ERKAN AYDOĞANOĞLU: KIDEMDE SONA DOĞRU (21.11.2013)

225

İşçi sınıfının bugününü ve geleceğini yakından ilgilendiren “kıdem tazminatı fonu” tartışmalarında sona yaklaşıldı. Bugüne kadar sürekli vurgulanan “uzlaşma” söylemleri bu defa işe yaramamış gibi görünüyor. Hükümetin kıdem tazminatı konusunda işçilerin, hatta patronların bile yanaşmadığı bir değişikliğe gitmeme eğilimi arttı. Yine de her şey önümüzdeki hafta yapılacak olan son toplantıda netleşecek.
Sürecin başından itibaren bu köşede sıkça vurguladığımız gibi, kıdem tazminatı fonu tartışmalarında temel sorun fona yüzde kaç para yatırılacağı değil, fon sisteminin bizzat kendisiydi. Çünkü kıdem tazminatında fon sistemine geçilmesi demek, bugün işçilerin sahip olduğu pek çok haktan ve güvencelerden peşinen vazgeçmesi anlamına geliyordu. Bu konuda sendikalar ve işçiler arasında giderek artan bir duyarlılık ve eylemliliğin ortaya çıkması, en azından şimdilik işçilerin bugünleri ve gelecekleri açısından önemli bir tehlikeyi savuşturmanın arifesinde olduğumuzu gösteriyor.
Kıdem tazminatının fona devri ihtimali azalmış olsa da, mevcut uygulamada yaşanan sorunlar bütün ağırlığıyla devam etmesi, sendikaların hiç rehavete kapılmadan, işçilerin kıdem tazminatını ile ilgili sorunlarını öncelikli gündem yapmasını gerektiriyor. Son dönemde işçiler arasında oluşturulan duyarlılığın canlı tutulması, hem kıdem tazminatını alma koşullarında yaşanan sorunların çözümü için sendikaların somut adımlar atması, hem de hükümetin son dakika sürprizlerine karşı hazırlıklı olmak açısından önemli.
  Bugün kıdem tazminatına yasal olarak hak kazandıkları halde fiilen alamayan çok sayıda işçi olduğu bir gerçek. İşçilerin büyük bölümü en azından dava yoluyla tazminatlarını alabilecekken,  çok sayıda fiili engellerle karşı karşıya kalıyorlar. Ücretlerini düzenli olarak alamayan, sigortası hiç yatmayan ya da eksik yatan, kısmi süreli çalışan, asgari ücretin altında çalıştırılanların kıdem tazminatını ve diğer haklarını güvence altına alan herhangi bir düzenleme ya da yaptırım da söz konusu değil.
Patronlara hemen her konuda güvence veren hükümet, son olarak FENİŞ işçileri örneğinde olduğu gibi, işçilerin kıdem tazminatını devlet güvencesi altına alan bir düzenleme yapmadıkça, hukuken kıdem tazminatı hakları olmasına rağmen, fiilen bu hakkı elde eden işçilerin sayısının sınırlı olması kaçınılmaz. Sayıları hiç de az olmayan bu durumdaki işçilerin kıdem tazminatı hazine tarafından peşin ödenip, daha sonra icra yoluyla işçilerin alacağı tahsil edebileceği bir sistem kurulabilirse, kıdem fonuna gerekçe olarak gösterilen en önemli gerekçe ortadan kaldırılabilir.
 Kıdem tazminatı fonu üzerinden aylardır yürütülen yalan propagandanın özellikle kayıt dışı ve taşeronda çalışan çalışanları arasında destek bulmasının en önemli nedeninin mevcut uygulamada yaşanan sorunlar olduğunu unutmayalım.
İşçilerin kıdem tazminatı almaları önündeki bütün fiili engellerin kaldırılması ve kıdem tazminatı alma koşullarının kolaylaştırılarak devlet güvencesine alınması gündemiyle işçiler arasındaki mevcut duyarlılık sürdürülmelidir. Bu noktada özellikle sendikalı işçiler açısından önemli bir sorun olan kıdem tavanı uygulamasının kaldırılması, işçilerin, 1980 öncesinde olduğu gibi, bütün kazançları üzerinden kıdem tazminatı alması talep edilmelidir.
Kıdem tazminatı başta olmak üzere, tüm diğer işçi sorunları üzerinden yürütülecek bir sendikal mücadele, hem işçilerin, hem de sendikaların kendilerini yeniden örgütlemelerini kolaylaştırabilir.  Bu şekilde sendikalar sadece hükümetin saldırıları karşısında harekete geçen, refleks gösteren “protesto örgütleri” olmaktan çıkarak, giderek uzaklaştıkları işçi sınıfına yeniden yaklaşmak için ilk adımlarını atabilirler.

21.11.2013 – EVRENSEL