ASLI AYDIN: EKONOMİDE SINIR NERESİ? (14.11.2013)

238

AKP’nin ekonomik alanda sınıra yaklaştığı pekâlâ ortada.
2002 yılında iktidara geldiğinde krizin dip noktasını yakalamış bir ekonomiyi devralarak küresel mali sermayenin “yürü ya kulum” demesiyle sermaye kesimleri nezdinde “başarılı” bir ekonomi grafiği tutturan AKP, şimdi böyle bir desteği arkasında bulamıyor ve kurduğu rejimin ekonomi ayağı hızla çöküyor.
Bunu nereden mi anlıyoruz. Ekonomik alanın dış çeperinden merkezine kadar indiğimizde tüm parametreler alarm veriyor da oradan. İşte birkaç örnek…
1-Enflasyon Hortladı!
2000’li yıllarda yüzde 60’lara ulaşan enflasyon oranı 2001 yılında kurgulanan “Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı” kapsamında sıkı para ve maliye politikası ile dizginlenmişti. Buradaki kurgu kısaca şöyleydi, finans kapitalin baş düşmanı/ amortismanı olan enflasyon belli bir hedefte tutularak makro değişkenler bu hedefe göre belirlenecek ve hükümet olağanca gücü ile kamu bütçesinde tasarruf yapacak, kamu yatırımlarını azaltacak, hizmet üretimini piyasaya terk edecekti.
Türkiye’de sıcak paranın ülkeye çekilmesindeki baş cazibe olan enflasyonun düşük tutulması, bugüne kadar yine sıcak para girişleriyle sağlandı. Küresel sermaye ile ‘kazan- kazan’ anlaşması yapan bu düzenin sağlayıcıları sıcak paranın ülkeye girişi ile döviz kurunu düşük tutmayı becerebildi ve bu sayede bugüne kadar enflasyonu nispeten kontrol edebildi.
Fakat artık neoliberal politika uygulayıcılarının bugüne kadar yüksek faiz ile besledikleri sermayenin ülkeyi terk etmeye başlaması sonucunda bu çarkın durduğu ve tersine işlemeye başladığını görüyoruz.
Üretim yapısı içindeki yüksek ithalat bağımlılığı, döviz kurlarının yükselmesi ile temel mal fiyatlarında maliyet yönlü bir artışa neden oluyor. Mali piyasalara aktif müdahale yeteneğini kaybeden Merkez Bankası ise bu artışa sadece seyirci kalabiliyor.
Enflasyon oranındaki bu yükselme, ekonomi yönetimi için daha sıkı para bir politikası ihtiyacını da ortaya koyuyor. Bu da faiz ahkâmları kesen hükümetin aslında ne kadar aciz olduğunu gözler önüne serercesine enflasyonist ortamların en birinci silahı olan faiz artışını kaçınılmaz kılıyor.


131px; width: 300px;”>

2- AKP’nin ekonomik büyümesinin kaynakları patladı!
AKP ekonomide büyümenin ana kaynaklarını dış tasarruflar ve iç talep olarak belirlemişti. Dış tasarrufların artık Türkiye’yi cazip bir alan olarak görmediği, küresel konjonktürün yanında içerideki ekonomik ve siyasi istikrarsızlık algılarından ve enflasyon duvarından çok net belli. AKP ekonomiye dair hazırladığı yıllık planları, Orta Vadeli Program’da yer alan hedefleri her ne kadar sıcak para akışının devam edeceğine dair varsayımlara dayandırsa da ABD’nin, kapitalizmin merkez noktasından “gelecek yıl zor geçecek!” açıklamaları bu varsayımları çürütüyor. Bu kapsamda fazla iyimser olan AKP’nin hazırladığı programların, öngörü ve hedeflerin “dikkate alınmaya değer” özelliğinden yoksun olduğunun altını bir kez daha çizmekte yarar var.
Bununla birlikte dış kaynağın gerilemesine bağlı olarak iç talepteki canlanma varsayımı da hayal! Nasıl olacak bu iş’ Reel ücretler ve satın alma gücündeki gerilemeye rağmen borçlanma kanalıyla bugüne kadar iç talepte canlanma yaratıldı. 2002 yılında tüketici kredileri 2,3 milyar lira iken 2012 yılında 186 milyar liraya fırladı. Bugün bu rakamın 230 milyar lirayı geçtiğini biliyoruz. Tüm bu mekanizmanın şimdi bedelini borçlu halk ödüyor. Kaldı ki 1 milyon 600 bin kişi de borcunu ödeyemez durumda. Tüm bu sonuçların artık giderek daha yüksek boyutlara ulaşan bir sorun haline dönmesine rağmen, AKP yine -tüm tasarrufçu söylemleri hikaye- geleceğini halkın borçlanmasına dönük umudunun üzerine kurmaktan vazgeçmiyor.
Kabaca bugün ekonomi idaresinin tutum ve davranışları incelendiğinde “bir rüyanın” sonuna geldikleri bilincine hakim olduklarını kolayca gözlemleyebiliyoruz. Ne var ki hesap verebilirlikten uzak bu yönetimin gerçekleri kamuoyuyla paylaşma cesaretinden de hala yoksun olmaları işlerini daha da zorlaştırıyor. Çünkü artık kendi çevrelerine de inandırıcı değiller.

‘14.11.2013 – BİRGÜN