MEHMET Y. YILMAZ: ONLAR İÇİN KADININ ADI HİÇ OLMADI (07.10.2013)

240

BAŞBAKAN’ın üzerinde aylarca çalıştığı demokratikleşme paketinden çıkan elle tutulur en önemli gelişme, kamu kesiminde çalışan kadınların isterlerse türban takabilecekleri oldu.

11 yıllık AKP iktidarının kamu kesiminde izlediği istihdam politikasının özelliği, tek kelimeyle özetleyecek olursak “partizanlık” oldu.
Siyasal yakınlık, kamu kesiminde liyakatin ve bilginin önüne hiçbir dönemde bu kadar geçmemişti.
Bunun yanı sıra önemli bir gelişme de kamu kesiminde üst düzey görevlerdeki kadın sayısının azalmasıydı.
Bugün iktidarda olan zihniyetin en belirgin düşüncesi zaten “Kadının yeri evidir” şeklinde özetlenebilir.
Bir yandan kamu kesiminde yönetici pozisyonların partizanca dağıtılmasındaki ısrarın, diğer yandan “Kadının yeri evidir” düşüncesinin doğal sonucu bu oldu.
Şimdi kamu kesiminde kadınların türban takabilmelerine olanak sağlayacak düzenlemeler bunu ne kadar değiştirecek, göreceğiz.
Kişisel görüşüm, çok şey değişmeyeceği yönündedir.
Hiçbir icracı bakanlığa bugüne kadar herhangi bir kadın bakan tayin etmeyen zihniyet, aynı yolda ilerleyecektir.
Öte yandan şöyle bir gerçek daha var: Bu tanımı pek sevmiyorum ama sözü uzatmamak için kullanmak zorundayım, “yeşil sermaye” de kadın istihdamına pek sıcak bakmadı.
Türbanlı kadınlara iş verebilirlerdi, vermediler.
Kişisel asistanlarının bile erkeklerden seçildiğine dikkat etmişsinizdir.
Gerekçe açıkça söylenmese bile kafalarının gerisinde hep aynıydı: Kadının yeri evidir!Şimdi “kamuda türban serbest” diye bu eğilimlerinden vazgeçebileceklerini düşünmek, saflık olur.
Sonuç olarak diyeceğim şudur ki, türbanlı kadınların “çilesi” bitmeyecek.
Böylece “türban mağduriyetinin” esasen siyasal bir silah olarak kullanılmış olduğu, iktidardaki zihniyetin kadın haklarını, kadınların özgürce sosyal yaşam içinde yer alma taleplerini umursamadığı da net şekilde ortaya çıkacak.

Polis devleti için bir adım daha

PAKETLER açılıyor-kapanıyor derken, vara vara gelebildiğimiz yer bir kez daha “polis vazife ve selahiyetleri” oldu!
Dün gazetemizde yayımlanan Nuray Babacan’ın haberine göre, AKP, polisin yetkilerini artıran bir paket hazırlıyor.
Hükümetin son hazırlığı şu: Polis eylem yapma ihtimali olduğunu düşündüğü herkesi hâkim ve savcı talebine gerek duymadan 24 saate kadar gözaltında tutabilecek.Bundan sonra polis, tipini beğenmediği “Eylem yapma hazırlığı içinde olabilir” dediği herkesi kolayca gözaltına alabilecek.
Bu bir hukuk devletinde değil, ancak polis devletinde söz konusu olabilecek bir uygulamadır.
Gerçi uzun süredir polisin hem savcı hem de yargıç olarak faaliyet gösterdiğini biliyoruz.Polis fezlekesinin iddianame, iddianamenin de yargı kararı olduğunu çok gördük.Şimdi bir adım daha atılıyor, aradan savcı ve yargıç da çıkarılıyor ki polis, muhaliflere göz açtırmasın.
Toplantı ve protesto gösterisi yapma hakkı, kaynağını Avrupa sözleşmesinden alan, insan hakları mahkemesi kararlarıyla da pekiştirilip, güçlendirilen bir haktır.
Gösteri barışçı olarak sürdüğü sürece buna yönelik müdahale hak ihlalidir.
Türkiye’de bu hak ihlali meselesi zaten bir kronik sorun halini almıştı, şimdi o hakkın ihlal edildiği yetmiyor olmalı ki bir de “özgürlük hakkının ihlali” bir tür “polis hakkına” dönüştürülüyor.

Savcılara temel hukuk bilgisi kursu

YARGIÇLAR Sendikası Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu hakkında 2 yıl 6 aydan 11 yıla kadar hapis cezası istemi ile dava açıldı.
Davanın konusu, Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasası’na muhalefet ettiği iddiası.Eminağaoğlu’na yöneltilen bir suçlama da onunla aynı eyleme katılan CHP Grup Başkan Vekili Emine Ülker Tarhan ile CHP milletvekilleri Nur Serter, İdris Yıldız ve İzzet Çetin’in varlığından kaynaklanan nüfuzu kullanmak.
Bunu nasıl yapmış anlamadım ama hiç anlamadığım asıl konu “yasaya muhalefet” meselesi.Olay şöyle olmuş:
Gezi protestoları sırasında 300 kişilik bir grup Ankara’da Kennedy Caddesi’nde toplanmış.Polis, çevreye herhangi bir saldırganlık içinde bulunmayan topluluğa dağılma emri vermiş, bunun için anons yapmış. “Dağılmazsanız zorla dağıtacağız” anonsu!
İddianameye göre bunun üzerine Eminağaoğlu polise şöyle demiş:
“Bu böyle olmaz, anons yapmaya gerek yok, müdahaleye gerek yok, burada hepimizin amacı demokratik eylem yapmak. Burada tek amaç dağıtmak değil, eylemi barışçıl tutmak. Şu sıradan güvenlik çemberi koyacağız, hepimiz birbirimize desteğiz, burada güçlü durabilmemiz için buraya güvenlik çemberi koyacağız”.
Söylediği söz, AİHM kararlarıyla da çerçevesi iyice kesin olarak çizilen toplantı ve gösteri yapma hakkının korunması ile ilgili.
Bir olay yok, saldırganlık yok, çevreye verilen bir zarar yok!
Ama nasıl olabiliyorsa bu nedenle dava açılıyor, 11 yıla kadar da hapsi isteniyor, yargıçlık görevinden atılması isteği de cabası!
Öyle görünüyor ki HSYK’nın vakit geçirmeden savcılar ve yargıçlar için bir kurs düzenlemesi gerekiyor.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin bir iç hukuk metni olduğunu, AİHM kararlarının iç hukukumuzda da geçerliliği olan içtihatlar olduğunu iyice belletmek için bir kurs!

07.10.2013 – HÜRRİYET