HAYRİ KOZANOĞLU: KASVETLİ BİLİM: EKONOMİ (12.11.2013)

264

Ekonomiye “kasvetli bilim” de denir. Bu adlandırmanın kaynağının, “neşeli bilim” diye anılan şiire nazire olarak 19. Yüzyıl Viktorya çağı tarihçisi Thomas Carlyle olduğu kabul edilir. Çünkü ekonomistler hiç de iyi, yüz güldürecek haberler vermezler. Gerçi Carlyle’a ilham veren Thomas Malthus’un, gıda üretiminin nüfus artışına ayak uyduramayacağı, insanlığın açlığa mahkum olacağı tezini yaşam yalanladı ama, küresel kapitalizmde yoksulluk, işsizlik hala diz boyu…

2013 Nobel iktisat ödülüne layık görülenlerden biri Robert J. Shiller son makalesinde, “Ekonomi bir bilim midir'” sorusunu masaya yatırıyor. Ekonominin, atomun hareket kanunları veya yaşayan hücrelerin gizlerinin çözülmesi gibi temellere dayanmayıp, ekonomi politikası önerilerine odaklanması nedeniyle fizik, kimya gibi bilimlerle kıyaslandığında küçümsendiğinden dert yanıyor. Siyah Kuğu kitabının yazarı Nesim Talib’in,”şarlatanlıllarınızı denklemlerle gizleyebilirsiniz ve tekrar edilebilir deneyler yapmak zorunda olmadığınız için bunun kimse farkına varmaz” eleştirisini de üzerine alınarak, “matematiksel öngörüye insan faktörünü katabilmek bütün mesele” şeklinde cevap veriyor. Shiller’e göre ekonomi geliştikçe kendi yöntemlerini ve kanıtlarını genişletecek, bilim yanı güçlenecek, şarlatanlar teşhir edilecek.

Demek ki, hala yeterince gelişmemiş bir disiplinle karşı karşıyayız. Üstelik neoliberal çağda makbul ekonomistler insanlığın sorunlarını çözecek, insani ihtiyaçların daha kapsamlı tatminine yönelik politikalar geliştirmek yerine bunun tam tersini yapıyor, ekonominin çözümsüzlüklerini meşrulaştırmaya çalışıyorlar, kitlelerden yoksulluk ve yoksunluğa itirazsız rıza göstermelerini vazediyorlar. İşsiz misiniz’ Öyleyse iş gücü piyasasının talep ettiği bilgi ve becerilerle kendinizi donatamadığınız için bu yazgıyla karşılaştınız, sonucu kabullenmek zorundasınız. Ekonominin düzlüğe çıkması için, sizin hiçbir sorumluluğunuz bulunmayan bir ekonomik krizin getirdiği kemer sıkma politikalarına sitemsiz boyun eğmeniz gerekiyor v.b. Öyleyse prestij kazanmak istiyorsa, öncelikle ekonominin çözümsüzlüğü bilim diye sunmak yerine, en azından işsizliğin, gelir dağılımı bozukluğunun, ekolojik yıkımın çözümlerini meçhul bir geleceğe havale etmeyip, somut çözümler üretmesi gerekiyor.

Amerikan ekonomisinin Ekim’de 200 bin yeni istihdam yarattığı haberi, dünya ekonomisinde geçtiğimiz haftanın hikayesini oluşturdu. Hükümetin kapandığı döneme denk gelen bu verinin ne ölçüde sağlıklı olduğu tartışmalı. Bu istatistiği, doğru bile kabul etsek, rakamlar ABD’de istihdamın krizin patlak verdiği 2007 sonundan 1.7 milyon daha düşük olduğunu gösteriyor. Buna karşın şirket karlarının yükseldiği, borsaların zirvelerin keyfini çıkardığı bir konjonktür yaşıyoruz.

Merkez bankalarının merkez bankası olarak da bilinen Uluslararası Ödemeler Bankası’nın eski baş ekonomisti William White, küresel krizin yaklaştığını önceden gören çok az sayıda uzmandan biriydi. White geçtiğimiz günlerde durumun 2007’ye benzediğini, hatta daha da vahim olduğunu söyledi. White’a göre, tüm önceki dengesizlikler yerli yerinde duruyor. Üstelik de gelişmiş ülkelerde GSMH’nın yüzdesi olarak toplam kamu ve özel borçlar 30 puan daha yukarıda. Yükselen ülkelerde her an patlayabilecek balonlar da oluşmuş durumda. Dünya bol likiditenin, ucuz paranın adeta müptelası haline geldi, sistem bir kez daha çatırdarsa bu kez elde cephane kalmadı.

Kısaca, dünya binmiş ucuz para diye bir alamete, gidiyor kıyamete. Ekonomide geniş kapsamlı bir bolluk ve esenlik evresi, “herkesin gemilerinin yüzmesi” şeklinde ifade edilir. Korkulur ki, küresel ekonomide öyle bir tufanın mayaları gelişiyor ki, “herkesin gemileri birlikte batacak”.

Kasvetli bilime ilişkin bir yazıya, herhalde böyle bir son yakışırdı…

Hem Taraftılar, Hem de Taraftar

Şu bedbin günlerde, Chedjou’nun ani bir plonjonu sonucunda benim türümdekiler ilaç kabilinden mütebessim bir gece geçirdiler. Odatv aynı gece Ahmet Atakan’ın “Yaşasın Renklerin Kardeşliği” pankartı arkasında Fenerbahçe formalı bir resmini yayınladı. Bu genç ve yürekli çocuklar bugün aramızda olsalardı; Ahmet muhtemelen, yine Antakya Armutlu mahallesinin çocuğu, sarı-kırmızı renklere gönül vermiş Abdullah Cömert’i usul usul kızdıracak, belki de hemşehrileri koyu Fenerli Ali İsmail, “Abdo can bizi Saraçoğlu’nda son yendiğiniz maçı anımsıyor musun'” diye, Eskişehir’den muzip bir SMS yollayacaktı. Taraf ve taraftar olmayı bilen Antakya’nın bu güzel çocuklarının anıları bizlerde yaşayacak, veballeri mahşere kadar zalimlerin boynunda sallanacak…

‘12.11.2013 – BİRGÜN