ÖZGÜR MÜFTÜOĞLU: BÜTÇE, ASGARİ ÜCRET VE GÖSTERMELİK DEMOKRASİ (13.12.2013)

209

Her yıl aralık ayı geldiğinde gündemde bütçe ve asgari ücret olur. Aslında her ikisi de ülkedeki demokrasinin düzeyi konusunda önemli göstergedir; özellikle de hazırlanış süreçleri itibariyle. Bütçe parlamentoda görüşülerek onaylanır; asgari ücret de hükümet, işveren ve işçi sendikalarından oluşan üçlü heyet tarafından görüşülerek kabul edilir.
İlk bakışta süreç gayet demokratik işlemektedir. Ülkenin bir yıllık gelir gider, borç alacak durumunu belirleyen bütçe farklı toplum kesimlerinin temsilcilerinden oluşan parlamentoda onaylanmaktadır. Çıkarları, ihtiyaçları, beklentileri farklı olan kesimlerin parlamentoda temsilcileri olduğunu düşündüğünüzde her şey en azından temsili demokrasiye uygundur.
Bir yıllık dönem içinde emekçilere verilebilecek en az ücret olan asgari ücretin belirlenmesinde de ücreti verecek olan işverenlerin ve ücreti alacak olan işçilerin temsilcileriyle hükümet yani devlet bir masa başına oturup, en az ücretin ne kadar olduğunu belirlemektedir. Bütçe gibi asgari ücretin belirlenmesi de ilk bakışta temsili demokrasiye uygundur.
Toplumun bütününün bir yıl içinde yaşamını doğrudan belirleyecek olan bütçe ve asgari ücretin hangi toplum kesiminin taleplerini, ihtiyaçlarını karşılayıp karşılamadığı, toplumdaki farklı çıkarlar arasında bir denge oluşturup oluşturamadığı o ülkedeki demokrasinin gerçek mi yoksa göstermelik mi olduğunun da göstergesi olacaktır.
Örneğin bütçe gelirlerinin yüzde 86.4’ünün vergi gelirlerinden oluştuğu bir ülkede sermayeden doğrudan alınan kurumlar vergisinin oranı sadece yüzde 8.9, toplumun ödediği dolaylı vergiler yüzde 70 ise ve işletmelerin birçoğu yanlarında çalışan asgari ücretli işçi kadar bile gelir vergisi ödemiyorsa, bu bütçenin demokratik bir bütçe olduğu söylenemez. Aynı şekilde bütçe giderleri içinde kamu sağlık hizmetleri için ayrılan pay 18.4 milyar iken sadece emniyet teşkilatı, jandarma ve MİT için ayrılan pay 24 milyarı buluyorsa; Milli Savunma Bakanlığı, cezaevleri gibi diğer kurumlarla birlikte güvenlik amaçlı harcamalara ayrılan pay Milli Eğitim Bakanlığının bütçesini aşıyorsa demokrasinin adından bile söz edilemez.
Benzer durum asgari ücret için de geçerlidir. Genel tanımı gereği ücret, emek gücünün üretim sürecinde yarattığı değerin karşılığıdır; asgari ücret ise diğer ödemeler olmadan, işçiye verilmesi gereken en az miktarı ifade eder. Oysa Türkiye’de asgari ücret sadece belirlendiği dönemdeki en az ücret olmaktan çıkmış ortalama ücret haline gelmiştir. Üniversite mezunları da dahil olmak üzere emekçilerin çok büyük bölümü asgari ücret veya asgari ücretin altında bir ücretle çalıştırılmaktadır. Asgari ücretin üzerinde ücret alanların ise önemli bölümünün sigorta primleri ve kıdem tazminatları asgari ücret üzerinden yatırılmaktadır. Dolayısıyla asgari ücreti Türkiye’de milyonlarca emekçinin üretime katkısı yok sayılarak belirlenen bir asgari yaşam geliri olarak değerlendirmek gerekir.
Günde en az 10-12 saat ter döken emekçinin emeğini yok sayan asgari ücret uygulaması, tek kişinin ihtiyaçları üzerinden belirlenmesi nedeniyle emekçiyi toplumsal bir varlık yani insan olarak da görmemektedir. Kaldı ki asgari ücret olarak belirlenen miktar tek bir emekçinin bile insanca yaşayabileceği bir miktarın çok uzağında kalmaktadır. Milyonlarca emekçinin emeğini, alın terini yok sayan, emekçiyi insan yerine koymayan asgari ücret uygulamasının da demokrasiyle uzaktan yakından ilgisi olamayacağı aşikardır.
O halde sorulması gereken şudur: Bütçenin de asgari ücretin de belirlenme süreci temsili demokrasinin kurallarına uygun ise toplumun çok geniş kesimlerini görmezden gelen içeriğiyle demokrasiden neden bu kadar uzaktır’
Sorunun cevabı açıktır: Siyasi Partiler Kanunu, seçim sistemi, Sendikalar Kanunu başta olmak üzere hemen tüm mevzuat ve bu mevzuatı yaşama geçiren yürütme ve yargı organları, toplumu örgütsüzleştirme, baskı altında tutma ve hegemonyayı daha da güçlendirme anlayışına sahiptir. Dolayısıyla demokrasinin gereği olarak kabul edilen tüm kurumlar, göstermelik olmanın ötesine geç(e)memekte, karşımıza toplumun çok geniş kesimlerinin ezildiği sömürüldüğü son derece antidemokratik bir tablo çıkmaktadır.
Göstermelik demokrasinin gerçek demokrasi haline gelmesi için her türlü baskıya rağmen toplum güçlerinin partileriyle, sendikalarıyla ve diğer demokratik örgütlenmeleriyle yılmadan ve güçlerini bir araya getirerek mücadele etmesinden başka çare yoktur.

‘13.12.2013 – EVRENSEL