ÖZGÜR MÜFTÜOĞLU: ORTAKLAŞAMAYAN MÜCADELE VE KIDEM TAZMİNATI (15.11.2013)

225

1980’li yıllarla birlikte neoliberal politikaların toplumsal tepkiye neden olmadan uygulamaya konulabilmesinin en önemli nedeni hiç kuşkusuz 12 Eylül darbesinin örgütlü işçi sınıfının ve toplumsal muhalefetin üzerinden silindir gibi geçmesiydi. Ancak 1989 Bahar Eylemleriyle birlikte işçi sınıfı toparlanmaya başladı ve emekçiler 1980 sonrasındaki kayıplarını kısmen de olsa telafi etti. Bahar Eylemleriyle birlikte emekçiler geçmişteki kayıplarını telafi etti etmesine ama bu sadece kayıtlı çalışan emekçiler içindi. Eylemlerin önünü çeken sendikalar, 1980 sonrasında hızla artan kayıt dışı çalışanları bu mücadeleye katmayı ve onların haklarını savunmayı unutmuşlardı.
1989’lardaki eylemlilik süreci sadece maddi kayıpları telafi etmek üzerine oturtulduğu ve Türkiye’de sınıf mücadelesinin önünde engel oluşturan yasalar ile Kürt sorununun çözüme kavuşturulduğu demokratik bir düzeni fazlaca önemsemediği için elde edilen kazanımlar da kalıcı olmamıştır. Bu dönemde tek başına iktidar olan ANAP bu eylemliliklerin sonucunda iktidardan uzaklaştırılmıştır ama onun yerine gelen DYP-SHP koalisyonu emekçilerin haklarını korumak bir tarafa hakları ortadan kaldırmak için çok daha büyük gayret sarf etmiştir. 1990’lı yılların ilk birkaç yılından sonra artan katliam, suikast ve çatışma ortamının gölgesinde işçi hareketleri gerilemiş ve 1989’da elde edilen bütün kazanımlar hızla ortadan kalkmaya başlamıştır.
1990’lı yıllarda işçi hareketlerinin gerilemesinden güç alan siyasi iktidarlar, kamu işletmelerini birer birer özelleştirmeye başlamıştır. Bu süreçte de işçiler ve sendikalar karşı karşıya oldukları saldırıyı bütünlüklü olarak görememiş ve sıra kendi çalıştığı işletmeye gelene kadar özelleştirmeye karşı çıkmamış, ortak bir mücadele iradesi gösterememiştir.
2001 krizi sonrasında hızlanan neoliberal yapısal uyum programları, emekçilerin kazanılmış haklarına yönelik saldırıları da hızlandırmıştır. İlk olarak İş Kanunu’nun esnek çalışmayı kural haline getirecek biçimde değiştirilmesi gündeme gelmiş, işçi sendikaları buna karşı yetersiz de olsa bir mücadele yürütürken, kamu emekçileri kendilerini ilgilendirmediğini düşünerek bu mücadeleye katılmamıştır. Ancak 4857 sayılı İş Kanunu yürürlüğe girip esnek çalışma kural haline gelir gelmez, kamu personel reformu adı altında kamuda da esnek çalışmanın uygulanması gündeme gelmiştir. Devlet Memurları Kanunu henüz esnekliği içerecek biçimde değişmemişse de fiilen kamuda esnek çalışma hızla yaygınlaşmaya başlamıştır.
Diğer taraftan kamu hizmetlerinin piyasalaşma süreçleri ve buna bağlı olarak da çalışma rejimindeki değişiklikler de yine sadece piyasalaştırılmakta olan kurumlardaki kamu emekçilerinin sorunu olarak görülmüş ve sahiplenilmemiştir. Örneğin 4+4+4 eğitim sistemi öğretmenlerin; kamu hastane birlikleri sağlık emekçilerinin; yüksek öğrenim yasası üniversite emekçilerinin sorunu olarak görülmüş ve sonuçta da bu kurumlarda çalışan emekçilerin cılız mücadeleleri başarıya ulaşamamıştır.
1980’den bu yana emekçiler kendilerine yönelik topyekün saldırılar karşısında parçalı bir mücadele yürütmeye çalıştıkları için başarısız olmuşlardır. Şimdi aynı durum kıdem tazminatı için geçerlidir. Yıllık 30 gün üzerinden hesaplanan kıdem tazminatı hükümetin ve işverenlerin istediği gibi 18 ya da 12 gün üzerinden hesaplanırsa, memurların da emeklilik ikramiyelerini yıllık 30 gün üzerinden alabilmelerinin olanağı kalmayacaktır. Kıdem tazminatı bu doğrultuda değişirse, memur ikramiyelerine ilişkin düzenleme de en kısa zamanda değişecektir. Yukarıda anılan birçok örnekte olduğu gibi…
Sözün özü:  Bugün hangi emekçiye hangi sendikacıya sorsanız kendisinin karşı karşıya olduğu sorun için emekçilerin neden birlikte olmadığından yakınır. Ama bir türlü emekçilere yönelik saldırılar bütünlüklü olarak görülüp mücadeleler ortaklaştırılamaz. Artık geçmiş deneyimlerden, ödenen bedellerden ders çıkartmanın, öğrenmenin zamanı gelmiş de geçmektedir. Türkiye işçi sınıfının en önemli kazanımlarından olan kıdem tazminatı, savunmak için elimizde kalan birkaç haktan biridir. Hiç olmazsa bunun için işçisiyle kamu emekçisiyle, beyaz yakalısıyla mavi yakalısıyla bir araya gelip mücadele ortaklaştırılmalıdır (!)

‘15.11.2013 – EVRENSEL