı, uzun süredir üzerinde çalıştığı taşeron çalışma düzenlemesi ile 4857 sayılı İş Kanunu’nun “İşletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenle uzmanlık gerektiren işler” olan 2. maddesini “Teknoloji veya uzmanlık gerektiren işler” olarak değiştirmek istiyor.
Burada amaç patronların kendi adlarına kadrolu işçi çalıştırmadan tüm işi taşerona yaptırmasının, asıl işlerin de taşerona verilebilmesinin önünü açmak. Başka bir ifade ile bugün başta karayolları ve hastaneler olmak üzere, pek çok iş kolunda fiilen hayata geçirilen ve yargıdan dönen bir uygulamayı yasal düzenleme yaparak kalıcı hale getirmeye çalışıyorlar.
Mevcut uygulamada asıl işi yaptığı iddiasıyla dava açıp kazanan bir taşeron işçisi, ilk işe başladığı tarihten itibaren asıl işçi gibi değerlendirilerek başta kıdem hakkı olmak üzere geçmişe dönük bütün haklarını alabiliyor. Bu durum hükümetin taşeron çalışmayla ilgili düzenleme yapmasındaki asıl amacın taşeron işçilerin yaşadığı sorunları çözmekten çok, açılan davalar sonucunda idarenin karşı karşıya kaldığı mali yük olduğunu gösteriyor.
Hükümet, basına “Taşeron işçilere kadro müjdesi” yalanıyla yansıyan düzenleme ile bir taraftan yıllardır taşeronda çalışan işçilerin birikmiş alacaklarının kamuya getireceği mali yükten kurtulmanın hesaplarını yaparken, diğer taraftan sadece kamuda çalışan işçilere yönelik birkaç iyileştirme ile işçilerin yaşadığı temel sorunların üzerini kapatmak istiyor.
İşçilerin mevcut yasal haklarının bile fiilen uygulanmadığı taşeron işçilere, yasal haklarının uygulanmasına yönelik düzenlemeleri bir iyileştirme olarak değerlendirmek mümkün değil. AKP Hükümetinin bugüne kadar işçiler lehine tek bir olumlu adım atmadığı dikkate alındığında, “taşeron işçilerin haklarını düzenliyoruz” bahanesiyle gündeme getirilen yeni bir düzenlemenin, taşeron çalışmayı kural haline getirerek daha da yaygınlaştırması ve yeni hak kayıplarına yol açması kaçınılmaz.
Son 12 yılda kamuda çalışan kadrolu işçi sayısını 350 binden 160 bine düşüren bir hükümetin, kamuda çalışan 600 bin taşeron işçisini kadroya alacağını iddia etmesi kadar saçma bir anlayış olamaz. Hükümetin yapmak istediği, yıllardır kamuda çalışan ve açtıkları davalarla haklılıkları mahkeme kararlarıyla tescil edilen taşeron işçileri kadroya almamak için formül aramaktan başka bir şey değil.
Türkiye’de uzun süredir hileli (muvazaalı) olarak asıl işin taşerona yaptırıldığı karayolları, hastaneler, üniversiteler gibi pek çok alanda açılmış ve kazanılmış davalar var. Özellikle karayollarında çalışan 8 bin işçinin kazandığı davalar idare tarafından fiilen uygulanmıyor. Normal koşullarda yargı kararlarının uygulanmaması suç olduğu halde, söz konusu olan işçiler olunca mahkeme duvarlarındaki “Adalet mülkün temelidir” anlayışının sınıfsal karakteri daha net görülüyor.
 “Taşeron işçilere kadro müjdesi” gibi kuyruklu yalan eşliğinde piyasaya sürülenler, yargı kararlarının etrafından dolanmaktan ve taşeron işçileri bir kez daha kendi kaderleri ile baş başa bırakmaktan başka bir anlam ifade etmiyor.

‘16.01.2014 – EVRENSEL