ERKAN AYDOĞANOĞLU: KİMİN BÜTÇESİ (24.10.2013)

231

Bütçeler, bir ülke ekonomisinin, hatta siyaset mekanizmasının temel sınıfsal yönelimlerini,  milli gelirden kimlerin ne kadar pay alacağının önceden belirlendiği belgeler olarak, hükümetin sınıfsal ve siyasal tercihlerini en somut olarak yansıtan metinlerdir.

Türkiye’nin kapitalist sisteme uyum sağlamak amacıyla alınan 24 Ocak 1980 kararlarının hayata geçirilme sürecinden bu yana kurulan bütün hükümetler, ülke ekonomisinin yıllık gelir ve harcamalarını gösteren bütçeleri oluştururken, halkın değil yerli ve yabancı sermaye örgütlerinin ihtiyaçları ve beklentileri doğrultusunda hareket ettiler.

1980 sonrası oluşturulan merkezi bütçelerin piyasa mekanizması ile hızlı bir bütünleşme, hatta iç içe girmiş olması, kamuya (halka) ait kaynakların, kamu hizmetlerinin dışındaki alanlara aktarılarak, kamu hizmetlerinin hızla piyasa ilişkileri içine çekilmesi sonucunu doğurdu.

Bütçe kaynaklarının nasıl kullanılacağı sorunu gündeme geldiğinde ya da emek örgütleri tarafından kaynakların herkesin ihtiyacına göre adilce bölüşülmesi talep edildiğinde, kaynakların denetimini elinde tutan siyasi iktidar temsilcileri hemen “kaynak yok” yalanına sarılıyorlar. Nedense hep halkın ihtiyaçları gündeme geldiğinde ya da emekçiler en temel ekonomik sorunlarının çözülmesini talep ettiklerinde, patronlara bir kalemde aktarılan bütün kaynaklar, birden bire buharlaşıyor. Sırf bu durumun kendisi bile, bütçe kaynakları üzerinde uygulamada tek söz sahibi olan hükümetin sınıfsal tercihlerini net bir şekilde gösteriyor.

Yoksul halk kesimlerinin, emekçilerin talepleri gündeme geldiğinde, “Kaynak yok” yalanına sarılanlar, halkın üç kuruşluk kazancını elinden almak için her fırsatta yeni vergilere ve zamlara başvurmaktan çekinmiyorlar. Türkiye’de vergi gelirlerinin büyük bölümü ücretli emekçilerin gelirleri üzerinden karşılanırken, gelirlerin bölüşümü aşamasında en küçük payı alanların, bütçe gelirlerinin artmasında en çok payı olan ücretli emekçiler olduğu gerçeği her fırsatta gizleniyor.

AKP’nin 11 yıllık iktidarı döneminde bütçeler üzerinden gittikçe yoksullaşan halkın sırtına yüklenen dolaylı vergiler sürekli arttı. Halkın geniş bir kesimi artan vergiler ve zamlarla her fırsatta ezilirken, özel sektöre “teşvik” adı altında yapılan kaynak transferleri, vergi indirimleri, faiz ödemelerinde sağlanan avantajlar, yandaş holdinglerin vergi borçlarının büyük bölümünün silinmesi gibi uygulamalar hız kesmeden devam ediyor.

AKP Hükümetinin kamu harcamalarını halkın ihtiyaçları doğrultusunda arttırmak, istihdama yeterli kaynak ayırmak, asgari ücreti tamamen vergi dışı bırakmak, temel tüketim malları üzerindeki KDV’yi sıfırlamak, işçi ve emekçilerin temel ekonomik ve sosyal ihtiyaçlarını karşılayacak ücret politikaları uygulamak gibi bir derdi olmadığı açıkça görülüyor. Bu durum, AKP Hükümeti ve Başbakan’ın her fırsatta iddia ettikleri gibi fakir fukaranın, garip gurebanın değil, sadece sermaye çevrelerinin çıkarlarının savunucu olduğunun somut ispatı niteliğinde.

Bugüne kadar sendikalar cephesinden 2014 bütçesi hazırlıkları ile ilgili en küçük bir itiraz ya da eleştirinin çıkmamış olması dikkat edici ve üzerinde düşünülmesi gereken bir durum. 2014 bütçesi ile ilgili olarak sendikalar cephesindeki derin sessizlik ve tepkisizlik durumu, örgütlü emekçilerin içine itildiği karamsarlığı daha da arttırırken, örgütsüz milyonların halini bir düşünün.

Halkın ve emek örgütlerinin taleplerinin tamamıyla dışlandığı, mutfağında yerli ve yabancı tekellerin, uluslararası yatırım ve finans örgütlerinin beklentilerine paralel olarak hazırlanmış olan 2014 bütçesinin, tıpkı öncekiler gibi, halk için hazırlanmış bir bütçe olduğunu söylemek mümkün değildir.

‘24.10.2013 – EVRENSEL